Türkbilim >> Atatürk >> Yapıtları >> Söylev (Nutuk) - 2) Ulusal Örgütlerin Kurulması ve Kurultaylar

Türkbilim

Türkbilim

 

 

 

          2) Ulusal Örgütlerin Kurulması ve Kurultaylar :

          Ulusal Örgütün Kurulması ve Ulusun Uyarılması

         Bir hafta kadar Samsun'da ve 25 Mayıs'tan 12 Haziran'a dek Havza'da kaldıktan sonra Amasya'ya gittim. Bu süre içinde bütün yurtta ulusal örgüt kurulması gereğini bir genelgeyle bütün komutanlara ve sivil yönetim amirlerine bildirdim.

         Dikkate değer bir noktadır ki İzmir'in, onun arkasından da Manisa ve Aydın'ın işgal edilmesiyle yapılan saldırı ve zalimliklere ilişkin ulus daha aydınlanmamış; ulusal varlığa vurulan bu korkunç darbeye karşı açıktan açığa herhangi bir tepki ve şikayet gösterilmemişti. Ulusun, bu haksız darbe karşısında, sessiz ve hareketsiz kalması, elbette kendi lehine yorumlanamazdı. Onun için ulusu uyarıp harekete getirmek gerekirdi. Bu amaçla 28 Mayıs 1919 tarihinde valilere ve bağımsız mutasarrıflıklara, Erzurum'da 15'inci Kolordu, Ankara'da 20'nci Kolordu ve Diyarbakır'da l3'üncü Kolordu Komutanlıklarına, Konya'da Ordu Müfettişliği'ne şu yolda birer genelge gönderdim:

         İzmir'in ve ne yazık ki bunun arkasından da Manisa ve Aydın'ın işgal edilmesi, gelecekteki tehlikeyi daha açık olarak sezdirmiştir. Yurt bütünlüğümüzün korunması için ulusça gösterilen tepkinin daha canlı ve sürekli olması gerekir. Yaşayışımızda ve ulusal bağımsızlığımızda gedikler açan işgal ve ilhak gibi olaylar, bütün ulusa kan ağlatmaktadır. Istıraplar dindirilemiyor. Sindirilmesi ve katlanılması olanaklı olmayan bu duruma derhal son verilmesinin bütün uygar uluslar ile büyük devletlerin adalet ve etkinliğinden sabırsızlıkla beklendiğini göstermek amacıyla, önümüzdeki hafta içinde ve çeşitli illere göre, pazartesi başlayıp çarşamba günü başvurunun arkası alınmak üzere, büyük ve heyecanlı mitingler yapılarak ulusal gösterilerde bulunulması, bunun bütün kasaba ve köylere dek yaygınlaştırılması, bütün büyük devletlerin temsilcileriyle Bâbıâli'ye etkileyici telgraflar çekilmesi, yabancıların bulunduğu yerlerde yabancılar da etki altına alınmakla birlikte, düzenlenen ulusal gösterilerde terbiye ve ağırbaşlılığının özenle korunması, Hıristiyan halka karşı saldırı, gösteri ve düşmanlık gibi tavır ve davranışlardan sakınılması gereklidir. Sizin bu konularda duyarlı ve etkili bulunmaları dolayısıyla işin iyi yönetileceğine ve başarıya ulaşacağına benim tam bir güveni vardır. Sonuçtan haberdar buyurulmamı rica ederim.

         Mitingler, Ulusal Gösteriler

        Verdiğim bu yönerge üzerine her yerde gösteri toplantıları yapılmaya başlandı. Yalnız, sınırlı birkaç yerde kimi yersiz korkularla kararsızlığa düşüldüğü anlaşılmıştır. Örnek olarak, 15'inci Kolordu Komutanı'nın Trabzon'a ilişkin gönderdiği 9 Haziran 1919 tarihli şifreden miting sırasında Rumların uygunsuz davranışlarda bulunabilecekleri, hiç yoktan bir olay çıkabileceği düşüncesiyle, mitinge karar verilmişken bu kararın uygulanmadığı, mitingi düzenleyen kurulun toplantısında İstrati ve Polidis'in de hazır bulunduğu anlaşılıyordu. Trabzon, Karadeniz kıyısında ve önemli bir merkez olduğundan orada ulusal girişim ile etkinlikler konusunda gösterilen kararsızlık ve Yunanlılar aleyhinde ulusal gösteriler yapılması görüşmelerinde İstrati ve Polidis Efendiler'i de bulundurmak gibi, girişimin ciddiyetsizliğine delil sayılacak gevşeklikler, elbette İstanbul ve düşmanlar için pek değerli sayılacak belirtilerdir.

          Verdiğim talimattaki esasları kötüye kullanacak kadar ustalık gösterenler de oldu. Sözgelimi, Sinop'a yeni atanan bir mutasarrıf, orada yapılan gösterileri kendisi yönetiyor ve miting kararlarını kendisi yazıp halka imza ettirdiğini söylüyor ve bize de bir örneğini gönderiyor. Bu kişinin zavallı halka gürültü patırtı arasında imza ettirdiği uzun yazılar içinde şu satırlar gizleniyordu : "Türkler ilerleyip gelişemedi. Avrupa uygarlık esaslarını benimseyemedi ve benimseyemediyse bu da şimdiye dek iyi bir yönetime kavuşamamış olmasından ileri gelmiştir. Türk ulusu ancak kendi padişahının sultanlık ve egemenliği altında olmak koşuluyla Avrupa'nın koruyuculuğu ve denetimi altında kurulacak bir yönetim biçimiyle yaşayabilir."

          Beyler, Sinop halkı adına İtilaf Devletleri temsilcilerine verilen 3 Haziran 1919 tarihli bu muhtıranın altındaki imzalara göz gezdirirken müftü vekilinin imzasından sonra gördüğüm imza, bilginize sunduğum satırları yazan ve yazdıran ruhu bana buldurdu. O imza, Hürriyet ve İtilaf Fırkası'nın ikinci başkanı olan kişinin imzasıydı.

            Ulusal Gösterilerin Yankıları

          Her yerde gösteriler yapılması için yaptığım bildirim tarihinden üç gün sonra, yani 31 Mayıs 1919'da, Harbiye Nazırı'nın şu telgrafını aldım: İngiltere Olağanüstü Komiserliği'nden Bâbıâlî'ye bildirilip Harbiye Nazırlığı'na verilen nota sureti aynen aşağıya çıkarılmıştır :

          Bugüne kadar gelen raporlardan, 3'üncü Kolordu bölgesinde adi haydutluk olaylarından başka bir şey görülmediği bilinmekle birlikte, son notada bildirilen durumlara ilişkin özel soruşturma yapılarak sonucunun acele bildirilmesini rica ederim.

31/8/1919

Harbiye Nazırı Şevket

Suret :

1- Sivas'ın durumuyla orada olup bitenler ve bu kentte ya da bu kentin yakınında toplanmakta olan çok sayıdaki Ermeni sığınmacıların güvenliğiyle ilgili olarak son günlerde oldukça kaygı verici haberler almış olduğumu siz Sadrazam Hazretleri'nin yüksek katına bildirmekle onur duyarım.

2- Bundan dolayı askeri komutanın görev bölgesi içinde bulunan Ermenilerin iyi korunması için elden gelen bütün önlemleri almasını buyurur ve herhangi bir biçimde öldürme ya da kötü davranış olduğu taktirde, kendisinin doğrudan doğruya sorumlu tutulacağını bildiren bir telgrafın yüksek Harbiye Nazırlığı'nca adı geçen komutana acele olarak çekilmesi hususunda emir buyurulmasını siz Sadrazam Hazretleri'nden rica ederim.

3- Bu yönergeye benzer bir yönergenin ilgili sivil memurlara da verilmesini ayrıca rica ederim.

4- Ülke içindeki güvenlik bozucu olaylar konusunda siz Sadrazam Hazretleri'nin ne denli haklı bir kaygı içinde bulunduklarını bildiğim için, siz Sadrazam Hazretleri'ne ayrıca, işbu uyulacağından eminim.

5- Söz konusu olan yönergenin gönderildiği tarihe ilişkin verilecek bilginin beni fazlasıyla sevindireceğini bildiririm.

          Sivas Vali Vekilliği'nden aldığım 2 Haziran 1919 tarihli bir telgrafta da Albay Dömanj (Demange) imzasıyla alınan telgrafta, İzmir işgali üzerine, Aziziye'de Hıristiyanlar ölümle tehdit edilmiştir, bu hareket doğru değildir; sizi durumdan haberdar edeyim ki bu gibi durumlar müttefik askerlerince ilinizin işgal edilmesine yol açar, anlamında hatırlatmalarda bulunulmaktadır, denilmekteydi.

          Gerçekte, ne Sivas'ta kaygı verici bir durum vardı ve ne de Hıristiyanların ölümle tehdit edildiği doğruydu. Bunları, ulusça yapılmaya başlanan gösterilerden korkuya düşen Hıristiyan azınlıkların, yabancıların dikkatini kendi üzerlerine çekmek için kasıtlı olarak yaydıkları uydurma haberler olarak görmek gerekir. Harbiye Nazırlığı'nın nota suretini de içine alan telgrafına verdiğim yanıtı olduğu gibi arz edeceğim :

          İstihbarat, çok ivedi

          Harbiye Nazırlığı Yüksek Katına,

          İlgi : 2 Haziran 1919 tarihli şifre, 3.6.1919

        Sivas ve çevresinde eskiden beri bulunan Ermenileri ve sonradan gelen sığınmacıları yılgınlığa düşürecek hiçbir olay geçmemìştir. Ne Sivas'ta ne de çevresinde kaygı verici herhangi bir durum yoktur. Herkes sakinlik içinde iş ve güçleriyle uğraşmaktadır. Bunu kesinlikle bilginize sunar ve sizi temin ederim. Bu bakımdan İngiliz notasındaki haberlerin nereden kaynaklandığı bence bilinmek gerekir. İzmir ve Manisa'nın işgal edilmesiyle ilgili acı haberler üzerine Müslüman halkça yapılan ve Hıristiyan azınlıklara ilişkin hiçbir düşmanlık duygusu gütmeyen toplantılardan belki de bazılarının ürkmüş olması hatra gelebilir. İtilaf devletleri ulusumuzun haklarına ve bağımsızlığına saygılı kaldıkça, ulus da yurdun saldırıya uğrayıp parçalanmayacağından emin oldukça, Hıristiyan azınlıkların korkuya kapılmalarına hiçbir neden yoktur. Bu konuda devlete karşı her türlü sorumluluğu yüklenir ve buna kesinlikle güven buyurulmasını istirham ederim. Ancak ulusun bağımsızlık ve varlığını yok eden ve ulusal varlığı tehlikeye düşüren, işgal, cana kıyma ve zalimlik gibi, İzmir bölgesinde görülmekte olan olayların ve benzerlerinin yinelenmesine karşı, ne ulusun heyecanını ve içindeki acıları ne de bundan doğacak ulusal gösterileri engelleyip durdurmak için kendimde ve hiç kimsede bir güç ve erk göremeyeceğim gibi, bu yüzden çıkacak olayların karşısında da sorumluluk alabilecek ne bir komutan ne bir sivil yönetici ve ne de bir hükümet tasarımlayabilirim.

Mustafa Kemal

          Bu nota suretiyle tarafımdan verilen yanıt sureti bütün komutanlara, vali ve mutasarrıflara bir genelgeyle bildirildi.

          Bu tarihlerde İngiliz Muhipler Derneği'nin isteğine katılarak, bütün ulusça İngiltere koruyuculuğunun istenmesi, bu dernek adına, Sait Molla imzasıyla bütün belediye başkanlıklarına bir telgrafla bildirildiği ve bu telgrafın etkisini geçeriz kılmak için ulusu gerektiği gibi aydınlatmakla birlikte hükümet katında girişimlerde bulunduğum da sizce bilinmektedir. Bundan başka 27 Mayıs 1919 tarihinde Türkiye-Havas-Royter (Reuter) adındaki ajansın, toplanan Sultanlık Şûrâsı'yla ilgili açıklamaları arasında, şûrâyı oluşturan bütün üyelerin düşüncesí Türkiye'nin büyük devletlerden birinin koruyuculuğunu sağlama noktasında birleşiyor, haberini yayması üzerine sadrazama, ulusun, ulusal bağımsızlığını korumaya kararlı olduğunu ve doğabilecek bütün kötü sonuçlara karşı her türlü fedakarlığı göze aldığını ve ulusal vicdanı temsil etmeyen haberlerin kaygı verici tepkiler yarattığını yaymakla birlikte bütün ulusu da bu durumdan nasıl haberdar ettiğimi başka bir açıklama dolayısıyla belirtmiştim.

          Sadrazam Ferit Paşa'nın, Paris'e bilinen çağrısı üzerine, Birinci Türkiye Büyük Millet Meclisi'nin ilk toplantısını yaptığı günlerde bazı demeçler vermiştim. Bu konudaki görüş ve davranış tarzımın ne olduğunu açıklamak üzere şu belgeyi olduğu gibi bilginize sunacağım :

          Şifre, ivedi, Havza, 3.6.1919

          Kişiye özel.

          Samsun'da 3'üncü Kolordu Komutanı Refet Beyefendi'ye,

          Erzurum'da 15'inci Kolordu Komutanı Kâzım Paşa Hazretleri'ne,

          Erzurum Valisi Münir Beyefendi'ye,

          Canik Mutasarrıfi Hamit Beyefendi'ye,

          Sıvas Vali Vekili Hakim Hasbi Bey Hazretleri'ne,

          Kastamonu Valisi İbrahim Beyefendi'ye,

          Ankara'da 20'nci Kolordu Komutanı Ali Fuat Paşa Hazretleri'ne,

          Konya'da Yıldırım Kıtalrı Müfettişi Cemal Paşa Hazretleri'ne,

          Diyarbakır'da 13'üncü Kolordu Komutanı Vekili Cevdet Beyefendi'ye,

          Van Valisi Haydar Beyefendi'ye.

         Fransız siyasal temsilcisi Mösyö Döfrans'ın (Defrance) Sadrazamlık yüksek makamına gelerek Osmanlı Devleti'nin haklarını konferans huzurunda savunmak için Paris'e gidebileceklerini bildirdiği, Dahiliye Nazırlığı'nın resmi bildirimlerinden ve ajans yayınlarından anlaşılmıştır. İzmir olayı üzerine ulusumuzun gösterdiği şiddetli tepki ve böylece bağımsızlığını koruma konusunda beliren kesin kararlılığının sonucu olan bu başarı şükranla karşılanmaya değer. Ancak buna karşın Yunanlıların İzmir ilini işgal etmesi önlenebilmiş değildir. Herhalde ulusun, kendi haklarının bilincinde ve onları çiğnetmemek için tek bir vücut halinde fedakarca harekete hazır olduğu, İtilaf Devletleri'ne karşı gösterilmeye ve kanıtlanmaya devam edildikçe, bu devletlerin ulusumuza ve onun haklarına saygılı olacağına kuşku yoktur. Sadrazam Paşa Hazretleri'nin, konferans huzurunda, Osmanlı Devleti'nin haklarını savunmak için ellerinden geleni yapacakları doğaldır. Ancak ulusça kesin bir biçimde savunulması istenen ve gerekli görülen haklar özellikle iki noktada önem kazanır. Birincisi, devlet ve ulusun salt olarak tam bağımsızlığı, ikincisi de yurdun ana topraklarında çoğunluğun azınlıklara feda edilmemesidir. Bu konuda Paris'e harekete hazırlanan kurulun görüşüyle ulusal vicdanın kesin istekleri arasında tam bir uygunluğun bulunması şarttır. Tersi durumda ulus, pek güç bir durumda ve giderilmesi olanaksız oldu bittiler karşısında kalabilir. Bu kaygıyı doğuran nedenler şunlardır :

          Sadrazam Paşa Hazretleri, duyulan demecinde, bir Ermeni özerkliği ilkesini benimsemiş olduğunu bildirdi. Bunun sınırını belirtmedi. Bundan doğu illerinin halkı elbette üzüntü duydu ve durumun açıklanmasını istemek zorunda kaldı. Toplanmış olan Sultanlık Şûrâsı'nda da üyelerin hemen tümü ulusal bağımsızlığın korunmasını ve ulus yazgısının bir ulusal şûrânın yetkisine bırakılmasını istedikleri halde, yalnız hükümetin dayandığı İtilaf ve Hürriyet Fırkası adına Bakan Sadık Bey'ce yazılı olarak İngiltere'nin koruyuculuğu önerildi. Geniş bir Ermenistan özerkliğini ve devletin bir yabancı koruyuculuğunu benimsemesi konularında, ulusun isteğiyle şimdiki hükümetin görüşü arasında bir uygunluk olmadığı anlaşılıyor. Sadrazam Paşa Hazretleri'yle birlikte hareket edecek olan kurulun, ulusun haklarını savunmada uyacağı ilkeler ve program, ulusça bilinmedikçe, arz edilen noktalarda kaygıya kapılmamak olanaklı değildir. Bu suretle, illerdeki ve onlara bağlı yerlerdeki Müdafaa-i Hukuk-ı Milliye ve Redd-i İlhak Dernekleri'nin temsilcileri ve daha örgütü tamamlanamayan yerlerde de belediye kurulları, Sadrazam Paşa Hazretleri'ne ve doğrudan doğruya Zât-ı Şâhâne'ye telgraflar çekerek ulusal bağımsızlığın mutlak dokunulmazlığının ve ulus çoğunluğunun haklarının korunmasının ulusun temel koşulu olduğu belirtilmeli ve gidecek kurulun yapacağı savunmanın esaslarını ulusa resmen ve açıkça bildirmesi istenmelidir. Ulusun bu biçimdeki hareketiyle, gidecek kurulun savunmaya çalışacağı ilkelerin gerçekten ulusun isteği olduğu İtilaf Devletleri'nce anlaşılacak ve kuşkusuz daha çok bir önemle dikkate alınarak kurulun görevini kolaylaştıracaktır. Bu düşüncelerin gerekenlere hızla ulaştırılmasını ve duyurulmasını, yurdumuzun yazgısı adına yurtsever sizden özellikle istirham ederim. Bu telgrafın alındığı zamanın bildirilmesini de rica ederim.

Mustafa Kemal

          İstanbul'a Geri Çağrılışım

          Bu tarihten beş gün sonra, yani 8 Haziran 1919'da, İstanbul'a Harbiye Nazırı'nca çağrıldığımı ve gizlice sorup soruşturmam üzerine, kimlerce ne için istendiğimi devlet adamlarımızdan birinin haber verdiğini daha önce başka bir ilgiyle yaptığım açıklamada belirtmiştim. O kişi, Genelkurmay Başkanlığı makamında oturan Cevat Paşa'ydı. Bunun üzerine, İstanbul'la yapılmış olan yazışmaların bir kısmı herkesçe öğrenilmiştir. Bu yazışmalar, Erzurum'da görevden ayrıldığım tarihe dek değişik Harbiye Nazırlarıyla ve doğrudan doğruya sarayla sürmüştür.

          Anadolu'ya geçeli bir ay olmuştu. Bu süre içinde bütün ordu birlikleriyle bağlantı sağlanmış; ulus olabildiğince aydınlatılarak dikkatli ve uyanık bir duruma getirilmiş, ulusal örgüt kurma düşüncesi yayılmaya başlamıştı. Genel durumu, artık bir komutanla yürütüp yönetmeyi sürdürmek olanağı kalmamıştı. Yapılan geri çağırma buyruğuna uymamış ve onu yerine getirmemiş olmakla birlikte ulusal örgüt ve hazırlıkların yönetimini sürdürmekte olduğuma göre, şahsen asi duruma geçmiş olduğuma kuşku edilemezdi. Bundan başka ve özellikle girişmeye karar verdiğim girişim ve etkinliklerin köklü ve şiddetli olacağını tahmin etmek zor değildi. Öyleyse yapılacak girişim ve etkinliklerin bir an önce kişisel olmak niteliğinden çıkarılması, kesinlikle bütün bir ulusun birlik ve dayanışmasını sağlayacak ve temsil edecek bir kurul adına olması gerekliydi.

          Sivas'ta Genel Bir Ulusal Kurultay Toplama Kararı

          Bu nedenle, 18 Haziran 1919 tarihinde, Trakya'ya verdiğim yönergede işaret ettiğim bir noktanın uygulanma zamanı gelmiş bulunuyordu. Hatrınızdadır ki o nokta, Anadolu ve Rumeli'deki ulusal örgütleri birleştirerek bir merkezden temsil edip yönetmek üzere, Sivas'ta genel bir ulusal kurultay toplamaktı. Bu hedefin gerçekleştirilmesi için yaverim Cevat Abbas Bey'e, 21/22 Haziran 1919 gecesi, Amasya'da yazdırdığım genelgenin temel noktaları şunlardı :

1- Yurdun bütünlüğü, ulusun bağımsızlığı tehlikededir.

2- İstanbul hükümeti üzerine aldığı sorumluluğun gereğini yerine getirememektedir. Bu durum ulusumuzu yok olmuş gibi gösteriyor.

3- Ulusun bağımsızlığını, yine ulusun azim ve kararı kurtaracaktır.

4- Ulusun içinde bulunduğu durum ve koşulların gereğini yerine getirmek ve haklarını gür sesle dünyaya duyurmak için her türlü baskı ve denetimden uzak ulusal bir kurulun varlığı gereklidir.

5- Anadolu'nun her bakımdan en güvenli yeri olan Sivas'ta hemen ulusal bir kurultayın toplanması kararlaştırılmıştır.

6- Bunun için bütün illerin her sancağından ulusun güvenini kazanmış üç temsilcinin olabilecek en kısa zamanda yetişmek üzere yola çıkarılması gerekmektedir.

7- Her olasılığa karşı, bu konu ulusal bir sır olarak tutulmalı ve temsilciler, gereğinde yolculuklarını kendilerini tanıtmadan yapmalıdırlar.

8- Doğu illeri adına, 23 Temmuzda, Erzurum'da bir kurultay toplanacaktır. O tarihe dek öteki illerin temsilcileri de Sivas'a gelebilirlerse Erzurum Kurultayı'nın üyeleri de Sivas Genel Kurultayı'na katılmak üzere hareket ederler.

          Görüyorsunuz ki, bu yazdırdığım hususlar, zaten vermiş ve dört gün önce Trakya'ya bildirmiş olduğum bir kararın bir genelgeyle Anadolu'ya da bildirilmesinden ibarettir. Bu kararın 21/22 Haziran 1919 gecesi, karanlık bir odada alınmış korkunç ve gizemli yeni bir karar olmadığı, zannımca kolaylıkla takdir buyurulur. Bu noktanın aydınlanması için izin buyurursanız küçük bir açık zorlamada bulunayım.

        Beyler, o müsvedde işte bu kağıtlardır, dört maddeliktir. İçindekileri bildirdim. Sonunda benim imzam vardır. Bir de görevi dolayısıyla Kurmay Başkanım olan Albay Kazım Bey'in (Şimdiki İzmir Valisi Kazım Paşa), kurmay kurulundan bildirim işleriyle görevli memur Husrev Bey'in (şimdi büyükelçi), askeri makamlara şifreleyen yaverim Muzaffer Bey'in ve sivil makamlara şifreleyen bir memur beyin imzaları vardır. Bunlardan başka daha bazı imzalar vardır. Bu imzaların bu müsveddeye konması iyi bir şans ve rastlantı eseridir.

           Adını Saklayan Bir Tanıdığın Amasya'ya Gelmesi

          Daha, Havza'da bulunduğum sırada Ankara'da bulunan 20'inci Kolordu Komutanı Ali Fuat Paşa' dan bir şifreli telgraf aldım. Bu telgraf, aşağı yukarı tanıdığımız bir kişi bazı arkadaşlarla birlikte İstanbul'dan buraya gelmiştir, nasıl hareket etmeleri gerektiği konusunda ne emir buyuruyorsunuz, biçimindeydi. Adeta bir bilmeceyi andıran bu telgraf, bende büyük bir merak ve şaşkınlık uyandırdı. Söz konusu edilen kişiyi tanıyorum, benden nasıl hareket edeceğini soruyor; Ankara'da arkadaşım olan güvenilir bir komutanın yanında, telgraf da şifrelidir. Öyleyse neden adını şifreli olarak bile yazdırmaktan çekiniyor? Bir hayli düşündüm, kavrar gibi oldum; tahmin buyurulur ki bilmece çözmekle uğraşacak zamanım yoktu. Ancak Fuat Paşa'yı yakından görmek, bölgeleri, çevreleri, düşünceleri üzerinde kendisiyle konuşmak bence pek istenilir bir şeydi. Bu bilmeceli telgraftan esin alarak kendisine şu ricada bulundum : "Ankara'dan ayrıldığınızı belli etmeyecek önlemleri aldıktan sonra, ad ve kılık değiştirerek birkaç gün için hemen yanıma geliniz. İstanbul'dan gelen arkadaşları da birlikte getiriniz."

          Gerçekten de Fuat Paşa, dediğim gibi, Havza'ya hareket eder. Ancak, bazı zorlayıcı nedenler dolayısıyla, ben derhal Havza'dan ayrılıp Amasya'ya gitmeğe mecbur olmuştum. Fuat Paşa, Havza yolunda durumu anlar ve Amasya'ya yönelir. İşte, böylece 21/22 Haziranda Amasya'da yanımda bulunuyor. Adı şifrede bildirilmeyen kişi de Rauf Bey 'di.

          İstanbul'dan ayrılmak üzere, evimden otomobile bineceğim sırada Rauf Bey yanıma gelmişti. Bineceğim vapurun izleneceğini ve beni İstanbul'dayken tutuklamadıklarına göre, belki de Karadeniz'de batırılacağımı güvenilir bir yerden işitmiş, onu haber verdi. Ben İstanbul'da kalıp tutuklanmaktansa batıp boğulmayı yeğledim ve hareket ettim. Kendisine de eninde sonunda İstanbul'dan çıkmak zorunda kalırsa benim yanıma gelmesini söyledim. Rauf Bey, gerçekten de İstanbul'dan çıkmak gereğini duymuş ve çıkmış. Ancak benim yanıma gelmedi. Arkadaşı olan 6'ncı Tümen Komutanı Albay Bekir Sami Bey'in yanına gitmek ve İzmir cephesine daha yakın bir yerde olmakla daha etkili ve daha yararlı olacağını sanarak Bandırma-Akhisar yoluyla Manisa bölgesine gitmiş. Gittiği yerde halkın maneviyatını bozuk, durumu tehlikeli ve korkunç bulmuş. Derhal ad değiştirerek oradan Ödemiş, Nazilli, Afyonkarahisar üzerinden Aziziye-Sivrihisar yoluyla ve arabayla Ankara'ya, Fuat Paşa'nın yanına gelmiş ve bana haber göndermiş; pek güzel ama adını saklamak suretiyle beni üzmenin anlamı var mıydı? Öte yandan 3'üncü Kolordu Komutanım olup Samsun mutasarrıflığında bıraktığım Refet Bey'i artık Sivas'a Kolordu merkezine göndermek istiyordum. Birkaç kez gelmesi için buyruk vermiştim. Bölgeyi denetlemeye çıkmış. Buyruklarıma yanıt bile alamıyordum. Sonunda o da bir rastlantı eseri olarak o gün gelmişti.

          Rauf ve Refet Beylerin Kararsızlığı

         Şimdi, imza konusuna gelelim: Ben müsveddenin yeni gelen arkadaşlarca da imzalanmasını istedim. O sırada Rauf ve Refet Beyler benim odamda, Fuat Paşa başka bir odada bulunuyorlardı. Rauf Bey, konuk olduğundan bu müsveddeye imza koymak için kendini ilgili ve yetkili görmediğini nazikçe söyledi. Bunun tarihsel bir anı olduğunu ileri sürerek imza etmesini söyledim. Bunun üzerine imzaladı. Refet Bey, imzadan çekindi ve böyle bir kurultay toplanmasındaki amaç ve yararı anlayamadığını söyledi. İstanbul'dan beri yanımda getirdiğim bu arkadaşın -tuttuğumuz yola göre- anlaşılması pek kolay olan bir konuda, böyle bir düşünce ve duygu içinde oluşu bana pek acı geldi. Fuat Paşa'yı çağırttım. Paşa, amacımı anlayınca derhal imza etti. Fuat Paşa'ya, Refet Bey'in çekinmesinin nedenini anlayamadığımı söyledim. Fuat Paşa, Refet Bey'den biraz ciddî açıklama yapmasını istedikten sonra Refet Bey, müsveddeyi eline alarak kendine göre bir işaret koydu. Öyle bir işaret ki bunu, bu müsveddede bulmak oldukça güçtür. (Buyurun! Merak eden inceleyebilir.)

          Beyler, gereksiz gibi görülebilen bu açıklamalar, daha sonraki yıllara ve olaylara ilişkin bazı karanlık noktaları aydınlatmaya yardımcı olur düşüncesiyle yapılmıştır.

         İstanbul'da Bazı Kimselere Gönderdiğim Mektup

         Kurultaya çağrı genelgesi sivil ve askeri makamlara şifre olarak verildi. Bundan başka İstanbul'da bulunan bazı kimselere de gönderildi. Ancak bu kimselere ayrıca bir de genel birer mektup yazdım. Kendilerine mektup yazdığım kişiler şunlardı : Abdurrahman Şeref Bey, Reşit Akif Paşa, Ahmet İzzet Paşa, Seyit Bey, Halide Edip Hanım, Kara Vasıf Bey, Ferit Bey (Nafia Nazırı) Sulh ve Selamet Fırkası Başkanı Ferit Paşa (Daha sonra Harbiye Nazırı oldu), Cami Bey, Ahmet Rıza Bey. Bu mektupta söylediğim noktaları özet olarak yineleyeceğim:

1. Yalnız mitingler ve gösteriler, büyük hedefleri hiçbir zaman gerçekleştiremez.

2. Bunlar, ancak ulusun bağrından eylemce doğan ortak güce dayanırsa kurtarıcı olur.

3. Zaten acı olan durumu tehlikeli biçime sokan en etkili neden, İstanbul'daki muhalif akımlar ve ulusal yararı zararlı bir biçimde yüzüstü bırakan siyasal ve ulusallık dışı propagandalardır.

4. Artık İstanbul Anadolu'ya bağlı olmak zorundadır.

5. Size düşen fedakarlık pek büyüktür.

         Ali Kemal Bey'in Genelgesi

         25 Hazirana dek Amasya'da kaldım. Hatırlardadır ki o tarihlerde Dahiliye Nazırlığı görevinde bulunan Ali Kemal Bey, benim görevden alındığımı ve artık benimle hiç bir resmi işleme girişilmemesi gerektiği konusunda şifreyle bir genelge yayınlamıştı. 23 Haziran 1919 tarih ve 84 sayılı olan bu genelge metni, dikkate değer bir anlayışı gösterir belge olduğu için aynen bilginize sunacağım.

           Dahiliye Nazırı Ali Kemal Bey'in 23.6.1919 tarihli ve 84 sayılı şifresinin çözülmüş suretidir :

         Mustafa Kemal Paşa büyük bir asker olmakla birlikte günün siyasetini pek bilmediği için, olağanüstü sayılacak yurtseverlik ve çabasına karşın yeni görevinde kesinlikle başarılı olamadı. İngiliz Olağanüstü Temsilcisi'nin istek ve ısrarıyla görevden alındı; bundan sonra yaptıkları ve yazdıklarıyla da bu kusurlarını daha çok açığa vurdu. Redd-i İlhak Dernekleri gibi, Balıkesir ve Aydın dolaylarında Müslüman halkı boş yere kırdırmaktan ve bu fırsattan yararlanarak halkı haraca kesmekten başka iş görmeyen buyruksuz, saygısız ve yasasız olarak kurulan bazı kurullar için öteden beri çektiği telgraflarla siyasal hatasını yönetimsel yönden de artırdı. Kendisinin İstanbul'a getirilmesi Harbiye Nazırlığı'yla ilgili bir iştir. Ancak Dahiliye Nazırlığı'nın size kesin buyruğu, artık o kişinin görevden alınmış olduğunu bilmek, kendisiyle hiçbir resmi işleme girişmemek, hükümet işleriyle ilgili hiçbir isteğini yerine getirmemektir. Bu genelgeye uygun hareket etmekle ne gibi sorumlulukların giderilmiş olacağını takdir buyuracağınızdan eminim. Ayrıca bu önemli ve tehlikeli günlerde memur, halk, her Osmanlı'ya düşen en büyük görev, barış konferansınca geleceğimiz üzerinde karar verilirken ve beş yıldır yaptığımız deliliklerin hesapları görülürken, artık aklımızı başımıza devşirdiğimizi göstermek, akıllıca ve önlemlice davranışları benimsemek, parti, mezhep, ırk ayrılıklarını gözetmeksizin her bireyin yaşamını, malını, ırzını koruyarak uygar dünyanın gözünde bu ülkeyi bir daha lekelememek değil midir?

          Ali Kemal Bey ile Padişah

         Bu şifreli genelgeden, benim ancak Sivas'a vardığım 27 Haziran 1919 tarihinde haberim oldu. Ali Kemal Bey, 23 Haziran tarihinde bu genelgesiyle düşmanlara ve padişaha önemli bir görev yaptıktan sonra, 26 Haziran 1919 tarihinde hükümetten çekilmiştir. Ali Kemal Bey'in sadrazamlığa verdiği resmi istifa yazısından başka, saraya da gidip padişaha kendi eliyle verdiği istifa yazısı suretleriyle sözlü gerekçelerini ve padişahın ona verdiği yanıtı çok sonra öğrendim.

          Ali Kemal Bey, istifa yazılarında, özellikle bunun padişaha ilişkin olanında, Osmanlı topraklarının çeşitli yerlerinde baş gösteren ayaklanma ve karışıklık belirtileri üzerine devrim ateşinin hemen çıktığı yerde, yayılmadan bastırılıp söndürülmesi ve yok edilmesi için önlem almak yalnız kendi makamını ilgilendirirken padişahın gösterdiği yakın ilgi ve güveni çekemeyen kimi arkadaşlarının birçok yersiz neden ileri sürerek devrimin daha da genişlemesine yol açtıklarından söz ettikten sonra, resmi görevinden çekilmekle birlikte özel olarak hizmet ve bağlılığa devam edeceğini ekliyor ve sözlü olarak da resmi görevinden ayrılmasını fırsat bilen hasımlarının hücumundan ben kulunuzu koruyunuz, istirhamında bulunuyor. Padişah, karşılık olarak : "Beni büsbütün yalnız bırakmayacağınıza güveniyorum; bağlılığınız bana büyük umut ve avuntular vermiştir. Saray her dakika size açıktır. Refik Bey'le işbirliğinden ayrılmayınız." iltifatında bulunuyorlar.

          Kendisine olan bağlılığından padişahın büyük umut ve avuntuya kapıldığı Ali Kemal'i nazırlık makamında ve padişah huzurunda gördükten sonra bir de asıl gerçek görevi başında görelim!

          Canınız sıkılmazsa, Sait Molla'nın Rahip Furu'ya (Frew) yazdığı mektuplardan birini gözden geçirelim :

          "Ali Kemal Bey'e, son felaketi üzerine üzüntünüzü bildirdiğinizi söyledim. Bu kişiyi elde bulundurmak gerekir. Bu fırsatı kaçırmayalım. Bir armağan sunumu için en uygun zamandır. Ali Kemal Bey dün o kişiyle görüşmüş. Basın işinde biraz uyanık olmak gerektiğini söylemiş. Daha önce herhangi bir gidişten yana yöneltilmiş olan düşünce ve kalem ustalarını bu kez öncekine aykırı bir hedefe yöneltmek bizde kolaylıkla olanaklı olmaz. Bütün devlet memurları, Ulusal Mücadele'yi şimdilik iyi görüyorlar, demiş. Ali Kemal Bey, talimatınıza harfi harfine uyacak, Zeynelabidin Partisi'yle de işbirliği yapmaya çalışıyor. Kısacası işler bulandırılacak."

            Aynı mektubun altında bir de notu vardır. Şimdi onu da okuyalım:

          "Birkaç kezdir söylemek istediğim halde unutuyorum. Mustafa Kemal Paşa'ya ve yandaşlarına biraz kendilerini destekliyormuş gibi görünmeli ki hiç bir kuşkuya düşmeden buraya gelebilsin. Bu işe olağanüstü önem veriniz. Kendi gazetelerimizle onu destekleyemeyiz."

          Bu belgeler hakkında sırası gelince daha çok bilgi veririm. Şimdilik bu kadarı yeterlidir.

          Ali Galip Bey Sivas'ta

         Ali Kemal Bey'in daha Amasya'dayken haberim olmadığını arz ettiğim genelgesi, memurların ve halkın kafasını gerçekten de bulandırmış. Her yerde eksik olmayan olumsuz ruhlu kimseler derhal aleyhimde propagandaya ve etkinliğe geçmişler. Bu yoldaki baltalayıcı gösteri ve hareketlerin en önemlisi Sivas'ta hazırlanmaya başlanmış.

          İzin buyurursanız bunu kısaca anlatayım:

         Dahiliye Nazırı Ali Kemal Bey'in, bu genelgeyle verdiği buyruğun tarihi olan 23 Haziran günü, Sivas'ta Ali Galip Bey adında biri, on kadar adamıyla hazır bulunuyormuş. Bu kimse İstanbul'dan Elazığ valisi olarak gönderilmiş olan Kurmay Albay Ali Galip'tir. Sözde o ilin ikinci derecede memurları olmak üzere, birtakım insanları da İstanbul'dan seçmiş, birlikte götürüyor. Ali Galip, yol üzerinde bulunan Sivas'ta kalmış. Özel bir görevi olduğuna kuşku etmemek gereken Ali Galip, orada derhal güçlü yandaşlar bulmuş. Görevini hakkıyla yerine getirebilmek için düzen ve önlemler almaya başlamış. Dahiliye Nazırlığı'nın aleyhimdeki buyruğu gelir gelmez, çalışmalar başlamış. Sivas sokaklarında benim hain, asi, zararlı bir adam olduğuma ilişkin duvarlara yaftalar yapıştırılmış. Kendisi de bir gün, Sivas'ta vali bulunan Reşit Paşa rahmetlinin yanına giderek, Dahiliye Nazırlığı'nın buyruğundan söz ettikten sonra, Sivas'a gittiğim takdirde bana uygulayacağı işlemi sormuş. Reşit Paşa ne yapılabileceğini sormuş, Ali Galip, ben senin yerinde olsam, derhal kollarını bağlar ve tutuklarım. Senin de böyle yapman gerekir, demiş. Reşit Paşa, bu işin bu kadar kolay olacağına inanamamış. Konuşma hayli uzamış. Konuşmaya katılanlar çoğalmış. Öyle ki bir kısım halk verilecek kararı anlamak üzere toplanmış.

          Bugün, Haziranın 27'nci günüdür. Bakışlarımızı, yeniden bu noktaya dönmek üzere bir an için bu tablodan ayıralım ve Amasya'ya çevirelim :

         Sivas'a Hareket

         Ayın 25'inci günü, Sivas'ta aleyhimde bazı yakışıksız olaylar çıkmaya başladığını haber aldım. 25/26 Haziran gecesi yaverim Cevat Abbas Bey'i çağırdım ve yarın sabah karanlıkta Amasya'dan güneye hareket edeceğiz, dedim. Bu gidişin gizli tutularak hazırlık yapılması için buyruk verdim. Bir yandan da 5'inci Tümen Komutanı ve kurmay kurulumla gizli olarak şu önlemi kararlaştırdık : 5'inci Tümen Komutanı, tümeninin seçkin subay ve erlerinden oluşmuş, oldukça güçlü bir atlı piyade birliğini hemen o geceden başlayarak hızla kuracaktı. Ben, 26 Haziran sabahı karanlıkta arkadaşlarımla birlikte otomobille Tokat'a hareket edecektim. Birlik, kurulur kurulmaz Tokat üzerinden Sivas'a doğru gönderilecek ve benimle bağlantı kurmaya çalışacaktı. Hareketimiz hiçbir yere telgrafla bildirilmeyecek ve elden geldiğince Amasya'da da açıklanmayacaktır.

          26 Haziranda Amasya'dan yola çıktım. Tokat'a varır varmaz telgrafhaneyi göz altına aldırarak benim gelişimin Sivas'a ve hiçbir yere bildirilmemesini sağladım. 26/27 Haziran gecesini orada geçirdim, 27'de Sivas'a hareket ettim. Otomobille Tokat, Sivas'a aşağı yukarı altı saattir. Sivas valisine, Tokat'tan Sivas'a hareket ettiğimi bildirir açık bir telgraf yazdım. İmzada Ordu Müfettişliği unvanını kullandım. Telgrafta, bile bile çıkış saatimi kaydetmiştim. Ancak bu telgrafın, yola çıkışımdan altı saat sonra çekilmesini ve o zamana dek Sivas'a hiçbir biçimde bilgi verilmemesini sağlayacak önlemleri aldırdım.

          Şimdi Beyler, bakışlarımızı yeniden Sivas'ta, bıraktığımız tabloya çevirelim, Ali Galip Bey ile Reşit Paşa arasında, bana karşı uygulanacak işlemin tartışılması sahnesine...

          Tartışının kızıştığı bir sırada, Reşit Paşa'nın eline, benim Tokat'tan çekilen telgrafımı verirler. Reşit Paşa, haberi Ali Galip Bey'e uzatır. İşte kendisi geliyor, buyurun, tutuklayın, der. Reşit Paşa, telgrafta yazılı olan hareket saatini görünce hemen kendi saatini çıkarır, bakar. Efendim geliyor değil gelmiş olacaktır, diye ekler. Bunun üzerine Ali Galip, ben tutuklarım dedimse benim il sınırlarım içinde olursa tutuklarım demek istedim, deyince toplantıda bulunanları bir heyecan kaplar. Hep birden, haydi öyleyse karşılamaya gidelim diyerek toplantıya son verirler. Ancak kentin ileri gelenleri, halk ve askerle parlak bir karşılama töreni hazırlayabilmek için biraz zaman kazanmak gerektiğini ancak hesapça benim Sivas kenti kapılarına dek yaklaşmış olacağımı dikkate alarak beni, kentin girişine yakın olan Ziraat Numune çiftliğinde bir süre dinlendirmenin yolunu aramışlar. Vali Paşa, karargahımın sağlık başkanı olup daha önce örgüt kurmak üzere Sivas'a göndermiş olduğum Tali Bey'i çağırtarak, bu işin yerine getirilmesini ondan rica etmiş ve gerekli hazırlıkları yapar yapmaz kendisinin de bize katılacağını söylemiş. Gerçekten de tam Numune Çiftliği yakınlarında karşımıza çıkan bir otomobilin içinden, Tali Bey göründü. Otomobillerden indik, çiftliğin avlusunda oturduk. Tali Bey, öykülediğim durumu ayrıntılı olarak açıkladıktan sonra, görevinin beni burada biraz oyalamak olduğunu söyleyince hemen ayağa kalktım, "Çabuk otomobillere ve Sivas'a!" dedim.

          Bunun nedenini anlatayım. O anda hatrıma gelen şuydu : Karşılama töreni yapacağız diye Tali Bey'i aldatmış olabilirler ve gerçekte tersi bir düzen yapmak için zaman kazanmak isteyebilirlerdi. Otomobillere binmek üzereyken Sivas yönünden başka bir otomobil yanımıza yaklaştı. İçinde Vali Paşa vardı. Reşit Paşa, "Efendim birkaç dakika daha istirahat buyurulmaz mı?" diye söze başladı. Yarım dakika bile dinlenmeye ihtiyacım yoktur; derhal yola çıkacağız ve sen benim yanıma gel, dedim.

- Efendim, dedi, sizin yanınıza Rauf Bey binsin; ben arkadaki otomobille de gelirim.

- "Hayır, hayır!" dedim. Siz buraya.

           Bu basit önlemin neden alındığını açıklamaya gerek yoktur. Sivas kentine girerken caddenin iki yanı büyük bir kalabalıkla dolmuş, askeri birlikler tören düzenini almış bulunuyordu. Otomobillerden indik. Yürüyerek askeri ve halkı selamladım. Bu görünüm, Sivas'ın saygıdeğer halkının ve Sivas'ta bulunan kahraman subay ve askerlerimizin bana ne kadar bağlı ve sevgiyle dolu olduğunu gösteren canlı bir tanıktı. Bundan sonra, doğruca Kolordu Komutanlık binasına gittim ve hemen maiyetiyle birlikte Ali Galip'i ve onun yardakçısı olduklarını anladığım fesatçıları getirttim. Onlara ne yaptığımı anlatarak zaten yeterince yorgunluk vermiş olduğuna kuşku etmediğim ayrıntıları uzatmak istemem. Yalnız, bir noktaya işaret etmekle yetineceğim.

          Efendiler, Ali Galip, karşılaştığı bu kötü davranıştan sonra bana bildirecek bazı gizli şeyleri olduğunu söyleyerek gece yalnız olarak yanıma geldi. Kabul ettim. Davranışlarının dış görünüşüne önem vermemekliğimizi ricayla Elazığ valiliğini kabul ederek gelmekten amacının benim yolumda hizmet etmek olduğunu ve Sivas'ta kalışının benimle buluşup benden yönerge almak amacına dayandığını açıklamaya ve bin türlü delillerle kanıtlamaya çalıştı. Bizi sabaha kadar oyalamak suretiyle başardığını da itiraf etmeliyim.

          Erzurum'a Hareket

         Sivas'taki örgüt ve nasıl hareket edileceği konusunda gerekenlere talimat verdikten sonra, hiç uyumadan geçen 27/28 gecesinin sabahında bir bayram günü, Sivas'tan Erzurum'a doğru yola çıktık. Bir haftalık yorucu bir otomobil yolculuğundan sonra 3 Temmuz 1919 günü halkın ve askerin içten gelen samimi gösterileri arasında, Erzurum'a varıldı. İstanbul Hükümeti'nden gelebilecek olumsuz buyrukları denetlemek ve önlemek için haberleşme kanalı olan önemli merkezlerde önlemler alınmak üzere, bütün komutanlara, 5 Temmuz 1919 tarihinde buyruk verdim. Komutan, Vali ve Vilâyât-ı Şarkiye Müdafaa-i Hukuk-ı Milliye Derneği'nin Erzurum şubesiyle bağlantıya geçildi. Vali Münir Bey, İstanbul Hükümeti'nce görevden alınmıştı. Hareket etmeyip Erzurum'da kalması için gönderdiğim haber üzerine henüz Erzurum'da bulunuyordu. Bitlis valiliğinden ayrılıp İstanbul'a gitmek üzere Erzurum'dan geçen Mazhar Müfit Bey de aynı şekilde Erzurum'da beni bekliyordu.

         Ulusal Hedefle Ortaya Atılma Kararı

         Bu iki Vali Beylerle 15'inci Kolordu Komutanı Kazım Karabekir Paşa ve yanımda bulunan Rauf Bey, eski İzmit mutasarrıfı Süreyya Bey, karargahına bağlı Kurmay Başkanı Kazım Bey, Kurmay Husrev Bey ve Doktor Refik Bey arkadaşlarımla ciddi bir görüşme yapmayı uygun buldum. Kendilerine genel ve özel durumu açıklayarak tutulması gerekli olan yolu anlattım. Bu ilgiyle en elverişsiz durumları, genel ve bireysel tehlikeleri; her olasılığa karşı göze alınması kaçınılmaz olan fedakarlığı dile getirdim. Bir de ulusal hedefle ortaya atılacakların bugün yok edilmesini düşünen yalnız saray, hükümet ve yabancılardır. Ancak, bütün ülkenin aldatılmasını ve aleyhimize çevrilmesini de olasılıktan uzak tutmamak gerekir. Ulusa önder olacakların, her ne pahasına olursa olsun, amaçtan dönmemeleri, ülkede barınabilecekleri son noktada, son nefeslerini verinceye dek bu amaç uğrunda fedakarlığı sürdüreceklerine daha işin başında karar vermeleri gerekir. Yüreklerinde bu gücü duymayanların girişime geçmemeleri elbette daha isabetli olur. Çünkü tersi durumda hem kendilerini hem de ulusu aldatmış olurlar. Bir de söz konusu görev, resmi makam ve üniformaya sığınarak el altından yürütülebilecek türden değildir. Bu tarz, bir dereceye kadar sürdürülebilir. Ancak artık o dönem geçmiştir. Açıkça ortaya çıkmak ve ulusun hakları adına gür sesle bağırmak ve bütün ulusu bu sese ortak etmek gerektir. Benim, görevden alındığıma ve her türlü sonuçla karşı karşıya bulunduğuma kuşku yoktur. Benimle açıktan açığa işbirliği etmek aynı sonucu şimdiden kabullenmek demektir. Bundan başka, bu koşulların istediği adamın, başka birçok bakımlardan da mutlaka benim şahsım olabileceği gibi bir iddia söz konusu değildir. Yalnız, herhalde, bu ülke evladından birinin ortaya atılması kaçınılmaz olmuştur. Benden başka bir arkadaş da düşünülebilir. Yeter ki o arkadaş, bugünkü durumun kendisinden beklediği biçimde harekete evet diyebilsin, dedim.

          Bu konuşma ve açıklamalardan sonra, gelişigüzel karar almak doğru olamayacağından, bir süre düşünmek ve özel görüşmeler yapabilmek için görüşmelere son verdiğimi bildirdim.

          Yine toplandığımızda işin başında benim devam etmemi, kendilerinin bana yardımcı ve destek olacaklarını bildirdiler. Yalnız bir arkadaş, Münir Bey, önemli mazereti dolayısıyla, bir süre için kendisinin eylemsel görevden affını rica etti. Ben, biçimce resmi görev ve askerlikten ayrıldıktan sonra da tıpkı şimdiye dek olduğu tarzda üst komutanmışım gibi buyruklarımın yerine getirilmesinin başarı için temel koşul olduğunu belirttim. Bu nokta tümüyle benimsenip kabul gördükten sonra toplantıya son verildi.

          Beyler, İstanbul'da Genel Kurmay Başkanlığı makamında, birbirinin yerini alan Cevat ve Fevzi Paşalardan, Barış Hazırlığı Kurulu'nda çalışan İsmet Bey'den başlayarak Erzurum'a gelinceye dek her yerde bağlantı ve ilişkide bulunduğum komutan, subay, her türlü devlet adamı ve ileri gelen kimselerle burada, Erzurum'da, yaptığım gibi görüşmeler ve anlaşmalar yapmıştım. Bundaki yarar takdir buyurulur.

         Erzurum Kurultayı Hazırlıkları

        Erzurum'a gelişimin ilk günlerinde, Erzurum Kurultayı'nın toplanmasını sağlamak üzere, gerekli önlemlerin alınmasına önem verildi. Efendiler, Vilâyât-ı Şarkiye Müdafaa-i Hukuk-ı Milliye Derneği'nin 3 Mart 1919 tarihinde bir kurucu kurul meydana getirmek üzere oluşturduğu Erzurum şubesi, Trabzon'la da anlaşarak 1919 yılı Temmuzunun onuncu günü Erzurum'da bir Doğu İlleri Kurultayı toplamaya girişti. Benim daha Amasya'da bulunduğum tarihlerde, Haziran içinde, doğu illerine temsilci göndermeleri için öneri ve çağrıda da bulundu. İllerden temsilci getirtilmesi için, o tarihten başlayarak, benim Erzurum'a gelişime dek ve ondan sonra da bu konuda pek çok çaba harcadı. Ancak o günlerin koşulları içinde böyle bir amacın gerçekleştirilmesindeki zorluğun büyüklüğü kolaylıkla takdir olunur. Kurultayın toplanma günü olan 23 Temmuz yaklaştığı halde, illerden gönderilmesi gereken temsilciler seçilip gönderilmiyordu. Oysa bu kurultayın toplanmasını sağlamak artık pek önemli olmuştu. Bu nedenle tarafımızdan da ciddi girişimlerde bulunmak gerekir. İllerin her birine açık telgraflar gönderildiği gibi, bir yandan da, şifreli telgraflarla valilere, komutanlara gereken bildirimde bulunuldu. Sonunda, on üç günlük bir gecikmeyle yeterince temsilci getirtilerek kurultayı toplamak gerçekleştirilebildi.

          Beyler, Ulusal Mücadele'ye ordu mensuplarının desteğini sağlamak, askeri ve ulusal mücadeleyi birbiriyle uyumlu olarak yürütmek işi de son derece önemliydi.

          Trabzon'daki tümen vekillikle yönetiliyordu. Asıl komutanı Halit Bey Bayburt'ta gizlenmişti. Halit Bey'i gizlendiği yerden çıkartmak iki bakımdan gerekliydi. Biri ve en önemlisi, İstanbul'a çağırılmanın ve bir buyruğa uymamanın gizlenmeyi gerektirecek nitelikte olmadığını ulusa ve özellikle ordu mensuplarına göstererek manevi gücü yükseltmek içindi. Öbürü de kıyıda önemli bir nokta olan Trabzon'a dışarıdan bir saldırı olduğu takdirde, oradaki tümenin başında gözü pek bir komutan bulundurmak amacına dayanıyordu. Bundan dolayı Halit Bey'i Erzurum'a getirttim. Kendisine bizzat özel bir talimat verdikten sonra, gerektiğinde derhal tümeninin başına geçmek üzere, Maçka'da bulunması için de buyruk verdirdim.

          Biz bu işlerle uğraşırken, bir yandan da, İstanbul'da Harbiye Nazırlığı makamında bulunan Ferit Paşa'nın ve Padişahın, İstanbul'a dönmemi sağlamak üzere birbiri ardınca çekilen aldatıcı telgraflarına da türlü karşılıklar vermekle zaman yitimine mecbur oluyorduk.

         Resmi Sıfat ve Yetkilerimi Bırakarak, Ulusun Sevgi ve Fedakarlığına Güvenerek, Vicdani Görevi Sürdürme Kararı

         Harbiye Nazırlığı, “İstanbul'a gel.” diyor. Padişah, önce "Hava değişimi al, Anadolu'da bir yerde otur, ancak bir işe karışma." diye başladı. Daha sonra, ikisi birlikte "Mutlaka gelmelisin!" dediler. "Gelemem!" dedim. Sonunda, 8/9 Temmuz 1919 gecesi, sarayla açılan bir telgrafbaşı görüşmesi sırasında birdenbire perde kapandı ve 8 Hazirandan 8 Temmuza dek bir aydır süregelen oyun sona erdi. İstanbul o dakikada, benim resmi görevime son vermiş oldu. Ben de aynı dakikada, 8-9 Temmuz 1919 gecesi saat 22.50'de Harbiye Nazırlığı'na, saat 23.00'te Padişah'a resmi görevimle birlikte askerlikten de ayrıldığımı bildiren telgraf çekmiş oldum.

          Durum, tarafımdan, ordulara ve ulusa duyuruldu. Bu tarihten sonra resmi sıfat ve yetkilerden sıyrılmış olarak, yalnız ulusun sevgi ve fedakarlığına güvenerek ve onun tükenmez feyiz ve erk kaynağından esin ve güç alarak vicdan görevimizi sürdürdük.

          Biz, 8/9 Temmuz gecesi İstanbul'la telgraf başında konuşurken bunu başka dinleyenlerin ve ilgilenenlerin de bulunduğunu tahmin etmek zor değildir. O tarihlerde ve ondan sonraki zamanlarda, en hafif deyimiyle saflıklarını uyanıklık ve önlemlilik gibi göstermeye çalışmış olanlara ilişkin bir düşünce vermiş olmak için, izin buyurursanız, şu belgeyi olduğu gibi bilgilerinize sunmak isterim.

          Konya, 9.7.1919, Saat: 6.00

         3'üncü Ordu Müfettişliği Başyaverliğine,

         Telgraf ve Posta Genel Müdürü Refik Halit Bey'le Konya Valisi Cemal Bey, 6/7 Temmuz gecesi, telgrafla makine başında konuştular. Konuşmanın şöyle geçtiğini haber aldım :

          Mustafa Kemal Paşa Hazretleri için gerekli işlem yapıldı. İstanbul'a getirilecek. Cemal Paşa Hazretleri için de yapılacak işlem hazırdır.

          Konya Valisi de: "Teşekkür ederim." dediler.

          Uygun bir şekilde Paşa Hazretleri'ne arz etmenizi rica ederim.

2'nci Ordu Müfettişliği Şifre Müdürü Hasan

           Mersinli Cemal Paşa'nın İstanbul'a Gitmesi

         Gerçekten, Konya'da bulunan 2'nci Ordu Müfettişi Cemal Paşa'nın on gün için izinli olarak İstanbul'a gittiğini dört gün önce öğrenmiş ve hayret etmiştim.

          Cemal Paşa'yla Samsun'a çıktığım günden beri ulusal davayı gerçekleştirmek için işbirliği yapmak, askeri ve ulusal hazırlıklara girişmek ve örgüt kurmak konularında haberleşmelerimiz vardı. Kendisinden, umut verici olumlu yanıtlar almıştım. Benimle bu tarzda ilişki kurmuş olan bir komutanın, kendi kendine izin alıp İstanbul'a gitmesi, akıllıca bir iş olmamak gerekirdi. Bu nedenle 5 Temmuz 1919 tarihli şifreyle Konya'da 12'nci Kolordu Komutanı Salahattin Bey'e şu iki maddeyi yazdım :

1- Cemal Paşa'nın on gün için İstanbul'a hareket etmesinin gerçek nedenini açıkça ve çok acele olarak bildirmenizi;

2 - Sizin hiçbir neden ve suretle oradaki birliklerin başından ayrılmanız doğru değildir. Bu konuda Fuat Paşa'yla da haberleşerek en kötü olasılığa karşı önlemler almanız gereklidir. Her gün durumunuz hakkında kısa bilgiler vermenizi rica ederim.

          Aynı şifrenin suretini aynı tarihte Ankara'da bulunan Fuat Paşa'ya da bildirdim.

         Salahattin Bey'in Konya'dan 6/7 Temmuz tarihinde, yani Refik Halit Bey'in Konya Valisi Cemal Bey'le telgraf başında konuştuğu sırada, yanıt olarak verdiği şifreli telgrafta "Cemal Paşa, İstanbul'da bazı kimselerle temas etmek ve ailesiyle görüşmek üzere on gün için ve kendi isteğiyle izinli olarak İstanbul'a gitmiştir." denilmekteydi.

          Cemal Paşa gitti, ama gelemedi. Kendisini çok zaman sonra Ali Rıza Paşa kabinesinde Harbiye Nazırı olarak göreceğiz.

          Komutayı Elden Bırakmama Buyruğu

         Ne yazık ki bu durumun tanığı olan ve kendisine birliklerinin başından ayrılmaması öğütlenen Salahattin Bey'in de bir süre sonra İstanbul'a gittiğini öğrendik. Cemal Paşa'nın gösterdiği bu kötü örnek üzerine, 7 Temmuz 1919 tarihinde, şu genel bildiriyi gönderdim.

1- Bağımsızlığımızı koruma uğrunda kurulmuş ve örgütlenmiş olan ulusal güçlere hiçbir biçimde müdahale ve saldırıda bulunulamaz. Devlet ve ulusun yazgısında ulusal irade söz sahibi ve egemendir. Ordu, bu ulusal iradeye bağlı ve onun hizmetindedir.

2- Müfettiş ve komutanlar, herhangi bir nedenle komutadan uzaklaştırıldıkları takdirde, yerlerini alacak kimseler, işbirliği yapılacak niteliklere sahipseler komutayı onlara bırakacaklar ancak kendileri de yetki bölgelerinde kalarak ulusal görevlerini yapmayı sürdüreceklerdir. Aksi takdirde, yani bir ikinci İzmir olayına yol açabilecek kimselerin atanması durumunda, komuta asla bırakılmayacak, bütün müfettiş ve komutanlarca kendilerine güvenilemediği gerekçesiyle yapılan atama reddedilecek ve kabul edilmeyecektir.

3- Ülkemizi kolayca işgal edebilmek amacıyla İtilaf Devletleri'nce yapılacak baskılarla hükümet, herhangi bir birliği, askeri ve ulusal örgütümüzü dağıtma buyruğu verirse bu buyruk kabul edilmeyecek ve yerine getirilmeyecektir.

4- Hedef ve amacı ulusal bağımsızlığı kurtarmak olan Müdafaa-i Hukuk-ı Milliye ve Redd-i İlhak Dernekleri'nin ve girişimlerinin gerileme ve başarısızlığına yol açacak herhangi bir etki ve müdahaleyi ordu kesinlikle engelleyecektir.

5- Devlet ve ulusun bağımsızlığını kurtarma hedefinde devletin bütün sivil memurları, Müdafaa-i Hukuk-ı Milliye ve Redd-i İlhak Dernekleri'nin, ordu gibi meşru, yardımcılarıdır.

6- Yurdun herhangi bir bölgesine saldırıldığı takdirde, bütün ulus, haklarını savunmaya hazır bulunduğundan bu gibi olaylar karşısında işbirliği için her yer birbirini en kısa zamanda haberdar ederek savunmada hareket ve işbirliği sağlanacaktır.

          Bu bildiri, Anadolu ve Rumeli'de bulunan bütün ordu ve kolordu komutanlarıyla öbür ilgililere gönderilmiştir.

         Refet Bey'in 3. Kolordu Komutanlığı'nı Bırakması

        Bu genel bildirimizden beş altı gün sonra, Kavak'tan, 3'üncü Kolordu Komutanı Refet imzalı, 13 Temmuz 1919'da yazılmış bir şifreli telgraf aldım.

          Telgrafın metni aynen şudur: "İstanbul'dan bir İngiliz gemisiyle, Harbiye Dairesi Başkanı Albay Salahattin Bey, benim görevimi devralmak üzere geldi. Benim de aynı gemiyle dönmemi Nazırlık buyuruyor. Salahattin Bey hedefe uygun olarak çalışacak. Genel durumu göz önünde tutarak komutayı kendisine devretmeyi uygun buldum ve Harbiye Nazırlığı'na görevden ayrıldığımı bildirdim. Ayrıca geniş bilgi veririm. Sivas yönüne hareket ediyorum. 5'inci Tümen Komutanı Arif Bey aracılığıyla Amasya'ya yanıt veriniz."

          Beyler, itiraf etmeliyim ki bu tutum ve tavırdan pek memnun olmadım. Refet Bey'in benimle olan işbirliği İstanbul'ca biliniyor. Bu çalışmaları benimseyen bir kimse onun görevini devralmaya hem de bir İngiliz gemisiyle gelince derhal verilmesi doğal olan yargı, bu kimsenin İngiliz görüşüne hizmet edebileceği konusunda kendisine güvenilmiş olmasıdır. Bu yargı bir sanıdan ibaret olsa bile, Refet Bey'in komutayı devirde acele etmemesi, hiç olmazsa bizim de görüşümüzü alması gerekirdi. Güvenip komutayı kendisine devrettiğine göre de hiç olmazsa bir süre ondan ayrılmayıp durumumuzu ve görüşlerimizi ona iyice benimsetinceye dek birlikte çalışması ve kendisiyle aramızda bir bağlantı kurduktan sonra uzaklaşması yerinde olurdu, düşüncesindeydim. Bununla birlikte, bir oldubitti karşısında bırakılmış olduğuma göre, iki noktada avuntu aramakla yetinmeye mecburdum. Birincisi, Refet Bey'in telgrafındaki Salahattin Bey hedefe uygun olarak çalışacak cümlesi; ikincisi de Refet Bey' in hiç olmazsa İstanbul'a gitmemiş olmasıydı. Bu durum üzerine, komutanların İstanbul'a gitmek hususunda en küçük bir yanılmalarının pek pahalıya mal olacağını ve programımızı en iyi şekilde uygulamayı sürdüreceğimizi bütün komutanlara bildirmek suretiyle hemen dikkatlerini çektim. Refet Bey'e de aynı tarihte (14 Temmuz 1919), Salahattin Bey'in kararlarımızı istenildiği şekilde uygulayacağı buradaki arkadaşları çokça duygulandırmış ve onlara güç kazandırmıştı, cümlesi de bulunan bir şifreli telgraf çektirdim.

         Salahattin Bey' in kendisine de aynen şu telgrafı çektirdim.

        14.7.1919

        Amasya'da 5'inci Tümen Komutanlığına Refet Bey'edir:

        Aşağıdaki telgrafı, uygun görürseniz Salahattin Bey'e ulaştırınız ve sonucunu bildiriniz.

Mustafa Kemal

          Salahattin Beyefendi'ye: İstanbul'un düşmanlarca kuşatılmış çevresinden ulusun kutsal bağrına gelmeniz ve fedakar arkadaşlarınızın azim ve yurtseverlik meydanına sizin de onur vermiş olmanız büyük bir sevinçle karşılandı. Kutsal amacımın gerçekleştirilmesi uğrunda gösterilecek ortak çabada Tanrı hepimizi zafere ulaştıracaktır. Gözlerinizden öperim.

(Mustafa Kemal)

3'üncü Ordu Müfettişi Kurmay Başkanı Albay Kazım

          Salahattin Bey hakkında ilk kuşku ve kararsızlık, yine Salahattin Bey'in hedefe uygun olarak çalışacağını söylemesi üzerine kendisine güvenen ve hemen komutayı teslim edip Sivas'a doğru uzaklaşan Refet Bey'ce gösterilmiş oldu. Refet Bey'in Amasya'dan çektiği bir telgraf, yalnız Salahattin Bey hakkındaki kuşkuyu değil daha birkaç noktayla ilgili görüşleri de ortaya koyuyordu. İzin buyurursanız olduğu gibi bilginize sunayım :

         İvedi, Güvenlikle ilgili

         Erzurum'da 15'inci Kolordu Komutanlığına

         Amasya, 15.7.1919

         Mustafa Kemal Paşa Hazretleri'ne,

         Salahattin Bey'i tanırsınız. Önce Kazım Paşa, kutlama dolayısıyla ve yumuşak ifadelerle kendisiyle haberleşmeye girişmelidir. Hamit Bey'in görevden alınmasına ilişkin daha bir şey yok. Ancak yerinde bırakılması için girişimlerde bulunuldu. Görevden alınırsa buralarda kalacağını pek sanmıyorum. Bununla birlikte etkilemeye çalışıyorum. Benim dönmem için İngilizlerin hükümete baskı yapacakları kuşkusuzdur. Ben kendimi duruma göre ayarlayarak buralarda kalacağım. İngilizlerden ve buradan geçen Amerikalılardan anladığıma göre Kazım Paşa'nın durumu da tehlikelidir. Her zaman ölçülü davranılmasını ve durumun iyi idare edilmesini tekrar tavsiye ederim.

(Refet)

5’inci Tümen Komutanı Arif

          Bu telgrafta adı geçen Hamit Bey, Samsun mutasarrıfıydı. Hamit Bey, Samsun'a gelişimizin ilk günlerinde, Refet Bey'in aralarındaki eski hukuk ve dostluk dolayısıyla, ortak hedef uğrunda, sonuna dek bizimle birlikte, fedakarca çalışacak nitelikleri taşıyan bir arkadaş olduğuna güvendiği için bana önerdiği ve benim Sadrazamlığa ve Genel Kurmay Başkanı Cevat Paşa'ya durumu bildirerek Samsun'a getirebildiğimiz kişiydi. Böyle bir kişinin er geç görevden alınacağına kuşku var mıydı? Ancak Refet Bey, yerinde bırakılması için gereken yerlere başvuruldu diyor. Nerede? Kimlere gidilerek? Kim başvurmuştur? Sonra, görevden alınırsa buralarda kalacağını pek sanmıyorum. Bununla birlikte etkilemeye çalışıyorum, diyor. Nereye? İstanbul'a mı gidecek? Nasıl? Bu kişi bugüne dek bizimle birlikte çalışmıyor muydu?

          Bu telgrafında Refet Bey, kendisinin dönmesi için İngilizlerin hükümete baskı yapacaklarını kesin olarak kabul ediyor ve kendisini duruma göre ayarlayarak buralarda kalacağını söylüyor, Oysa durum belli ve yapılacak şeyi ben kendisine 7 Temmuz 1919 tarihli genel yönergemle bildirdim. (Adı geçen yönergenin 2. maddesi) Ondan başka yapılacak şey yoktu. Refet Bey, İngilizlerden ve buradan geçen Amerikalılardan anlamış ki Kazım Paşa'nın da durumu tehlikelidir. Bu ne demektir? Azim ve iradelerini en çok korumaları gereken arkadaşların, bize karşı herhalde rahmet okumayacak kimselerin sözlerinden tehlike kuruntusuna kapılmaları ve bunu inanarak söylemeleri ne demektir? Refet Bey, telgrafının sonunda bana da ders veriyor, her zaman ölçülü davranılmasını ve durumun iyi idare edilmesini tekrar tavsiye ederim, diyor.

          Buradaki ölçülü sözcüğünden amacın ne olabileceğinin yorumunu anlayış sahiplerine bırakırım.

          Bana iyi idareyi öğütleyen kişi, bu öğüdü, benim verdiğim buyruk ve yönergeyi hakkıyla yerine getirip görevi başından ayrılmadan önce yapmış olsaydı, daha içten hareket etmiş olurdu, sanırım.

         Hamit Bey'in İstanbul Hükümeti'nce Görevden Alınması

         Beyler, Hamit Bey, 14 Temmuz 1919 tarihinde Samsun'dan bana şu kısa telgrafı çekmişti :

         Görevden alındığımı güvenilir bir kaynaktan haber aldım. Şu bir iki gün içinde buyruğun gelmesini bekliyorum. Sonra İstanbul'a gideceğimi arz ederim.

          Refet Bey'in komutayı bırakmış olmasının üzüntüsündeyken aynı günde, önemli bir noktada kendisinden fedakarca bir davranış beklediğimiz başka bir arkadaşın da, sanki olağan şartlar içinde bulunuyormuşuz gibi, anlaşılması güç bir tutum içinde olduğunu öğreniyorum.

          Hamit Bey'e 15 Temmuz 1919 tarihinde şöyle bir telgraf çekildi :

          Kardeşim Hamit Bey,

        Sizin yerinize İbrahim Ethem Bey'in atandığını haber aldık. Refet'e yazdım ve buluşarak birlikte iç taraflara doğru gelmenizi rica ettim. Bilmem hangi güvenlik duygusu, size İstanbul'a gitmek düşüncesini telkin ediyor. Bundan başka, biz, değerli arkadaşlarımızı İstanbul'dan Anadolu'ya çekmeye ve böylece gerçekten yurtsever olanları ulusal hedefe hizmetten uzak tutmamaya çalışırken siz bu hareketinizle en azından düşmanlarca sarılmış bir çevreye giriyorsunuz. Biz hiç doğru bulmadık. Refet'in yanına gidiniz. Ya Sivas yakınlarında birlikte kalırsınız ya da rahatça yanımıza gelirsiniz. Kesin yanıt bekleriz.

          Beş gün sonra (20 Temmuz 1919) Canik Mutasarrıfı Hamit Bey'in Samsun'dan gelen telgrafı şuydu :

        Bizans'ın gittikçe artan rezaletleri karşısında umutsuzluğa düşen ulus, doğudan bir umut ışığı bekliyor. Buraları ve buradakileri öyle hayali biçim ve yaratılışta görüyorlar ki, acaba bir şey var mı, diye ben bile kuşkulanıyorum. Kayıtsızlığımdan utanıyorum. Gerçi uyumuyoruz. Bir şey yapmak istiyoruz. Ancak bu şeyin biçim ve kuramsallığıyla uğraştığımız, uzun yollar seçtiğimiz kanısındayım. Zamanın ve durumun beklemeye tahammülü yoktur. Ülkenin durumu dakikadan dakikaya kötüleşiyor. Bu bakımdan düşünceler üzerinde çokça durmayarak çalışmalarımızı hızlandırmak gerekiyor. Bu hususta benim hatrıma gelen şudur : Her yerden ve aynı zamanda Zâtışâhâne'ye birer telgraf çekelim. On aydan beri gözü önünde, çok kez kendi istek ve hevesince yapılagelen rezaletler yüzünden nereye sürüklenmekte olduğunu gören ulusun, ne pahasına olursa olsun, yazgısını ele almaya karar verdiğine dikkati çekip kırk sekiz saat içinde ulusun güven duyabileceği bir hükümet kurulmadığı ve bir kurucu Meclis'in toplanmasına karar alınmadığı takdirde, ne kendisini ne de hükümetini tanımadığımızı ekleyelim. Bunda hiçbir zorluk yoktur. Geleneğe uyarak boyun kırmaktan üzüntü duymayan ulus, biz yürüyelim, arkamızdan gelsin efendim.

          Beş gün önce, görevden alındığı takdirde İstanbul'a gideceğini arz eden Canik mutasarrıfının bu telgrafını, biraz öfkeli yazılmış olmakla birlikte, karar ve hareket telkin eder nitelikte bulduğumuzu tahmin etmek isterim. Mutasarrıf Bey, ulusun bir umut ışığı beklediği yerde, acaba bir şey var mı, diye kuşkulanıyor. Bizi ne yapmak istediğini bilmeyen, biçim ve kuramlarla uğraşan şaşkınlar sanıyor. Düşüncelerimizi kısaltarak çalışmalarımızı hızlandırmak için yapılacak şeyi de söylüyor. Bundan sonra bütün görüşlerindeki isabetsizliği açığa vuran çirkin bir düşünce ortaya koymamış olsaydı iyi ederdi.

          Beyler, tarih "Geleneğe uyarak boyun kırmaktan üzüntü duymayan ulus, biz yürüyelim, arkamızdan gelsin." düşünce ve inancında bulunanların karşılaştıkları sonuçlar ve cezalarla doludur. Yöneticilerin ve özellikle devlet adamlarının asla böyle sakat ve çarpık görüşlere kapılmamaları gerekir. Hamit Bey, bu telgrafında, bizim, Refet Bey'le birlikte içerilere doğru çekilmesi konusunda yazdıklarımıza hiç değinmiyor.

          Hamit Bey'in bu telgrafına 21 Temmuz 1919 tarihinde verdiğimiz bir yanıtta: "İnşallah her şey olacaktır. Yalnız, ulusun güvenebileceği bir kabine kurabilmek için önce o kabinenin dayanabileceği bir gücü meydana getirmek gereklidir. O da doğu illeri kurultayının ve onun arkasından da Sivas Genel Kurultayı'nın toplanmasıyla gerçekleşecektir." dedik.

           Refet Bey'le Haberleşmeler

         Beyler, 3'üncü Kolordu'dan, bu ilgiyle Refet ve Salahattin Beylerden yeniden söz etmek gerekiyor. İlgisi şudur :

         İngilizler Sivas'a bir tabur gönderecekleri söylentisini yaydılar. Her olasılığa karşı Sivas'a gelen çeşitli yönlerde askeri önlemler aldırmak gerekmişti. Bu ilgiyle Amasya'da bulunan 5'inci Tümen Komutanlığı'na 18 Temmuz 1919 tarihinde verdiğim bir buyruk metninde, daha o sırada Amasya'da bulunan Refet Bey'e ait de şu cümleler vardı. Duruma ilişkin Refet Bey'in önemle dikkati çekildi. Belki Refet Bey böyle bir durumu dikkate alarak şimdilik Amasya'da kalmayı da yeğler.

          5'inci Tümen Komutanı'nın 19 Temmuz 1919'da verdiği yanıtta dikkate değer şu cümleler yer alıyordu :

          "Selahattin Bey halen Samsun'dadır. Şimdiye kadar kendisiyle temas edemediğim gibi hiçbir ciddi ve önemli haberleşme de yapılmamış olduğundan, adı geçen komutanın düşünce ve inancının ne merkezde olduğunu bilemiyorum." Refet Bey gerektiğinde İngilizlere karşı koyacak kadar cesaret gösteremeyeceğini hissettirmişti. Refet Bey 18 Temmuz 1919'da Sivas'a hareket etti. Bunun üzerine Refet Bey'e şu şifreyi verdirdim :

         Kişiye özel 19.7.1919 Sayı: 115

         Amasya'da 5' inci Tümen Komutanlığına,

         Sivas'ta 3'üncü Ordu Sıhhiye Müfettişi Albay İbrahim Tali Beyefendi'ye,

         Refet Bey'edir.

         Salahattin Bey'e telgrafımı verdiniz mi? Bu arkadaşımızın kesin kanılarının mutlaka belirlenmesi ve kararsızlık ya da iki yönlü idare gibi felaket doğuracak bir duruma hiçbir biçimde tahammül ve rıza gösterilmemesi bir yurt görevi olduğundan, bu hususta evet ya da hayır biçiminde kendisinden söz alınması ve ona göre bir karar verilmesi gereklidir. Sizin bıraktığınız noktadan başlamak kendileri için en uygun programdır, Şimdiye kadar hemen bir hafta geçtiği halde hiçbir kesin bilgi alınamaması, İstanbul'dan gelen bir haberde kendisi hakkında sağlam bir kanı gösterilmemesi ve hareketinden önce Sadık Bey'le gizli bir görüşme yaptığından ve dostluğundan söz edilerek şikayet edilmesi bu telgrafımın yazılmasına yol açmıştır. Bu durumu ve sonuçlarını özellikle sizin takdir etmeniz ve çözmeniz gerekir. Çünkü herhangi biz halk topluluğunda söyleyeceği yanlış ve ulusal hedefe aykırı bir tek sözün bile yaratacağı tepkiyi ve bunun doğuracağı durumu şimdiden düşünmek yeterlidir.

(Mustafa Kemal)

3'üncü Ordu Müfettişliği Kurmay Başkanı Albay Kazım

           Yalnız bu telgrafımıza değil, çok şeye yanıt olan Refet Bey'in şu telgrafını olduğu gibi bilginize sunacağım :

          Güvenlikle ilgili ve çok ivedi

          Sivas, 22.7.1919

          Erzurum'da 3' üncü Ordu Müfettişliği Vekili Kâzım Karabekir Paşa Hazretleri'ne

          Mustafa Kemal Paşa Hazretleri'ne

1- Telgrafınızı Salahattin Bey'den ayrıldıktan sonra aldığım için kendisine veremedim. Salahattin Bey'i herkes gibi siz de çok iyi tanırsınız. Kararsız tabiatlı bir kişidir. Bu bölgede on günden çok kalmamak niyetiyle buraya gelmiş. Az kalsın komutayı almadan geri kaçacaktı. Kendisine güven duygusu vererek ve inandırarak yurt görevini anımsattım. Ülkesini herhalde sever. Ancak zamansız iş görmeye gelemez. Aşağı yukarı Reşit Paşa'dan biraz daha iyi. 13'üncü Kolordu'dan geçen silahlardan haberi olduğu gibi bu işi çözümlemek üzere İstanbul'da da çalışmış ve başarılı olmuş. Buraya, Cevat Paşa'ca seçilerek gönderilmiş. Bu bakımdan hedefe zararlı olamaz ve hiçbir halk topluluğunda hedefe aykırı tek bir söz söylemez. Tersine, ulusal hedefe uygun olarak, ancak sessiz bir biçimde çalışacağına söz verdi. Sadık Bey'le ilişkisi hakkında verilen bilgilere inanmıyorum. Zaten aldığımız haberi iyice denetlemeden ve belirli bir program yapmadan çalışmak güçlerin yitimine yol açıyor. Doğu'nun durumuna ilişkin bana verdiğiniz bilgilerde, aldığınız abartılmış haberlere kapılmamış olsaydınız, belki de ben durumu daha iyi yönetir ve komutayı terk etmeye mecbur kalmazdım. Tek başına karar verecek insanların, gerçek durumu bilmeleri gereğini siz de takdir buyurursunuz. O halde Salahattin Bey'i boşu boşuna ürkütmek ve hayır dedirtmekle ne çıkacak? Zaten o kaçmaya hazır. Yerine acaba kim gelecek? Buyruklarınızın kısa ve açık olmasını rica ederim. Salahattin Bey'le ilgili telgrafınızı lütfen bir daha okuyunuz. Fırtınayla başlayıp sakinlikle biten bu telgraftan kesin olarak ne demek istendiğini çıkaramadım. Bununla birlikte birkaç güne dek Salahattin Bey Samsun'dan dönüyor. Kendisiyle görüşeceğim. Kuşkusuz kendisini uygun bir tarzda ve amaca hizmet yolunda yönetmek için gerekli önlemleri alıyorum.

2- Samsun'a çıkarılan taburun, buradaki Hintli Müslümanları değiştirmekle birlikte, asıl Sivas'ta bulunduğunuzu sandıkları size karşı bir gözdağı vermek amacıyla çıkarıldığını İngilizlerle temasımda anladım. Beni İstanbul'a gitmeye razı etmek için Kavak'ta bulunduğum zaman bir İngiliz binbaşısı geldi. İngilizlere karşı gösterdiğim direnmeyi fırsat bilerek ancak aslında sizi yıpratmak için beni görevden aldırdıklarını açıkça söyledi. Sizin öteki dayanağı Kazım Karabekir Paşa'ymış. Bu bakımdan Kazım Paşa, ellerine, İngilizlerin ısrarına yol açacak bir tutamak vermemelidir. Ferit Paşa'nın, istifanız üzerine Kazım Paşa'yı komutan vekili olarak ataması İstanbul'dakilerden bir kısmının kötü bir niyeti olmadığını gösteriyor. Ancak İngilizlerin ısrarı karşısında bir şey yapamazlar. Kazım Paşa'nın vekil olarak atanması da Salahattin Bey'in Sadık Bey hesabına buraya gelmediğini gösterir.

3- Benim İstanbul'a götürülmem için İngilizlerin İstanbul hükümetine baskı yapmaları pek olasıdır. Çünkü, benimle İngilizlerin arasında. resmi bir ilişki var. Bu baskı artarsa Salahattin Bey'i zor bir durumda bırakmamak için izimi kaybettireceğim.

4- Hamit Bey'in değiştirileceği söylentisi daha gerçekleşmedi. Onun, yerinde bırakılması için gerek Salahattin Bey ve gerekse İngilizler, İstanbul Hükümeti'ne başvurdular. Bu kişinin değiştirilmesi girişimi Dahiliye Nazırlığı'yla kavga etmesinin sonucudur. Salahattin Bey'in yerine, Konya'ya Sedat Bey'in geldiği de doğru değildir, Her ne kadar Hamit Bey bütün komutanların değiştirileceğini haber aldığını yazıyorsa da Kazım Paşa'nın vekil olarak atanması bunun tersini gösteriyor.

5- Sivas Kurultayı'yla ilgili olarak Sadrazamlıktan doğruca illere bildirilen 20 Temmuz 1919 tarihli telgrafı gördünüz mü? Karahisar'daki tümen komutanı bu kurultaya temsilci seçilmesi için buralara bildiri yayınlamış. Bu davranış tarzını uygun buluyor musunuz? Almanya'yla yapılan barış antlaşması ve doğudaki sessizlik, durumun gelişmesini beklerken bizim de sakınımlı bulunmamızı gerektirmiyor mu? Kendim için hiçbir kaygım olmadığını artık anlamışsınızdır. Yalnız, kararsız ve programsız hareketlerle hedefi çıkmaza sokacağız. Ya sakınımlı olalım ya da işi hemen açığa vuralım. Ne var ki ikisinden birini yapalım. Sivas Kurultayı'ndan bugün için bir yarar bekliyor musunuz? Bugünkü duruma göre, bu kurultayın Sivas'ta ve açıktan açığa yapılmasını tehlikeli bulmuyor musunuz? Güney yönlerinden Sivas'a gelecek bir darbe özellikle bu il halkının kansızlığı yüzünden Anadolu'yu ikiye ayırır ve pek tehlikeli olur. Bunun için bu ilin son ana dek yansızmış gibi görünmesi son derece önemlidir. Bu kurultayın mutlaka toplanması gerekiyorsa aldığımız haberlere göre temsilciler de gelebileceklerse, acaba bunun doğuda başka bir yerde toplanması daha uygun düşmez mi?

6- Sivas ve Amasya kentlerinin halkı pek bayağı; ilçelerde, köylerde halk bunlara göre çok daha iyi. Bundan sonra, çalışmalarımı ona göre ayarlayacağım.

7- İstanbul'dan aldığım haberde, buradaki Ulusal Mücadele'nin hiçbir parti ya da bir kişinin kendi özel umunçlarını gerçekleştirmek amacına dayanmayıp salt ulusun esenlik ve bağımsızlığını kurtarmak hedefine dayandığı konusunda, sizce bir bildiri yayınlanarak İngilizlerin yatıştırılması tavsiye olunuyor. Buna gerek görüldüğü takdirde, ben, bunun sizce bir bildiri biçiminde değil belki Erzurum Kurultayı'nın kararlarına sokularak yayınlanmasının uygun olacağını sanıyorum.

8- Ajanslar Mebuslar Meclisi seçimlerinden söz ediyorlar. Bu hususta ne düşünüyorsunuz?

Refet

         Bu telgrafa verdiğimiz yanıtı da olduğu gibi aktarmakla yetineceğim :     

         Şifre, Subay eliyle çekilmesi, 23.7.1919, ivedi

         Sivas'ta 3'üncü Kolordu Kurmay Başkanı Zeki Bey'e,

         Refet Beyefendi'ye,

1- Salahattin Bey hakkındaki telgrafı bir kez daha okumak üzere aradım. Ancak bulunamıyor. Anımsadığıma göre, bu kişi için söz konusu olan hususlar İstanbul'dan bildirilmişti. Her alınan haberin doğruluğunu istenildiği gibi denetleyebilmek seyrekçe olanaklıdır. Doğu'nun durumuna ilişkin aldığımız bilgiler, abartıdan uzak olmamakla birlikte, bize yanlış bir adım attırmış değildir, kanısındayım. Yazgımızda, yalnız doğudaki olayların gelişmesine bağlı kalınmakla yetinilmiş değildir. Ulusal örgütü genişlik ve canlılık kazandırarak kökleştirmek, kurultaylarla ulusal davayı benimsetmek, ordunun ulusal örgüte destek ve yardımını sağlamak, ulusal davanın yitimine meydan vermemek için, komuta ve silah konularıyla gereken kesin kararı verme hususlarında, şimdiye dek yapıldığından başka türlü ve daha sakınımlı davranmak acaba bugünkü verimli sonucu sağlayabilir miydi? Herhalde şimdiki durum, herkesi sevindirecek derecededir.

2 - Kazım Paşa'nın komutan vekilliğine atanması pek yerinde olmuştur. Ellerine İngilizlerin ısrarına yol açacak görünürde bir neden vermemeye çalışıyor. Ancak silah konusunda ve Trabzon'a asker çıkarılmasını önleme hususunda hoşgörülü davranamayacağımız bellidir. Oysa ileri sürülen bu nedenler İngilizlerin hiç de hoşuna gitmeyecektir.

3- İngilizler, benim İstanbul'a götürülmem için pek çok ısrar ettiler ve hükümete ağır baskı yaptılar. Hükümet ve Padişah'la makine başında günlerce süren görüşmeler sırasında bu nokta açıkça bildirildi. Bu konuşmaların metinleri, görüştüğümüzde sizin tarafınızdan da görülecektir. Yalnız şu var ki meslekten ayrılınca ısrar son buldu. Bu bakımdan sizin için de istifadan sonra büyük bir ısrar olacağını sanmıyorum. Bununla birlikte ve tersi durumda, izinizi kaybettirmektense, Salahattin Bey'in zor duruma girmesini yeğlerim. Burada Halit Bey hakkında, hükümet ve İngilizler Kazım Paşa'ya çok ısrar ettiler. Kazım Paşa bir şey yapılamayacağını söylemekte direndiği içindir ki bugün Halit Bey, resmen olmasa bile, yine tümeninin başında bulunuyor.

4- Hamit Bey, son telgrafıyla, hepimizden daha çabuk hareket etme isteğini gösteriyor. Şimdilik yumuşatıldı.

5- Sivas Kurultayı'yla ilgili telgrafı daha görmedim. Gerçekten de bazı yerlerde olumlu, bazı yerlerde olumsuz yönde aşırılıklar görülüyor. Kuşkusuz duruma göre ve verimli hareketlerde bulunabilecek şekilde sakınımlı davranma yanlısıyım. Herkesi ilgilendiren bu açık ve kesin program, bugün toplanmaya başlayan Erzurum Kurultayı görüşmelerinden çıkacaktır. Sivas Kurultayı'ndan pek çok yarar beklerim. Bugün değil Sivas Kurultayı ilk kez söz konusu edildiği gün bile her yönden ve özellikle güneyden bir darbe gelebileceğini büyük bir olasılık içinde gördüğümü ve bundan dolayı da savunma önlemleri alınması için ricada bulunduğumu anımsarsınız. Bununla birlikte, Erzurum Kurultayı toplandıktan sonra, Sivas'a gelecek temsilcilerin sayısına ve Erzurum Kurultayı'nın yapacağı etkilerden doğacak duruma göre daha işlevsel ve güvenilir bir biçim de düşünülür.

6- Siz kardeşimin, çalışmaları düzenleme konusundaki düşüncesi pek yerindedir. Ancak kentlileri de ulusal duygu ve etki altında tutmaktan uzak kalınmayacağını umarım.

7- Ulusal Mücadele'nin amaç ve hedefi kurultayca yayınlanacak bildirilerle tasarım buyurduğunuz biçimde duyurulacaktır.

8- Mebuslar Meclisi toplanmalıdır. Ancak İstanbul'da değil Anadolu'da. Bu konu kurultayda görüşüldükten sonra girişime geçilecektir. Hepimiz gözlerinizden öperiz kardeşim.

(Mustafa Kemal)

3'üncü Ordu Müfettişliği Kurmay Başkanı Albay Kazım

           Erzurumluların Yardımları

          Beyler, askerlikten ayrıldıktan sonra, bütün Erzurum halkının ve Vilayat-ı Şarkiye Mühafaa-i Hukuk-ı Milliye Deneği'nin Erzurum şubesinin bana karşı pek açık olarak gösterdikleri güven ve yakınlığın bende bıraktığı unutulmaz anıyı burada açıkça belirtmeyi görev sayarım.

          Deneğin, Erzurum şubesinden aldığım 10 Temmuz 1919 tarihli yazıda derneğin başına geçerek Yönetim Kurulu Başkanlığını kabul etmemi öneriyorlar ve birlikte çalışmak üzere seçtikleri beş kişinin adlarını bildiriyorlardı. Bu beş kişi, Raif Bey, emekli Binbaşı Süleyman Bey, emekli Binbaşı Kazım Bey, Albayrak Gazetesi Müdürü Necati Bey, Dursun Beyzade Cevat Bey'di. Sözünü ettiğim yazıda Rauf Bey'in de Yönetim Kurulu İkinci Başkanlığı'na seçildiği bildiriliyordu. Bu tarihlerde, Erzurum Şubesi Yönetim Kurulu Başkanı Raif Bey, üyeler Hacı Hafız Bey, Süleyman Bey, Maksut Bey, Mesut Bey, Necati Bey, Ahmet Bey, Kazım Bey ve yazman Cevat Bey'di. Erzurum şubesi, İstanbul'daki Genel Merkez Başkanlığı'na ulaştırmaya çalıştıkları bir telgrafla Genel Merkez adına karar verme ve söz söyleme yetkisinin bana verildiğinin telgrafla bildirilmesini de rica ettiler. Bundan başka, bizim Erzurum Kurultayı'na katılmamızı kolaylaştırmak için Kurultay Erzurum temsilcisi olarak seçilmiş bulunan emekli Binbaşı Kazım ve Dursun Beyzade Cevat Beyler temsilcilikten istifa ettiler.

         Erzurum Kurultayı

         Beyler, yüksek bilginiz olduğu üzere, Erzurum Kurultayı 1919 yılı Temmuz'unun 23'üncü günü, pek gösterişsiz bir okul salonunda toplandı. İlk günü beni başkanlığa seçtiler. Kurultay üyelerini, durum ve bir dereceye kadar da tutulan yol hakkında aydınlatmak için yaptığım konuşmada, tarihin ve olayların zoruyla doğrudan doğruya içine düştüğümüz kanlı ve kara tehlikeleri göstermeyecek ve bundan irkilmeyecek hiçbir yurtseverin tasarım edilemeyeceğine işaret ettim. Ateşkes Antlaşması hükümlerine aykırı olarak yapılan saldırı ve işgallerden söz ettim. Tarihin, bir ulusun varlığını ve hakkını hiçbir zaman yok sayamayacağını, bu itibarla yurdumuz, ulusumuz aleyhinde verilen hükümlerin er geç iflasa mahkum olduğunu söyledim. Yurt ve ulusun kutsal varlıklarını kurtarmak ve korumak hususunda son sözü söyleyecek ve bunun gereğini yerine getirecek gücün, bütün yurtta bir elektrik ağı durumuna gelmiş olan ulusal akımın kahramanlık ruhu olduğunu belirttim. Maneviyatın güçlendirilmesine yardımcı olmak üzere de yeryüzündeki bilinen bütün ulusların ulusal hedeflerine ulaşmak için içinde bulunduğumuz tarihteki mücadeleleriyle ilgili mevcut bazı bilgileri özetledim. Ve ulusun yazgısına egemen bir ulusal iradenin, ancak Anadolu'dan doğabileceğini belirttim. Ulusal iradeye dayanan bir Ulus Meclisi'nin meydana getirilmesini ve gücünü ulusal iradeden alacak bir hükümetin kurulmasını, kurultay çalışmalarının ilk hedefi olarak gösterdim.

         Erzurum Kurultayı'nın Bildirisi ve Kararları

         Beyler, Erzurum Kurultayı 14 gün sürdü. Çalışmalarının sonucu, belirlediği tüzük ve bu tüzükteki hükümleri duyuran bildiri maddelerinden ibarettir. Bu tüzük ve bildiri metni, zaman ve ortamın gerektirdiği bazı önemsiz ve ikinci derecede düşünce ve görüşler atlanarak incelenirse birtakım köklü ve geniş çaplı ilkeler ve kararlara varmış oluruz.

         İzin buyurursanız, bu ilkelerin ve kararların bence, daha o zaman, nelerden ibaret olduğuna işaret edeyim :

1- Ulusal sınırlar içinde bulunan yurt parçaları bir bütündür. Birbirinden ayrılamaz (Bildiri, madde 6; Tüzük madde 3'ün açıklaması: Tüzük ve bildiri'nin 1'inci maddeleri lütfen okunup incelensin...)

2- Her türlü yabancı işgal ve müdahalesine karşı ve Osmanlı Hükümeti'nin dağılması durumunda ulus topyekun kendisini savunacak ve direnecektir. (Tüzük madde 2 ve 3; Bildiri, madde 3)

3- İstanbul Hükümeti yurdu koruma ve bağımsızlığı elde etme gücünü gösteremediği takdirde, bu hedefi gerçekleştirmek için geçici bir hükümet kurulacaktır. Bu hükümet üyeleri ulusal kurultayca seçilecektir. Kurultay toplanmamışsa bu seçimi Temsil Heyeti yapacaktır. (Tüzük,madde 4; Bildiri, madde 4)

4- Kuvayı Milliye'yi tek güç olarak tanımak ve ulusal iradeyi egemen kılmak esastır. (Bildiri, madde 3).

5- Hıristiyan azınlıklara siyasal egemenlik ve toplumsal dengemizi bozacak ayrıcalıklar verilemez. (Bildiri, madde 4).

6- Sömürgecilik ve koruyuculuk kabul olunamaz. (Bildiri, madde 7).

7- Ulusal Meclis'in derhal toplanmasını ve hükümetin yaptığı işlerin meclisçe denetlenmesini sağlamak için çalışılacaktır. (Bildiri, madde 8).

          Bu ilkeler ve bu kararlar çeşitli biçimlerde yorumlanmışsa da gerçek niteliklerini hiç değiştirmeden uygulanma olanağı bulabilmişlerdir.

         Beyler, biz Kurultay'da özetlediğim bu kararları ve bu ilkeleri ortaya koymaya çalışırken Sadrazam Ferit Paşa da basında birtakım demeçler yayınlıyordu. Bu demeçlere, Sadrazamın milli jurnali dense yeridir. 23 Temmuz 1919 tarihli basın, dünyaya şunu duyuruyordu :

          "Anadolu'da karışıklık çıktı. Kanun-ı Esasi'ye aykırı olarak Mebuslar Meclisi adı altında toplantılar yapılıyor. Bu hareketin askeri ve sivil memurlarca önlenmesi gerekir."

          Buna karşı gereken önlemler alındı ve Mebuslar Meclisi'nin toplantıya çağrılması istendi.

        Ağustos'un yedinci günü, Kurultay, toplantısına son verirken üyelerine, önemli kararlar alındığını, bütün dünyaya ulusumuzun varlık ve birliğinin gösterildiğini söyledim ve "Tarih, bu kurultayımızı pek seyrek görülen büyük bir eser olarak kaydedecektir." dedim.

          Sözlerimde isabetsizlik olmadığını zaman ve olayların kanıtlamış olduğuna inanıyorum, Beyler.

         Erzurum Kurultayı, tüzüğü gereğince bir Temsil Heyeti seçmişti. Dernekler Yasası'na göre, dilekçe yerine geçmek üzere, Erzurum Valiliği'ne verilen 24 Ağustos 1919 tarihli yazıda, Temsil Heyeti üyelerinin adları ve kimlikleri şöyle gösterilmiştir:

          Mustafa Kemal, Eski 3'üncü Ordu Müfettişi, Askerlikten ayrılmış.

          Rauf Bey, Eski Bahriye Nazırı.

          Raif Bey, Eski Erzurum Milletvekili.

          İzzet Bey, Eski Trabzon Milletvekili.

          Servet Bey, Eski Trabzon Milletvekili.