![]() ![]() |
|
Türkbilim
>>
Atatürk
>>
Yapıtları
>>
Söylev (Nutuk)
-
2) Ulusal Örgütlerin Kurulması ve Kurultaylar |
![]()
![]()
|
|
|
2) Ulusal Örgütlerin Kurulması ve Kurultaylar : Ulusal Örgütün Kurulması ve Ulusun Uyarılması Bir hafta kadar Samsun'da ve 25 Mayıs'tan 12 Haziran'a dek Havza'da kaldıktan sonra Amasya'ya gittim. Bu süre içinde bütün yurtta ulusal örgüt kurulması gereğini bir genelgeyle bütün komutanlara ve sivil yönetim amirlerine bildirdim. Dikkate değer bir noktadır ki İzmir'in, onun arkasından da Manisa ve Aydın'ın işgal edilmesiyle yapılan saldırı ve zalimliklere ilişkin ulus daha aydınlanmamış; ulusal varlığa vurulan bu korkunç darbeye karşı açıktan açığa herhangi bir tepki ve şikayet gösterilmemişti. Ulusun, bu haksız darbe karşısında, sessiz ve hareketsiz kalması, elbette kendi lehine yorumlanamazdı. Onun için ulusu uyarıp harekete getirmek gerekirdi. Bu amaçla 28 Mayıs 1919 tarihinde valilere ve bağımsız mutasarrıflıklara, Erzurum'da 15'inci Kolordu, Ankara'da 20'nci Kolordu ve Diyarbakır'da l3'üncü Kolordu Komutanlıklarına, Konya'da Ordu Müfettişliği'ne şu yolda birer genelge gönderdim: İzmir'in ve ne yazık ki bunun arkasından da Manisa ve Aydın'ın işgal edilmesi, gelecekteki tehlikeyi daha açık olarak sezdirmiştir. Yurt bütünlüğümüzün korunması için ulusça gösterilen tepkinin daha canlı ve sürekli olması gerekir. Yaşayışımızda ve ulusal bağımsızlığımızda gedikler açan işgal ve ilhak gibi olaylar, bütün ulusa kan ağlatmaktadır. Istıraplar dindirilemiyor. Sindirilmesi ve katlanılması olanaklı olmayan bu duruma derhal son verilmesinin bütün uygar uluslar ile büyük devletlerin adalet ve etkinliğinden sabırsızlıkla beklendiğini göstermek amacıyla, önümüzdeki hafta içinde ve çeşitli illere göre, pazartesi başlayıp çarşamba günü başvurunun arkası alınmak üzere, büyük ve heyecanlı mitingler yapılarak ulusal gösterilerde bulunulması, bunun bütün kasaba ve köylere dek yaygınlaştırılması, bütün büyük devletlerin temsilcileriyle Bâbıâli'ye etkileyici telgraflar çekilmesi, yabancıların bulunduğu yerlerde yabancılar da etki altına alınmakla birlikte, düzenlenen ulusal gösterilerde terbiye ve ağırbaşlılığının özenle korunması, Hıristiyan halka karşı saldırı, gösteri ve düşmanlık gibi tavır ve davranışlardan sakınılması gereklidir. Sizin bu konularda duyarlı ve etkili bulunmaları dolayısıyla işin iyi yönetileceğine ve başarıya ulaşacağına benim tam bir güveni vardır. Sonuçtan haberdar buyurulmamı rica ederim. Mitingler, Ulusal Gösteriler Verdiğim bu yönerge üzerine her yerde gösteri toplantıları yapılmaya başlandı. Yalnız, sınırlı birkaç yerde kimi yersiz korkularla kararsızlığa düşüldüğü anlaşılmıştır. Örnek olarak, 15'inci Kolordu Komutanı'nın Trabzon'a ilişkin gönderdiği 9 Haziran 1919 tarihli şifreden miting sırasında Rumların uygunsuz davranışlarda bulunabilecekleri, hiç yoktan bir olay çıkabileceği düşüncesiyle, mitinge karar verilmişken bu kararın uygulanmadığı, mitingi düzenleyen kurulun toplantısında İstrati ve Polidis'in de hazır bulunduğu anlaşılıyordu. Trabzon, Karadeniz kıyısında ve önemli bir merkez olduğundan orada ulusal girişim ile etkinlikler konusunda gösterilen kararsızlık ve Yunanlılar aleyhinde ulusal gösteriler yapılması görüşmelerinde İstrati ve Polidis Efendiler'i de bulundurmak gibi, girişimin ciddiyetsizliğine delil sayılacak gevşeklikler, elbette İstanbul ve düşmanlar için pek değerli sayılacak belirtilerdir. Verdiğim talimattaki esasları kötüye kullanacak kadar ustalık gösterenler de oldu. Sözgelimi, Sinop'a yeni atanan bir mutasarrıf, orada yapılan gösterileri kendisi yönetiyor ve miting kararlarını kendisi yazıp halka imza ettirdiğini söylüyor ve bize de bir örneğini gönderiyor. Bu kişinin zavallı halka gürültü patırtı arasında imza ettirdiği uzun yazılar içinde şu satırlar gizleniyordu : "Türkler ilerleyip gelişemedi. Avrupa uygarlık esaslarını benimseyemedi ve benimseyemediyse bu da şimdiye dek iyi bir yönetime kavuşamamış olmasından ileri gelmiştir. Türk ulusu ancak kendi padişahının sultanlık ve egemenliği altında olmak koşuluyla Avrupa'nın koruyuculuğu ve denetimi altında kurulacak bir yönetim biçimiyle yaşayabilir." Beyler, Sinop halkı adına İtilaf Devletleri temsilcilerine verilen 3 Haziran 1919 tarihli bu muhtıranın altındaki imzalara göz gezdirirken müftü vekilinin imzasından sonra gördüğüm imza, bilginize sunduğum satırları yazan ve yazdıran ruhu bana buldurdu. O imza, Hürriyet ve İtilaf Fırkası'nın ikinci başkanı olan kişinin imzasıydı. Ulusal Gösterilerin Yankıları Her yerde gösteriler yapılması için yaptığım bildirim tarihinden üç gün sonra, yani 31 Mayıs 1919'da, Harbiye Nazırı'nın şu telgrafını aldım: İngiltere Olağanüstü Komiserliği'nden Bâbıâlî'ye bildirilip Harbiye Nazırlığı'na verilen nota sureti aynen aşağıya çıkarılmıştır : Bugüne kadar gelen raporlardan, 3'üncü Kolordu bölgesinde adi haydutluk olaylarından başka bir şey görülmediği bilinmekle birlikte, son notada bildirilen durumlara ilişkin özel soruşturma yapılarak sonucunun acele bildirilmesini rica ederim. 31/8/1919 Harbiye Nazırı Şevket Suret : 1- Sivas'ın durumuyla orada olup bitenler ve bu kentte ya da bu kentin yakınında toplanmakta olan çok sayıdaki Ermeni sığınmacıların güvenliğiyle ilgili olarak son günlerde oldukça kaygı verici haberler almış olduğumu siz Sadrazam Hazretleri'nin yüksek katına bildirmekle onur duyarım. 2- Bundan dolayı askeri komutanın görev bölgesi içinde bulunan Ermenilerin iyi korunması için elden gelen bütün önlemleri almasını buyurur ve herhangi bir biçimde öldürme ya da kötü davranış olduğu taktirde, kendisinin doğrudan doğruya sorumlu tutulacağını bildiren bir telgrafın yüksek Harbiye Nazırlığı'nca adı geçen komutana acele olarak çekilmesi hususunda emir buyurulmasını siz Sadrazam Hazretleri'nden rica ederim. 3- Bu yönergeye benzer bir yönergenin ilgili sivil memurlara da verilmesini ayrıca rica ederim. 4- Ülke içindeki güvenlik bozucu olaylar konusunda siz Sadrazam Hazretleri'nin ne denli haklı bir kaygı içinde bulunduklarını bildiğim için, siz Sadrazam Hazretleri'ne ayrıca, işbu uyulacağından eminim. 5- Söz konusu olan yönergenin gönderildiği tarihe ilişkin verilecek bilginin beni fazlasıyla sevindireceğini bildiririm. Sivas Vali Vekilliği'nden aldığım 2 Haziran 1919 tarihli bir telgrafta da Albay Dömanj (Demange) imzasıyla alınan telgrafta, İzmir işgali üzerine, Aziziye'de Hıristiyanlar ölümle tehdit edilmiştir, bu hareket doğru değildir; sizi durumdan haberdar edeyim ki bu gibi durumlar müttefik askerlerince ilinizin işgal edilmesine yol açar, anlamında hatırlatmalarda bulunulmaktadır, denilmekteydi. Gerçekte, ne Sivas'ta kaygı verici bir durum vardı ve ne de Hıristiyanların ölümle tehdit edildiği doğruydu. Bunları, ulusça yapılmaya başlanan gösterilerden korkuya düşen Hıristiyan azınlıkların, yabancıların dikkatini kendi üzerlerine çekmek için kasıtlı olarak yaydıkları uydurma haberler olarak görmek gerekir. Harbiye Nazırlığı'nın nota suretini de içine alan telgrafına verdiğim yanıtı olduğu gibi arz edeceğim : İstihbarat, çok ivedi Harbiye Nazırlığı Yüksek Katına, İlgi : 2 Haziran 1919 tarihli şifre, 3.6.1919 Sivas ve çevresinde eskiden beri bulunan Ermenileri ve sonradan gelen sığınmacıları yılgınlığa düşürecek hiçbir olay geçmemìştir. Ne Sivas'ta ne de çevresinde kaygı verici herhangi bir durum yoktur. Herkes sakinlik içinde iş ve güçleriyle uğraşmaktadır. Bunu kesinlikle bilginize sunar ve sizi temin ederim. Bu bakımdan İngiliz notasındaki haberlerin nereden kaynaklandığı bence bilinmek gerekir. İzmir ve Manisa'nın işgal edilmesiyle ilgili acı haberler üzerine Müslüman halkça yapılan ve Hıristiyan azınlıklara ilişkin hiçbir düşmanlık duygusu gütmeyen toplantılardan belki de bazılarının ürkmüş olması hatra gelebilir. İtilaf devletleri ulusumuzun haklarına ve bağımsızlığına saygılı kaldıkça, ulus da yurdun saldırıya uğrayıp parçalanmayacağından emin oldukça, Hıristiyan azınlıkların korkuya kapılmalarına hiçbir neden yoktur. Bu konuda devlete karşı her türlü sorumluluğu yüklenir ve buna kesinlikle güven buyurulmasını istirham ederim. Ancak ulusun bağımsızlık ve varlığını yok eden ve ulusal varlığı tehlikeye düşüren, işgal, cana kıyma ve zalimlik gibi, İzmir bölgesinde görülmekte olan olayların ve benzerlerinin yinelenmesine karşı, ne ulusun heyecanını ve içindeki acıları ne de bundan doğacak ulusal gösterileri engelleyip durdurmak için kendimde ve hiç kimsede bir güç ve erk göremeyeceğim gibi, bu yüzden çıkacak olayların karşısında da sorumluluk alabilecek ne bir komutan ne bir sivil yönetici ve ne de bir hükümet tasarımlayabilirim. Mustafa Kemal Bu nota suretiyle tarafımdan verilen yanıt sureti bütün komutanlara, vali ve mutasarrıflara bir genelgeyle bildirildi. Bu tarihlerde İngiliz Muhipler Derneği'nin isteğine katılarak, bütün ulusça İngiltere koruyuculuğunun istenmesi, bu dernek adına, Sait Molla imzasıyla bütün belediye başkanlıklarına bir telgrafla bildirildiği ve bu telgrafın etkisini geçeriz kılmak için ulusu gerektiği gibi aydınlatmakla birlikte hükümet katında girişimlerde bulunduğum da sizce bilinmektedir. Bundan başka 27 Mayıs 1919 tarihinde Türkiye-Havas-Royter (Reuter) adındaki ajansın, toplanan Sultanlık Şûrâsı'yla ilgili açıklamaları arasında, şûrâyı oluşturan bütün üyelerin düşüncesí Türkiye'nin büyük devletlerden birinin koruyuculuğunu sağlama noktasında birleşiyor, haberini yayması üzerine sadrazama, ulusun, ulusal bağımsızlığını korumaya kararlı olduğunu ve doğabilecek bütün kötü sonuçlara karşı her türlü fedakarlığı göze aldığını ve ulusal vicdanı temsil etmeyen haberlerin kaygı verici tepkiler yarattığını yaymakla birlikte bütün ulusu da bu durumdan nasıl haberdar ettiğimi başka bir açıklama dolayısıyla belirtmiştim. Sadrazam Ferit Paşa'nın, Paris'e bilinen çağrısı üzerine, Birinci Türkiye Büyük Millet Meclisi'nin ilk toplantısını yaptığı günlerde bazı demeçler vermiştim. Bu konudaki görüş ve davranış tarzımın ne olduğunu açıklamak üzere şu belgeyi olduğu gibi bilginize sunacağım : Şifre, ivedi, Havza, 3.6.1919 Kişiye özel. Samsun'da 3'üncü Kolordu Komutanı Refet Beyefendi'ye, Erzurum'da 15'inci Kolordu Komutanı Kâzım Paşa Hazretleri'ne, Erzurum Valisi Münir Beyefendi'ye, Canik Mutasarrıfi Hamit Beyefendi'ye, Sıvas Vali Vekili Hakim Hasbi Bey Hazretleri'ne, Kastamonu Valisi İbrahim Beyefendi'ye, Ankara'da 20'nci Kolordu Komutanı Ali Fuat Paşa Hazretleri'ne, Konya'da Yıldırım Kıtalrı Müfettişi Cemal Paşa Hazretleri'ne, Diyarbakır'da 13'üncü Kolordu Komutanı Vekili Cevdet Beyefendi'ye, Van Valisi Haydar Beyefendi'ye. Fransız siyasal temsilcisi Mösyö Döfrans'ın (Defrance) Sadrazamlık yüksek makamına gelerek Osmanlı Devleti'nin haklarını konferans huzurunda savunmak için Paris'e gidebileceklerini bildirdiği, Dahiliye Nazırlığı'nın resmi bildirimlerinden ve ajans yayınlarından anlaşılmıştır. İzmir olayı üzerine ulusumuzun gösterdiği şiddetli tepki ve böylece bağımsızlığını koruma konusunda beliren kesin kararlılığının sonucu olan bu başarı şükranla karşılanmaya değer. Ancak buna karşın Yunanlıların İzmir ilini işgal etmesi önlenebilmiş değildir. Herhalde ulusun, kendi haklarının bilincinde ve onları çiğnetmemek için tek bir vücut halinde fedakarca harekete hazır olduğu, İtilaf Devletleri'ne karşı gösterilmeye ve kanıtlanmaya devam edildikçe, bu devletlerin ulusumuza ve onun haklarına saygılı olacağına kuşku yoktur. Sadrazam Paşa Hazretleri'nin, konferans huzurunda, Osmanlı Devleti'nin haklarını savunmak için ellerinden geleni yapacakları doğaldır. Ancak ulusça kesin bir biçimde savunulması istenen ve gerekli görülen haklar özellikle iki noktada önem kazanır. Birincisi, devlet ve ulusun salt olarak tam bağımsızlığı, ikincisi de yurdun ana topraklarında çoğunluğun azınlıklara feda edilmemesidir. Bu konuda Paris'e harekete hazırlanan kurulun görüşüyle ulusal vicdanın kesin istekleri arasında tam bir uygunluğun bulunması şarttır. Tersi durumda ulus, pek güç bir durumda ve giderilmesi olanaksız oldu bittiler karşısında kalabilir. Bu kaygıyı doğuran nedenler şunlardır : Sadrazam Paşa Hazretleri, duyulan demecinde, bir Ermeni özerkliği ilkesini benimsemiş olduğunu bildirdi. Bunun sınırını belirtmedi. Bundan doğu illerinin halkı elbette üzüntü duydu ve durumun açıklanmasını istemek zorunda kaldı. Toplanmış olan Sultanlık Şûrâsı'nda da üyelerin hemen tümü ulusal bağımsızlığın korunmasını ve ulus yazgısının bir ulusal şûrânın yetkisine bırakılmasını istedikleri halde, yalnız hükümetin dayandığı İtilaf ve Hürriyet Fırkası adına Bakan Sadık Bey'ce yazılı olarak İngiltere'nin koruyuculuğu önerildi. Geniş bir Ermenistan özerkliğini ve devletin bir yabancı koruyuculuğunu benimsemesi konularında, ulusun isteğiyle şimdiki hükümetin görüşü arasında bir uygunluk olmadığı anlaşılıyor. Sadrazam Paşa Hazretleri'yle birlikte hareket edecek olan kurulun, ulusun haklarını savunmada uyacağı ilkeler ve program, ulusça bilinmedikçe, arz edilen noktalarda kaygıya kapılmamak olanaklı değildir. Bu suretle, illerdeki ve onlara bağlı yerlerdeki Müdafaa-i Hukuk-ı Milliye ve Redd-i İlhak Dernekleri'nin temsilcileri ve daha örgütü tamamlanamayan yerlerde de belediye kurulları, Sadrazam Paşa Hazretleri'ne ve doğrudan doğruya Zât-ı Şâhâne'ye telgraflar çekerek ulusal bağımsızlığın mutlak dokunulmazlığının ve ulus çoğunluğunun haklarının korunmasının ulusun temel koşulu olduğu belirtilmeli ve gidecek kurulun yapacağı savunmanın esaslarını ulusa resmen ve açıkça bildirmesi istenmelidir. Ulusun bu biçimdeki hareketiyle, gidecek kurulun savunmaya çalışacağı ilkelerin gerçekten ulusun isteği olduğu İtilaf Devletleri'nce anlaşılacak ve kuşkusuz daha çok bir önemle dikkate alınarak kurulun görevini kolaylaştıracaktır. Bu düşüncelerin gerekenlere hızla ulaştırılmasını ve duyurulmasını, yurdumuzun yazgısı adına yurtsever sizden özellikle istirham ederim. Bu telgrafın alındığı zamanın bildirilmesini de rica ederim. Mustafa Kemal İstanbul'a Geri Çağrılışım Bu tarihten beş gün sonra, yani 8 Haziran 1919'da, İstanbul'a Harbiye Nazırı'nca çağrıldığımı ve gizlice sorup soruşturmam üzerine, kimlerce ne için istendiğimi devlet adamlarımızdan birinin haber verdiğini daha önce başka bir ilgiyle yaptığım açıklamada belirtmiştim. O kişi, Genelkurmay Başkanlığı makamında oturan Cevat Paşa'ydı. Bunun üzerine, İstanbul'la yapılmış olan yazışmaların bir kısmı herkesçe öğrenilmiştir. Bu yazışmalar, Erzurum'da görevden ayrıldığım tarihe dek değişik Harbiye Nazırlarıyla ve doğrudan doğruya sarayla sürmüştür. Anadolu'ya geçeli bir ay olmuştu. Bu süre içinde bütün ordu birlikleriyle bağlantı sağlanmış; ulus olabildiğince aydınlatılarak dikkatli ve uyanık bir duruma getirilmiş, ulusal örgüt kurma düşüncesi yayılmaya başlamıştı. Genel durumu, artık bir komutanla yürütüp yönetmeyi sürdürmek olanağı kalmamıştı. Yapılan geri çağırma buyruğuna uymamış ve onu yerine getirmemiş olmakla birlikte ulusal örgüt ve hazırlıkların yönetimini sürdürmekte olduğuma göre, şahsen asi duruma geçmiş olduğuma kuşku edilemezdi. Bundan başka ve özellikle girişmeye karar verdiğim girişim ve etkinliklerin köklü ve şiddetli olacağını tahmin etmek zor değildi. Öyleyse yapılacak girişim ve etkinliklerin bir an önce kişisel olmak niteliğinden çıkarılması, kesinlikle bütün bir ulusun birlik ve dayanışmasını sağlayacak ve temsil edecek bir kurul adına olması gerekliydi. Sivas'ta Genel Bir Ulusal Kurultay Toplama Kararı Bu nedenle, 18 Haziran 1919 tarihinde, Trakya'ya verdiğim yönergede işaret ettiğim bir noktanın uygulanma zamanı gelmiş bulunuyordu. Hatrınızdadır ki o nokta, Anadolu ve Rumeli'deki ulusal örgütleri birleştirerek bir merkezden temsil edip yönetmek üzere, Sivas'ta genel bir ulusal kurultay toplamaktı. Bu hedefin gerçekleştirilmesi için yaverim Cevat Abbas Bey'e, 21/22 Haziran 1919 gecesi, Amasya'da yazdırdığım genelgenin temel noktaları şunlardı : 1- Yurdun bütünlüğü, ulusun bağımsızlığı tehlikededir. 2- İstanbul hükümeti üzerine aldığı sorumluluğun gereğini yerine getirememektedir. Bu durum ulusumuzu yok olmuş gibi gösteriyor. 3- Ulusun bağımsızlığını, yine ulusun azim ve kararı kurtaracaktır. 4- Ulusun içinde bulunduğu durum ve koşulların gereğini yerine getirmek ve haklarını gür sesle dünyaya duyurmak için her türlü baskı ve denetimden uzak ulusal bir kurulun varlığı gereklidir. 5- Anadolu'nun her bakımdan en güvenli yeri olan Sivas'ta hemen ulusal bir kurultayın toplanması kararlaştırılmıştır. 6- Bunun için bütün illerin her sancağından ulusun güvenini kazanmış üç temsilcinin olabilecek en kısa zamanda yetişmek üzere yola çıkarılması gerekmektedir. 7- Her olasılığa karşı, bu konu ulusal bir sır olarak tutulmalı ve temsilciler, gereğinde yolculuklarını kendilerini tanıtmadan yapmalıdırlar. 8- Doğu illeri adına, 23 Temmuzda, Erzurum'da bir kurultay toplanacaktır. O tarihe dek öteki illerin temsilcileri de Sivas'a gelebilirlerse Erzurum Kurultayı'nın üyeleri de Sivas Genel Kurultayı'na katılmak üzere hareket ederler. Görüyorsunuz ki, bu yazdırdığım hususlar, zaten vermiş ve dört gün önce Trakya'ya bildirmiş olduğum bir kararın bir genelgeyle Anadolu'ya da bildirilmesinden ibarettir. Bu kararın 21/22 Haziran 1919 gecesi, karanlık bir odada alınmış korkunç ve gizemli yeni bir karar olmadığı, zannımca kolaylıkla takdir buyurulur. Bu noktanın aydınlanması için izin buyurursanız küçük bir açık zorlamada bulunayım. Beyler, o müsvedde işte bu kağıtlardır, dört maddeliktir. İçindekileri bildirdim. Sonunda benim imzam vardır. Bir de görevi dolayısıyla Kurmay Başkanım olan Albay Kazım Bey'in (Şimdiki İzmir Valisi Kazım Paşa), kurmay kurulundan bildirim işleriyle görevli memur Husrev Bey'in (şimdi büyükelçi), askeri makamlara şifreleyen yaverim Muzaffer Bey'in ve sivil makamlara şifreleyen bir memur beyin imzaları vardır. Bunlardan başka daha bazı imzalar vardır. Bu imzaların bu müsveddeye konması iyi bir şans ve rastlantı eseridir. Adını Saklayan Bir Tanıdığın Amasya'ya Gelmesi Daha, Havza'da bulunduğum sırada Ankara'da bulunan 20'inci Kolordu Komutanı Ali Fuat Paşa' dan bir şifreli telgraf aldım. Bu telgraf, aşağı yukarı tanıdığımız bir kişi bazı arkadaşlarla birlikte İstanbul'dan buraya gelmiştir, nasıl hareket etmeleri gerektiği konusunda ne emir buyuruyorsunuz, biçimindeydi. Adeta bir bilmeceyi andıran bu telgraf, bende büyük bir merak ve şaşkınlık uyandırdı. Söz konusu edilen kişiyi tanıyorum, benden nasıl hareket edeceğini soruyor; Ankara'da arkadaşım olan güvenilir bir komutanın yanında, telgraf da şifrelidir. Öyleyse neden adını şifreli olarak bile yazdırmaktan çekiniyor? Bir hayli düşündüm, kavrar gibi oldum; tahmin buyurulur ki bilmece çözmekle uğraşacak zamanım yoktu. Ancak Fuat Paşa'yı yakından görmek, bölgeleri, çevreleri, düşünceleri üzerinde kendisiyle konuşmak bence pek istenilir bir şeydi. Bu bilmeceli telgraftan esin alarak kendisine şu ricada bulundum : "Ankara'dan ayrıldığınızı belli etmeyecek önlemleri aldıktan sonra, ad ve kılık değiştirerek birkaç gün için hemen yanıma geliniz. İstanbul'dan gelen arkadaşları da birlikte getiriniz." Gerçekten de Fuat Paşa, dediğim gibi, Havza'ya hareket eder. Ancak, bazı zorlayıcı nedenler dolayısıyla, ben derhal Havza'dan ayrılıp Amasya'ya gitmeğe mecbur olmuştum. Fuat Paşa, Havza yolunda durumu anlar ve Amasya'ya yönelir. İşte, böylece 21/22 Haziranda Amasya'da yanımda bulunuyor. Adı şifrede bildirilmeyen kişi de Rauf Bey 'di. İstanbul'dan ayrılmak üzere, evimden otomobile bineceğim sırada Rauf Bey yanıma gelmişti. Bineceğim vapurun izleneceğini ve beni İstanbul'dayken tutuklamadıklarına göre, belki de Karadeniz'de batırılacağımı güvenilir bir yerden işitmiş, onu haber verdi. Ben İstanbul'da kalıp tutuklanmaktansa batıp boğulmayı yeğledim ve hareket ettim. Kendisine de eninde sonunda İstanbul'dan çıkmak zorunda kalırsa benim yanıma gelmesini söyledim. Rauf Bey, gerçekten de İstanbul'dan çıkmak gereğini duymuş ve çıkmış. Ancak benim yanıma gelmedi. Arkadaşı olan 6'ncı Tümen Komutanı Albay Bekir Sami Bey'in yanına gitmek ve İzmir cephesine daha yakın bir yerde olmakla daha etkili ve daha yararlı olacağını sanarak Bandırma-Akhisar yoluyla Manisa bölgesine gitmiş. Gittiği yerde halkın maneviyatını bozuk, durumu tehlikeli ve korkunç bulmuş. Derhal ad değiştirerek oradan Ödemiş, Nazilli, Afyonkarahisar üzerinden Aziziye-Sivrihisar yoluyla ve arabayla Ankara'ya, Fuat Paşa'nın yanına gelmiş ve bana haber göndermiş; pek güzel ama adını saklamak suretiyle beni üzmenin anlamı var mıydı? Öte yandan 3'üncü Kolordu Komutanım olup Samsun mutasarrıflığında bıraktığım Refet Bey'i artık Sivas'a Kolordu merkezine göndermek istiyordum. Birkaç kez gelmesi için buyruk vermiştim. Bölgeyi denetlemeye çıkmış. Buyruklarıma yanıt bile alamıyordum. Sonunda o da bir rastlantı eseri olarak o gün gelmişti. Rauf ve Refet Beylerin Kararsızlığı Şimdi, imza konusuna gelelim: Ben müsveddenin yeni gelen arkadaşlarca da imzalanmasını istedim. O sırada Rauf ve Refet Beyler benim odamda, Fuat Paşa başka bir odada bulunuyorlardı. Rauf Bey, konuk olduğundan bu müsveddeye imza koymak için kendini ilgili ve yetkili görmediğini nazikçe söyledi. Bunun tarihsel bir anı olduğunu ileri sürerek imza etmesini söyledim. Bunun üzerine imzaladı. Refet Bey, imzadan çekindi ve böyle bir kurultay toplanmasındaki amaç ve yararı anlayamadığını söyledi. İstanbul'dan beri yanımda getirdiğim bu arkadaşın -tuttuğumuz yola göre- anlaşılması pek kolay olan bir konuda, böyle bir düşünce ve duygu içinde oluşu bana pek acı geldi. Fuat Paşa'yı çağırttım. Paşa, amacımı anlayınca derhal imza etti. Fuat Paşa'ya, Refet Bey'in çekinmesinin nedenini anlayamadığımı söyledim. Fuat Paşa, Refet Bey'den biraz ciddî açıklama yapmasını istedikten sonra Refet Bey, müsveddeyi eline alarak kendine göre bir işaret koydu. Öyle bir işaret ki bunu, bu müsveddede bulmak oldukça güçtür. (Buyurun! Merak eden inceleyebilir.) Beyler, gereksiz gibi görülebilen bu açıklamalar, daha sonraki yıllara ve olaylara ilişkin bazı karanlık noktaları aydınlatmaya yardımcı olur düşüncesiyle yapılmıştır. İstanbul'da Bazı Kimselere Gönderdiğim Mektup Kurultaya çağrı genelgesi sivil ve askeri makamlara şifre olarak verildi. Bundan başka İstanbul'da bulunan bazı kimselere de gönderildi. Ancak bu kimselere ayrıca bir de genel birer mektup yazdım. Kendilerine mektup yazdığım kişiler şunlardı : Abdurrahman Şeref Bey, Reşit Akif Paşa, Ahmet İzzet Paşa, Seyit Bey, Halide Edip Hanım, Kara Vasıf Bey, Ferit Bey (Nafia Nazırı) Sulh ve Selamet Fırkası Başkanı Ferit Paşa (Daha sonra Harbiye Nazırı oldu), Cami Bey, Ahmet Rıza Bey. Bu mektupta söylediğim noktaları özet olarak yineleyeceğim: 1. Yalnız mitingler ve gösteriler, büyük hedefleri hiçbir zaman gerçekleştiremez. 2. Bunlar, ancak ulusun bağrından eylemce doğan ortak güce dayanırsa kurtarıcı olur. 3. Zaten acı olan durumu tehlikeli biçime sokan en etkili neden, İstanbul'daki muhalif akımlar ve ulusal yararı zararlı bir biçimde yüzüstü bırakan siyasal ve ulusallık dışı propagandalardır. 4. Artık İstanbul Anadolu'ya bağlı olmak zorundadır. 5. Size düşen fedakarlık pek büyüktür. Ali Kemal Bey'in Genelgesi 25 Hazirana dek Amasya'da kaldım. Hatırlardadır ki o tarihlerde Dahiliye Nazırlığı görevinde bulunan Ali Kemal Bey, benim görevden alındığımı ve artık benimle hiç bir resmi işleme girişilmemesi gerektiği konusunda şifreyle bir genelge yayınlamıştı. 23 Haziran 1919 tarih ve 84 sayılı olan bu genelge metni, dikkate değer bir anlayışı gösterir belge olduğu için aynen bilginize sunacağım. Dahiliye Nazırı Ali Kemal Bey'in 23.6.1919 tarihli ve 84 sayılı şifresinin çözülmüş suretidir : Mustafa Kemal Paşa büyük bir asker olmakla birlikte günün siyasetini pek bilmediği için, olağanüstü sayılacak yurtseverlik ve çabasına karşın yeni görevinde kesinlikle başarılı olamadı. İngiliz Olağanüstü Temsilcisi'nin istek ve ısrarıyla görevden alındı; bundan sonra yaptıkları ve yazdıklarıyla da bu kusurlarını daha çok açığa vurdu. Redd-i İlhak Dernekleri gibi, Balıkesir ve Aydın dolaylarında Müslüman halkı boş yere kırdırmaktan ve bu fırsattan yararlanarak halkı haraca kesmekten başka iş görmeyen buyruksuz, saygısız ve yasasız olarak kurulan bazı kurullar için öteden beri çektiği telgraflarla siyasal hatasını yönetimsel yönden de artırdı. Kendisinin İstanbul'a getirilmesi Harbiye Nazırlığı'yla ilgili bir iştir. Ancak Dahiliye Nazırlığı'nın size kesin buyruğu, artık o kişinin görevden alınmış olduğunu bilmek, kendisiyle hiçbir resmi işleme girişmemek, hükümet işleriyle ilgili hiçbir isteğini yerine getirmemektir. Bu genelgeye uygun hareket etmekle ne gibi sorumlulukların giderilmiş olacağını takdir buyuracağınızdan eminim. Ayrıca bu önemli ve tehlikeli günlerde memur, halk, her Osmanlı'ya düşen en büyük görev, barış konferansınca geleceğimiz üzerinde karar verilirken ve beş yıldır yaptığımız deliliklerin hesapları görülürken, artık aklımızı başımıza devşirdiğimizi göstermek, akıllıca ve önlemlice davranışları benimsemek, parti, mezhep, ırk ayrılıklarını gözetmeksizin her bireyin yaşamını, malını, ırzını koruyarak uygar dünyanın gözünde bu ülkeyi bir daha lekelememek değil midir? Ali Kemal Bey ile Padişah Bu şifreli genelgeden, benim ancak Sivas'a vardığım 27 Haziran 1919 tarihinde haberim oldu. Ali Kemal Bey, 23 Haziran tarihinde bu genelgesiyle düşmanlara ve padişaha önemli bir görev yaptıktan sonra, 26 Haziran 1919 tarihinde hükümetten çekilmiştir. Ali Kemal Bey'in sadrazamlığa verdiği resmi istifa yazısından başka, saraya da gidip padişaha kendi eliyle verdiği istifa yazısı suretleriyle sözlü gerekçelerini ve padişahın ona verdiği yanıtı çok sonra öğrendim. Ali Kemal Bey, istifa yazılarında, özellikle bunun padişaha ilişkin olanında, Osmanlı topraklarının çeşitli yerlerinde baş gösteren ayaklanma ve karışıklık belirtileri üzerine devrim ateşinin hemen çıktığı yerde, yayılmadan bastırılıp söndürülmesi ve yok edilmesi için önlem almak yalnız kendi makamını ilgilendirirken padişahın gösterdiği yakın ilgi ve güveni çekemeyen kimi arkadaşlarının birçok yersiz neden ileri sürerek devrimin daha da genişlemesine yol açtıklarından söz ettikten sonra, resmi görevinden çekilmekle birlikte özel olarak hizmet ve bağlılığa devam edeceğini ekliyor ve sözlü olarak da resmi görevinden ayrılmasını fırsat bilen hasımlarının hücumundan ben kulunuzu koruyunuz, istirhamında bulunuyor. Padişah, karşılık olarak : "Beni büsbütün yalnız bırakmayacağınıza güveniyorum; bağlılığınız bana büyük umut ve avuntular vermiştir. Saray her dakika size açıktır. Refik Bey'le işbirliğinden ayrılmayınız." iltifatında bulunuyorlar. Kendisine olan bağlılığından padişahın büyük umut ve avuntuya kapıldığı Ali Kemal'i nazırlık makamında ve padişah huzurunda gördükten sonra bir de asıl gerçek görevi başında görelim! Canınız sıkılmazsa, Sait Molla'nın Rahip Furu'ya (Frew) yazdığı mektuplardan birini gözden geçirelim : "Ali Kemal Bey'e, son felaketi üzerine üzüntünüzü bildirdiğinizi söyledim. Bu kişiyi elde bulundurmak gerekir. Bu fırsatı kaçırmayalım. Bir armağan sunumu için en uygun zamandır. Ali Kemal Bey dün o kişiyle görüşmüş. Basın işinde biraz uyanık olmak gerektiğini söylemiş. Daha önce herhangi bir gidişten yana yöneltilmiş olan düşünce ve kalem ustalarını bu kez öncekine aykırı bir hedefe yöneltmek bizde kolaylıkla olanaklı olmaz. Bütün devlet memurları, Ulusal Mücadele'yi şimdilik iyi görüyorlar, demiş. Ali Kemal Bey, talimatınıza harfi harfine uyacak, Zeynelabidin Partisi'yle de işbirliği yapmaya çalışıyor. Kısacası işler bulandırılacak." Aynı mektubun altında bir de notu vardır. Şimdi onu da okuyalım: "Birkaç kezdir söylemek istediğim halde unutuyorum. Mustafa Kemal Paşa'ya ve yandaşlarına biraz kendilerini destekliyormuş gibi görünmeli ki hiç bir kuşkuya düşmeden buraya gelebilsin. Bu işe olağanüstü önem veriniz. Kendi gazetelerimizle onu destekleyemeyiz." Bu belgeler hakkında sırası gelince daha çok bilgi veririm. Şimdilik bu kadarı yeterlidir. Ali Galip Bey Sivas'ta Ali Kemal Bey'in daha Amasya'dayken haberim olmadığını arz ettiğim genelgesi, memurların ve halkın kafasını gerçekten de bulandırmış. Her yerde eksik olmayan olumsuz ruhlu kimseler derhal aleyhimde propagandaya ve etkinliğe geçmişler. Bu yoldaki baltalayıcı gösteri ve hareketlerin en önemlisi Sivas'ta hazırlanmaya başlanmış. İzin buyurursanız bunu kısaca anlatayım: Dahiliye Nazırı Ali Kemal Bey'in, bu genelgeyle verdiği buyruğun tarihi olan 23 Haziran günü, Sivas'ta Ali Galip Bey adında biri, on kadar adamıyla hazır bulunuyormuş. Bu kimse İstanbul'dan Elazığ valisi olarak gönderilmiş olan Kurmay Albay Ali Galip'tir. Sözde o ilin ikinci derecede memurları olmak üzere, birtakım insanları da İstanbul'dan seçmiş, birlikte götürüyor. Ali Galip, yol üzerinde bulunan Sivas'ta kalmış. Özel bir görevi olduğuna kuşku etmemek gereken Ali Galip, orada derhal güçlü yandaşlar bulmuş. Görevini hakkıyla yerine getirebilmek için düzen ve önlemler almaya başlamış. Dahiliye Nazırlığı'nın aleyhimdeki buyruğu gelir gelmez, çalışmalar başlamış. Sivas sokaklarında benim hain, asi, zararlı bir adam olduğuma ilişkin duvarlara yaftalar yapıştırılmış. Kendisi de bir gün, Sivas'ta vali bulunan Reşit Paşa rahmetlinin yanına giderek, Dahiliye Nazırlığı'nın buyruğundan söz ettikten sonra, Sivas'a gittiğim takdirde bana uygulayacağı işlemi sormuş. Reşit Paşa ne yapılabileceğini sormuş, Ali Galip, ben senin yerinde olsam, derhal kollarını bağlar ve tutuklarım. Senin de böyle yapman gerekir, demiş. Reşit Paşa, bu işin bu kadar kolay olacağına inanamamış. Konuşma hayli uzamış. Konuşmaya katılanlar çoğalmış. Öyle ki bir kısım halk verilecek kararı anlamak üzere toplanmış. Bugün, Haziranın 27'nci günüdür. Bakışlarımızı, yeniden bu noktaya dönmek üzere bir an için bu tablodan ayıralım ve Amasya'ya çevirelim : Sivas'a Hareket Ayın 25'inci günü, Sivas'ta aleyhimde bazı yakışıksız olaylar çıkmaya başladığını haber aldım. 25/26 Haziran gecesi yaverim Cevat Abbas Bey'i çağırdım ve yarın sabah karanlıkta Amasya'dan güneye hareket edeceğiz, dedim. Bu gidişin gizli tutularak hazırlık yapılması için buyruk verdim. Bir yandan da 5'inci Tümen Komutanı ve kurmay kurulumla gizli olarak şu önlemi kararlaştırdık : 5'inci Tümen Komutanı, tümeninin seçkin subay ve erlerinden oluşmuş, oldukça güçlü bir atlı piyade birliğini hemen o geceden başlayarak hızla kuracaktı. Ben, 26 Haziran sabahı karanlıkta arkadaşlarımla birlikte otomobille Tokat'a hareket edecektim. Birlik, kurulur kurulmaz Tokat üzerinden Sivas'a doğru gönderilecek ve benimle bağlantı kurmaya çalışacaktı. Hareketimiz hiçbir yere telgrafla bildirilmeyecek ve elden geldiğince Amasya'da da açıklanmayacaktır. 26 Haziranda Amasya'dan yola çıktım. Tokat'a varır varmaz telgrafhaneyi göz altına aldırarak benim gelişimin Sivas'a ve hiçbir yere bildirilmemesini sağladım. 26/27 Haziran gecesini orada geçirdim, 27'de Sivas'a hareket ettim. Otomobille Tokat, Sivas'a aşağı yukarı altı saattir. Sivas valisine, Tokat'tan Sivas'a hareket ettiğimi bildirir açık bir telgraf yazdım. İmzada Ordu Müfettişliği unvanını kullandım. Telgrafta, bile bile çıkış saatimi kaydetmiştim. Ancak bu telgrafın, yola çıkışımdan altı saat sonra çekilmesini ve o zamana dek Sivas'a hiçbir biçimde bilgi verilmemesini sağlayacak önlemleri aldırdım. Şimdi Beyler, bakışlarımızı yeniden Sivas'ta, bıraktığımız tabloya çevirelim, Ali Galip Bey ile Reşit Paşa arasında, bana karşı uygulanacak işlemin tartışılması sahnesine... Tartışının kızıştığı bir sırada, Reşit Paşa'nın eline, benim Tokat'tan çekilen telgrafımı verirler. Reşit Paşa, haberi Ali Galip Bey'e uzatır. İşte kendisi geliyor, buyurun, tutuklayın, der. Reşit Paşa, telgrafta yazılı olan hareket saatini görünce hemen kendi saatini çıkarır, bakar. Efendim geliyor değil gelmiş olacaktır, diye ekler. Bunun üzerine Ali Galip, ben tutuklarım dedimse benim il sınırlarım içinde olursa tutuklarım demek istedim, deyince toplantıda bulunanları bir heyecan kaplar. Hep birden, haydi öyleyse karşılamaya gidelim diyerek toplantıya son verirler. Ancak kentin ileri gelenleri, halk ve askerle parlak bir karşılama töreni hazırlayabilmek için biraz zaman kazanmak gerektiğini ancak hesapça benim Sivas kenti kapılarına dek yaklaşmış olacağımı dikkate alarak beni, kentin girişine yakın olan Ziraat Numune çiftliğinde bir süre dinlendirmenin yolunu aramışlar. Vali Paşa, karargahımın sağlık başkanı olup daha önce örgüt kurmak üzere Sivas'a göndermiş olduğum Tali Bey'i çağırtarak, bu işin yerine getirilmesini ondan rica etmiş ve gerekli hazırlıkları yapar yapmaz kendisinin de bize katılacağını söylemiş. Gerçekten de tam Numune Çiftliği yakınlarında karşımıza çıkan bir otomobilin içinden, Tali Bey göründü. Otomobillerden indik, çiftliğin avlusunda oturduk. Tali Bey, öykülediğim durumu ayrıntılı olarak açıkladıktan sonra, görevinin beni burada biraz oyalamak olduğunu söyleyince hemen ayağa kalktım, "Çabuk otomobillere ve Sivas'a!" dedim. Bunun nedenini anlatayım. O anda hatrıma gelen şuydu : Karşılama töreni yapacağız diye Tali Bey'i aldatmış olabilirler ve gerçekte tersi bir düzen yapmak için zaman kazanmak isteyebilirlerdi. Otomobillere binmek üzereyken Sivas yönünden başka bir otomobil yanımıza yaklaştı. İçinde Vali Paşa vardı. Reşit Paşa, "Efendim birkaç dakika daha istirahat buyurulmaz mı?" diye söze başladı. Yarım dakika bile dinlenmeye ihtiyacım yoktur; derhal yola çıkacağız ve sen benim yanıma gel, dedim. - Efendim, dedi, sizin yanınıza Rauf Bey binsin; ben arkadaki otomobille de gelirim. - "Hayır, hayır!" dedim. Siz buraya. Bu basit önlemin neden alındığını açıklamaya gerek yoktur. Sivas kentine girerken caddenin iki yanı büyük bir kalabalıkla dolmuş, askeri birlikler tören düzenini almış bulunuyordu. Otomobillerden indik. Yürüyerek askeri ve halkı selamladım. Bu görünüm, Sivas'ın saygıdeğer halkının ve Sivas'ta bulunan kahraman subay ve askerlerimizin bana ne kadar bağlı ve sevgiyle dolu olduğunu gösteren canlı bir tanıktı. Bundan sonra, doğruca Kolordu Komutanlık binasına gittim ve hemen maiyetiyle birlikte Ali Galip'i ve onun yardakçısı olduklarını anladığım fesatçıları getirttim. Onlara ne yaptığımı anlatarak zaten yeterince yorgunluk vermiş olduğuna kuşku etmediğim ayrıntıları uzatmak istemem. Yalnız, bir noktaya işaret etmekle yetineceğim. Efendiler, Ali Galip, karşılaştığı bu kötü davranıştan sonra bana bildirecek bazı gizli şeyleri olduğunu söyleyerek gece yalnız olarak yanıma geldi. Kabul ettim. Davranışlarının dış görünüşüne önem vermemekliğimizi ricayla Elazığ valiliğini kabul ederek gelmekten amacının benim yolumda hizmet etmek olduğunu ve Sivas'ta kalışının benimle buluşup benden yönerge almak amacına dayandığını açıklamaya ve bin türlü delillerle kanıtlamaya çalıştı. Bizi sabaha kadar oyalamak suretiyle başardığını da itiraf etmeliyim. Erzurum'a Hareket Sivas'taki örgüt ve nasıl hareket edileceği konusunda gerekenlere talimat verdikten sonra, hiç uyumadan geçen 27/28 gecesinin sabahında bir bayram günü, Sivas'tan Erzurum'a doğru yola çıktık. Bir haftalık yorucu bir otomobil yolculuğundan sonra 3 Temmuz 1919 günü halkın ve askerin içten gelen samimi gösterileri arasında, Erzurum'a varıldı. İstanbul Hükümeti'nden gelebilecek olumsuz buyrukları denetlemek ve önlemek için haberleşme kanalı olan önemli merkezlerde önlemler alınmak üzere, bütün komutanlara, 5 Temmuz 1919 tarihinde buyruk verdim. Komutan, Vali ve Vilâyât-ı Şarkiye Müdafaa-i Hukuk-ı Milliye Derneği'nin Erzurum şubesiyle bağlantıya geçildi. Vali Münir Bey, İstanbul Hükümeti'nce görevden alınmıştı. Hareket etmeyip Erzurum'da kalması için gönderdiğim haber üzerine henüz Erzurum'da bulunuyordu. Bitlis valiliğinden ayrılıp İstanbul'a gitmek üzere Erzurum'dan geçen Mazhar Müfit Bey de aynı şekilde Erzurum'da beni bekliyordu. Ulusal Hedefle Ortaya Atılma Kararı Bu iki Vali Beylerle 15'inci Kolordu Komutanı Kazım Karabekir Paşa ve yanımda bulunan Rauf Bey, eski İzmit mutasarrıfı Süreyya Bey, karargahına bağlı Kurmay Başkanı Kazım Bey, Kurmay Husrev Bey ve Doktor Refik Bey arkadaşlarımla ciddi bir görüşme yapmayı uygun buldum. Kendilerine genel ve özel durumu açıklayarak tutulması gerekli olan yolu anlattım. Bu ilgiyle en elverişsiz durumları, genel ve bireysel tehlikeleri; her olasılığa karşı göze alınması kaçınılmaz olan fedakarlığı dile getirdim. Bir de ulusal hedefle ortaya atılacakların bugün yok edilmesini düşünen yalnız saray, hükümet ve yabancılardır. Ancak, bütün ülkenin aldatılmasını ve aleyhimize çevrilmesini de olasılıktan uzak tutmamak gerekir. Ulusa önder olacakların, her ne pahasına olursa olsun, amaçtan dönmemeleri, ülkede barınabilecekleri son noktada, son nefeslerini verinceye dek bu amaç uğrunda fedakarlığı sürdüreceklerine daha işin başında karar vermeleri gerekir. Yüreklerinde bu gücü duymayanların girişime geçmemeleri elbette daha isabetli olur. Çünkü tersi durumda hem kendilerini hem de ulusu aldatmış olurlar. Bir de söz konusu görev, resmi makam ve üniformaya sığınarak el altından yürütülebilecek türden değildir. Bu tarz, bir dereceye kadar sürdürülebilir. Ancak artık o dönem geçmiştir. Açıkça ortaya çıkmak ve ulusun hakları adına gür sesle bağırmak ve bütün ulusu bu sese ortak etmek gerektir. Benim, görevden alındığıma ve her türlü sonuçla karşı karşıya bulunduğuma kuşku yoktur. Benimle açıktan açığa işbirliği etmek aynı sonucu şimdiden kabullenmek demektir. Bundan başka, bu koşulların istediği adamın, başka birçok bakımlardan da mutlaka benim şahsım olabileceği gibi bir iddia söz konusu değildir. Yalnız, herhalde, bu ülke evladından birinin ortaya atılması kaçınılmaz olmuştur. Benden başka bir arkadaş da düşünülebilir. Yeter ki o arkadaş, bugünkü durumun kendisinden beklediği biçimde harekete evet diyebilsin, dedim. Bu konuşma ve açıklamalardan sonra, gelişigüzel karar almak doğru olamayacağından, bir süre düşünmek ve özel görüşmeler yapabilmek için görüşmelere son verdiğimi bildirdim. Yine toplandığımızda işin başında benim devam etmemi, kendilerinin bana yardımcı ve destek olacaklarını bildirdiler. Yalnız bir arkadaş, Münir Bey, önemli mazereti dolayısıyla, bir süre için kendisinin eylemsel görevden affını rica etti. Ben, biçimce resmi görev ve askerlikten ayrıldıktan sonra da tıpkı şimdiye dek olduğu tarzda üst komutanmışım gibi buyruklarımın yerine getirilmesinin başarı için temel koşul olduğunu belirttim. Bu nokta tümüyle benimsenip kabul gördükten sonra toplantıya son verildi. Beyler, İstanbul'da Genel Kurmay Başkanlığı makamında, birbirinin yerini alan Cevat ve Fevzi Paşalardan, Barış Hazırlığı Kurulu'nda çalışan İsmet Bey'den başlayarak Erzurum'a gelinceye dek her yerde bağlantı ve ilişkide bulunduğum komutan, subay, her türlü devlet adamı ve ileri gelen kimselerle burada, Erzurum'da, yaptığım gibi görüşmeler ve anlaşmalar yapmıştım. Bundaki yarar takdir buyurulur. Erzurum Kurultayı Hazırlıkları Erzurum'a gelişimin ilk günlerinde, Erzurum Kurultayı'nın toplanmasını sağlamak üzere, gerekli önlemlerin alınmasına önem verildi. Efendiler, Vilâyât-ı Şarkiye Müdafaa-i Hukuk-ı Milliye Derneği'nin 3 Mart 1919 tarihinde bir kurucu kurul meydana getirmek üzere oluşturduğu Erzurum şubesi, Trabzon'la da anlaşarak 1919 yılı Temmuzunun onuncu günü Erzurum'da bir Doğu İlleri Kurultayı toplamaya girişti. Benim daha Amasya'da bulunduğum tarihlerde, Haziran içinde, doğu illerine temsilci göndermeleri için öneri ve çağrıda da bulundu. İllerden temsilci getirtilmesi için, o tarihten başlayarak, benim Erzurum'a gelişime dek ve ondan sonra da bu konuda pek çok çaba harcadı. Ancak o günlerin koşulları içinde böyle bir amacın gerçekleştirilmesindeki zorluğun büyüklüğü kolaylıkla takdir olunur. Kurultayın toplanma günü olan 23 Temmuz yaklaştığı halde, illerden gönderilmesi gereken temsilciler seçilip gönderilmiyordu. Oysa bu kurultayın toplanmasını sağlamak artık pek önemli olmuştu. Bu nedenle tarafımızdan da ciddi girişimlerde bulunmak gerekir. İllerin her birine açık telgraflar gönderildiği gibi, bir yandan da, şifreli telgraflarla valilere, komutanlara gereken bildirimde bulunuldu. Sonunda, on üç günlük bir gecikmeyle yeterince temsilci getirtilerek kurultayı toplamak gerçekleştirilebildi. Beyler, Ulusal Mücadele'ye ordu mensuplarının desteğini sağlamak, askeri ve ulusal mücadeleyi birbiriyle uyumlu olarak yürütmek işi de son derece önemliydi. Trabzon'daki tümen vekillikle yönetiliyordu. Asıl komutanı Halit Bey Bayburt'ta gizlenmişti. Halit Bey'i gizlendiği yerden çıkartmak iki bakımdan gerekliydi. Biri ve en önemlisi, İstanbul'a çağırılmanın ve bir buyruğa uymamanın gizlenmeyi gerektirecek nitelikte olmadığını ulusa ve özellikle ordu mensuplarına göstererek manevi gücü yükseltmek içindi. Öbürü de kıyıda önemli bir nokta olan Trabzon'a dışarıdan bir saldırı olduğu takdirde, oradaki tümenin başında gözü pek bir komutan bulundurmak amacına dayanıyordu. Bundan dolayı Halit Bey'i Erzurum'a getirttim. Kendisine bizzat özel bir talimat verdikten sonra, gerektiğinde derhal tümeninin başına geçmek üzere, Maçka'da bulunması için de buyruk verdirdim. Biz bu işlerle uğraşırken, bir yandan da, İstanbul'da Harbiye Nazırlığı makamında bulunan Ferit Paşa'nın ve Padişahın, İstanbul'a dönmemi sağlamak üzere birbiri ardınca çekilen aldatıcı telgraflarına da türlü karşılıklar vermekle zaman yitimine mecbur oluyorduk. Resmi Sıfat ve Yetkilerimi Bırakarak, Ulusun Sevgi ve Fedakarlığına Güvenerek, Vicdani Görevi Sürdürme Kararı Harbiye Nazırlığı, “İstanbul'a gel.” diyor. Padişah, önce "Hava değişimi al, Anadolu'da bir yerde otur, ancak bir işe karışma." diye başladı. Daha sonra, ikisi birlikte "Mutlaka gelmelisin!" dediler. "Gelemem!" dedim. Sonunda, 8/9 Temmuz 1919 gecesi, sarayla açılan bir telgrafbaşı görüşmesi sırasında birdenbire perde kapandı ve 8 Hazirandan 8 Temmuza dek bir aydır süregelen oyun sona erdi. İstanbul o dakikada, benim resmi görevime son vermiş oldu. Ben de aynı dakikada, 8-9 Temmuz 1919 gecesi saat 22.50'de Harbiye Nazırlığı'na, saat 23.00'te Padişah'a resmi görevimle birlikte askerlikten de ayrıldığımı bildiren telgraf çekmiş oldum. Durum, tarafımdan, ordulara ve ulusa duyuruldu. Bu tarihten sonra resmi sıfat ve yetkilerden sıyrılmış olarak, yalnız ulusun sevgi ve fedakarlığına güvenerek ve onun tükenmez feyiz ve erk kaynağından esin ve güç alarak vicdan görevimizi sürdürdük. Biz, 8/9 Temmuz gecesi İstanbul'la telgraf başında konuşurken bunu başka dinleyenlerin ve ilgilenenlerin de bulunduğunu tahmin etmek zor değildir. O tarihlerde ve ondan sonraki zamanlarda, en hafif deyimiyle saflıklarını uyanıklık ve önlemlilik gibi göstermeye çalışmış olanlara ilişkin bir düşünce vermiş olmak için, izin buyurursanız, şu belgeyi olduğu gibi bilgilerinize sunmak isterim. Konya, 9.7.1919, Saat: 6.00 3'üncü Ordu Müfettişliği Başyaverliğine, Telgraf ve Posta Genel Müdürü Refik Halit Bey'le Konya Valisi Cemal Bey, 6/7 Temmuz gecesi, telgrafla makine başında konuştular. Konuşmanın şöyle geçtiğini haber aldım : Mustafa Kemal Paşa Hazretleri için gerekli işlem yapıldı. İstanbul'a getirilecek. Cemal Paşa Hazretleri için de yapılacak işlem hazırdır. Konya Valisi de: "Teşekkür ederim." dediler. Uygun bir şekilde Paşa Hazretleri'ne arz etmenizi rica ederim. 2'nci Ordu Müfettişliği Şifre Müdürü Hasan Mersinli Cemal Paşa'nın İstanbul'a Gitmesi Gerçekten, Konya'da bulunan 2'nci Ordu Müfettişi Cemal Paşa'nın on gün için izinli olarak İstanbul'a gittiğini dört gün önce öğrenmiş ve hayret etmiştim. Cemal Paşa'yla Samsun'a çıktığım günden beri ulusal davayı gerçekleştirmek için işbirliği yapmak, askeri ve ulusal hazırlıklara girişmek ve örgüt kurmak konularında haberleşmelerimiz vardı. Kendisinden, umut verici olumlu yanıtlar almıştım. Benimle bu tarzda ilişki kurmuş olan bir komutanın, kendi kendine izin alıp İstanbul'a gitmesi, akıllıca bir iş olmamak gerekirdi. Bu nedenle 5 Temmuz 1919 tarihli şifreyle Konya'da 12'nci Kolordu Komutanı Salahattin Bey'e şu iki maddeyi yazdım : 1- Cemal Paşa'nın on gün için İstanbul'a hareket etmesinin gerçek nedenini açıkça ve çok acele olarak bildirmenizi; 2 - Sizin hiçbir neden ve suretle oradaki birliklerin başından ayrılmanız doğru değildir. Bu konuda Fuat Paşa'yla da haberleşerek en kötü olasılığa karşı önlemler almanız gereklidir. Her gün durumunuz hakkında kısa bilgiler vermenizi rica ederim. Aynı şifrenin suretini aynı tarihte Ankara'da bulunan Fuat Paşa'ya da bildirdim. Salahattin Bey'in Konya'dan 6/7 Temmuz tarihinde, yani Refik Halit Bey'in Konya Valisi Cemal Bey'le telgraf başında konuştuğu sırada, yanıt olarak verdiği şifreli telgrafta "Cemal Paşa, İstanbul'da bazı kimselerle temas etmek ve ailesiyle görüşmek üzere on gün için ve kendi isteğiyle izinli olarak İstanbul'a gitmiştir." denilmekteydi. Cemal Paşa gitti, ama gelemedi. Kendisini çok zaman sonra Ali Rıza Paşa kabinesinde Harbiye Nazırı olarak göreceğiz. Komutayı Elden Bırakmama Buyruğu Ne yazık ki bu durumun tanığı olan ve kendisine birliklerinin başından ayrılmaması öğütlenen Salahattin Bey'in de bir süre sonra İstanbul'a gittiğini öğrendik. Cemal Paşa'nın gösterdiği bu kötü örnek üzerine, 7 Temmuz 1919 tarihinde, şu genel bildiriyi gönderdim. 1- Bağımsızlığımızı koruma uğrunda kurulmuş ve örgütlenmiş olan ulusal güçlere hiçbir biçimde müdahale ve saldırıda bulunulamaz. Devlet ve ulusun yazgısında ulusal irade söz sahibi ve egemendir. Ordu, bu ulusal iradeye bağlı ve onun hizmetindedir. 2- Müfettiş ve komutanlar, herhangi bir nedenle komutadan uzaklaştırıldıkları takdirde, yerlerini alacak kimseler, işbirliği yapılacak niteliklere sahipseler komutayı onlara bırakacaklar ancak kendileri de yetki bölgelerinde kalarak ulusal görevlerini yapmayı sürdüreceklerdir. Aksi takdirde, yani bir ikinci İzmir olayına yol açabilecek kimselerin atanması durumunda, komuta asla bırakılmayacak, bütün müfettiş ve komutanlarca kendilerine güvenilemediği gerekçesiyle yapılan atama reddedilecek ve kabul edilmeyecektir. 3- Ülkemizi kolayca işgal edebilmek amacıyla İtilaf Devletleri'nce yapılacak baskılarla hükümet, herhangi bir birliği, askeri ve ulusal örgütümüzü dağıtma buyruğu verirse bu buyruk kabul edilmeyecek ve yerine getirilmeyecektir. 4- Hedef ve amacı ulusal bağımsızlığı kurtarmak olan Müdafaa-i Hukuk-ı Milliye ve Redd-i İlhak Dernekleri'nin ve girişimlerinin gerileme ve başarısızlığına yol açacak herhangi bir etki ve müdahaleyi ordu kesinlikle engelleyecektir. 5- Devlet ve ulusun bağımsızlığını kurtarma hedefinde devletin bütün sivil memurları, Müdafaa-i Hukuk-ı Milliye ve Redd-i İlhak Dernekleri'nin, ordu gibi meşru, yardımcılarıdır. 6- Yurdun herhangi bir bölgesine saldırıldığı takdirde, bütün ulus, haklarını savunmaya hazır bulunduğundan bu gibi olaylar karşısında işbirliği için her yer birbirini en kısa zamanda haberdar ederek savunmada hareket ve işbirliği sağlanacaktır. Bu bildiri, Anadolu ve Rumeli'de bulunan bütün ordu ve kolordu komutanlarıyla öbür ilgililere gönderilmiştir. Refet Bey'in 3. Kolordu Komutanlığı'nı Bırakması Bu genel bildirimizden beş altı gün sonra, Kavak'tan, 3'üncü Kolordu Komutanı Refet imzalı, 13 Temmuz 1919'da yazılmış bir şifreli telgraf aldım. Telgrafın metni aynen şudur: "İstanbul'dan bir İngiliz gemisiyle, Harbiye Dairesi Başkanı Albay Salahattin Bey, benim görevimi devralmak üzere geldi. Benim de aynı gemiyle dönmemi Nazırlık buyuruyor. Salahattin Bey hedefe uygun olarak çalışacak. Genel durumu göz önünde tutarak komutayı kendisine devretmeyi uygun buldum ve Harbiye Nazırlığı'na görevden ayrıldığımı bildirdim. Ayrıca geniş bilgi veririm. Sivas yönüne hareket ediyorum. 5'inci Tümen Komutanı Arif Bey aracılığıyla Amasya'ya yanıt veriniz." Beyler, itiraf etmeliyim ki bu tutum ve tavırdan pek memnun olmadım. Refet Bey'in benimle olan işbirliği İstanbul'ca biliniyor. Bu çalışmaları benimseyen bir kimse onun görevini devralmaya hem de bir İngiliz gemisiyle gelince derhal verilmesi doğal olan yargı, bu kimsenin İngiliz görüşüne hizmet edebileceği konusunda kendisine güvenilmiş olmasıdır. Bu yargı bir sanıdan ibaret olsa bile, Refet Bey'in komutayı devirde acele etmemesi, hiç olmazsa bizim de görüşümüzü alması gerekirdi. Güvenip komutayı kendisine devrettiğine göre de hiç olmazsa bir süre ondan ayrılmayıp durumumuzu ve görüşlerimizi ona iyice benimsetinceye dek birlikte çalışması ve kendisiyle aramızda bir bağlantı kurduktan sonra uzaklaşması yerinde olurdu, düşüncesindeydim. Bununla birlikte, bir oldubitti karşısında bırakılmış olduğuma göre, iki noktada avuntu aramakla yetinmeye mecburdum. Birincisi, Refet Bey'in telgrafındaki Salahattin Bey hedefe uygun olarak çalışacak cümlesi; ikincisi de Refet Bey' in hiç olmazsa İstanbul'a gitmemiş olmasıydı. Bu durum üzerine, komutanların İstanbul'a gitmek hususunda en küçük bir yanılmalarının pek pahalıya mal olacağını ve programımızı en iyi şekilde uygulamayı sürdüreceğimizi bütün komutanlara bildirmek suretiyle hemen dikkatlerini çektim. Refet Bey'e de aynı tarihte (14 Temmuz 1919), Salahattin Bey'in kararlarımızı istenildiği şekilde uygulayacağı buradaki arkadaşları çokça duygulandırmış ve onlara güç kazandırmıştı, cümlesi de bulunan bir şifreli telgraf çektirdim. Salahattin Bey' in kendisine de aynen şu telgrafı çektirdim. 14.7.1919 Amasya'da 5'inci Tümen Komutanlığına Refet Bey'edir: Aşağıdaki telgrafı, uygun görürseniz Salahattin Bey'e ulaştırınız ve sonucunu bildiriniz. Mustafa Kemal Salahattin Beyefendi'ye: İstanbul'un düşmanlarca kuşatılmış çevresinden ulusun kutsal bağrına gelmeniz ve fedakar arkadaşlarınızın azim ve yurtseverlik meydanına sizin de onur vermiş olmanız büyük bir sevinçle karşılandı. Kutsal amacımın gerçekleştirilmesi uğrunda gösterilecek ortak çabada Tanrı hepimizi zafere ulaştıracaktır. Gözlerinizden öperim. (Mustafa Kemal) 3'üncü Ordu Müfettişi Kurmay Başkanı Albay Kazım Salahattin Bey hakkında ilk kuşku ve kararsızlık, yine Salahattin Bey'in hedefe uygun olarak çalışacağını söylemesi üzerine kendisine güvenen ve hemen komutayı teslim edip Sivas'a doğru uzaklaşan Refet Bey'ce gösterilmiş oldu. Refet Bey'in Amasya'dan çektiği bir telgraf, yalnız Salahattin Bey hakkındaki kuşkuyu değil daha birkaç noktayla ilgili görüşleri de ortaya koyuyordu. İzin buyurursanız olduğu gibi bilginize sunayım : İvedi, Güvenlikle ilgili Erzurum'da 15'inci Kolordu Komutanlığına Amasya, 15.7.1919 Mustafa Kemal Paşa Hazretleri'ne, Salahattin Bey'i tanırsınız. Önce Kazım Paşa, kutlama dolayısıyla ve yumuşak ifadelerle kendisiyle haberleşmeye girişmelidir. Hamit Bey'in görevden alınmasına ilişkin daha bir şey yok. Ancak yerinde bırakılması için girişimlerde bulunuldu. Görevden alınırsa buralarda kalacağını pek sanmıyorum. Bununla birlikte etkilemeye çalışıyorum. Benim dönmem için İngilizlerin hükümete baskı yapacakları kuşkusuzdur. Ben kendimi duruma göre ayarlayarak buralarda kalacağım. İngilizlerden ve buradan geçen Amerikalılardan anladığıma göre Kazım Paşa'nın durumu da tehlikelidir. Her zaman ölçülü davranılmasını ve durumun iyi idare edilmesini tekrar tavsiye ederim. (Refet) 5’inci Tümen Komutanı Arif Bu telgrafta adı geçen Hamit Bey, Samsun mutasarrıfıydı. Hamit Bey, Samsun'a gelişimizin ilk günlerinde, Refet Bey'in aralarındaki eski hukuk ve dostluk dolayısıyla, ortak hedef uğrunda, sonuna dek bizimle birlikte, fedakarca çalışacak nitelikleri taşıyan bir arkadaş olduğuna güvendiği için bana önerdiği ve benim Sadrazamlığa ve Genel Kurmay Başkanı Cevat Paşa'ya durumu bildirerek Samsun'a getirebildiğimiz kişiydi. Böyle bir kişinin er geç görevden alınacağına kuşku var mıydı? Ancak Refet Bey, yerinde bırakılması için gereken yerlere başvuruldu diyor. Nerede? Kimlere gidilerek? Kim başvurmuştur? Sonra, görevden alınırsa buralarda kalacağını pek sanmıyorum. Bununla birlikte etkilemeye çalışıyorum, diyor. Nereye? İstanbul'a mı gidecek? Nasıl? Bu kişi bugüne dek bizimle birlikte çalışmıyor muydu? Bu telgrafında Refet Bey, kendisinin dönmesi için İngilizlerin hükümete baskı yapacaklarını kesin olarak kabul ediyor ve kendisini duruma göre ayarlayarak buralarda kalacağını söylüyor, Oysa durum belli ve yapılacak şeyi ben kendisine 7 Temmuz 1919 tarihli genel yönergemle bildirdim. (Adı geçen yönergenin 2. maddesi) Ondan başka yapılacak şey yoktu. Refet Bey, İngilizlerden ve buradan geçen Amerikalılardan anlamış ki Kazım Paşa'nın da durumu tehlikelidir. Bu ne demektir? Azim ve iradelerini en çok korumaları gereken arkadaşların, bize karşı herhalde rahmet okumayacak kimselerin sözlerinden tehlike kuruntusuna kapılmaları ve bunu inanarak söylemeleri ne demektir? Refet Bey, telgrafının sonunda bana da ders veriyor, her zaman ölçülü davranılmasını ve durumun iyi idare edilmesini tekrar tavsiye ederim, diyor. Buradaki ölçülü sözcüğünden amacın ne olabileceğinin yorumunu anlayış sahiplerine bırakırım. Bana iyi idareyi öğütleyen kişi, bu öğüdü, benim verdiğim buyruk ve yönergeyi hakkıyla yerine getirip görevi başından ayrılmadan önce yapmış olsaydı, daha içten hareket etmiş olurdu, sanırım. Hamit Bey'in İstanbul Hükümeti'nce Görevden Alınması Beyler, Hamit Bey, 14 Temmuz 1919 tarihinde Samsun'dan bana şu kısa telgrafı çekmişti : Görevden alındığımı güvenilir bir kaynaktan haber aldım. Şu bir iki gün içinde buyruğun gelmesini bekliyorum. Sonra İstanbul'a gideceğimi arz ederim. Refet Bey'in komutayı bırakmış olmasının üzüntüsündeyken aynı günde, önemli bir noktada kendisinden fedakarca bir davranış beklediğimiz başka bir arkadaşın da, sanki olağan şartlar içinde bulunuyormuşuz gibi, anlaşılması güç bir tutum içinde olduğunu öğreniyorum. Hamit Bey'e 15 Temmuz 1919 tarihinde şöyle bir telgraf çekildi : Kardeşim Hamit Bey, Sizin yerinize İbrahim Ethem Bey'in atandığını haber aldık. Refet'e yazdım ve buluşarak birlikte iç taraflara doğru gelmenizi rica ettim. Bilmem hangi güvenlik duygusu, size İstanbul'a gitmek düşüncesini telkin ediyor. Bundan başka, biz, değerli arkadaşlarımızı İstanbul'dan Anadolu'ya çekmeye ve böylece gerçekten yurtsever olanları ulusal hedefe hizmetten uzak tutmamaya çalışırken siz bu hareketinizle en azından düşmanlarca sarılmış bir çevreye giriyorsunuz. Biz hiç doğru bulmadık. Refet'in yanına gidiniz. Ya Sivas yakınlarında birlikte kalırsınız ya da rahatça yanımıza gelirsiniz. Kesin yanıt bekleriz. Beş gün sonra (20 Temmuz 1919) Canik Mutasarrıfı Hamit Bey'in Samsun'dan gelen telgrafı şuydu : Bizans'ın gittikçe artan rezaletleri karşısında umutsuzluğa düşen ulus, doğudan bir umut ışığı bekliyor. Buraları ve buradakileri öyle hayali biçim ve yaratılışta görüyorlar ki, acaba bir şey var mı, diye ben bile kuşkulanıyorum. Kayıtsızlığımdan utanıyorum. Gerçi uyumuyoruz. Bir şey yapmak istiyoruz. Ancak bu şeyin biçim ve kuramsallığıyla uğraştığımız, uzun yollar seçtiğimiz kanısındayım. Zamanın ve durumun beklemeye tahammülü yoktur. Ülkenin durumu dakikadan dakikaya kötüleşiyor. Bu bakımdan düşünceler üzerinde çokça durmayarak çalışmalarımızı hızlandırmak gerekiyor. Bu hususta benim hatrıma gelen şudur : Her yerden ve aynı zamanda Zâtışâhâne'ye birer telgraf çekelim. On aydan beri gözü önünde, çok kez kendi istek ve hevesince yapılagelen rezaletler yüzünden nereye sürüklenmekte olduğunu gören ulusun, ne pahasına olursa olsun, yazgısını ele almaya karar verdiğine dikkati çekip kırk sekiz saat içinde ulusun güven duyabileceği bir hükümet kurulmadığı ve bir kurucu Meclis'in toplanmasına karar alınmadığı takdirde, ne kendisini ne de hükümetini tanımadığımızı ekleyelim. Bunda hiçbir zorluk yoktur. Geleneğe uyarak boyun kırmaktan üzüntü duymayan ulus, biz yürüyelim, arkamızdan gelsin efendim. Beş gün önce, görevden alındığı takdirde İstanbul'a gideceğini arz eden Canik mutasarrıfının bu telgrafını, biraz öfkeli yazılmış olmakla birlikte, karar ve hareket telkin eder nitelikte bulduğumuzu tahmin etmek isterim. Mutasarrıf Bey, ulusun bir umut ışığı beklediği yerde, acaba bir şey var mı, diye kuşkulanıyor. Bizi ne yapmak istediğini bilmeyen, biçim ve kuramlarla uğraşan şaşkınlar sanıyor. Düşüncelerimizi kısaltarak çalışmalarımızı hızlandırmak için yapılacak şeyi de söylüyor. Bundan sonra bütün görüşlerindeki isabetsizliği açığa vuran çirkin bir düşünce ortaya koymamış olsaydı iyi ederdi. Beyler, tarih "Geleneğe uyarak boyun kırmaktan üzüntü duymayan ulus, biz yürüyelim, arkamızdan gelsin." düşünce ve inancında bulunanların karşılaştıkları sonuçlar ve cezalarla doludur. Yöneticilerin ve özellikle devlet adamlarının asla böyle sakat ve çarpık görüşlere kapılmamaları gerekir. Hamit Bey, bu telgrafında, bizim, Refet Bey'le birlikte içerilere doğru çekilmesi konusunda yazdıklarımıza hiç değinmiyor. Hamit Bey'in bu telgrafına 21 Temmuz 1919 tarihinde verdiğimiz bir yanıtta: "İnşallah her şey olacaktır. Yalnız, ulusun güvenebileceği bir kabine kurabilmek için önce o kabinenin dayanabileceği bir gücü meydana getirmek gereklidir. O da doğu illeri kurultayının ve onun arkasından da Sivas Genel Kurultayı'nın toplanmasıyla gerçekleşecektir." dedik. Refet Bey'le Haberleşmeler Beyler, 3'üncü Kolordu'dan, bu ilgiyle Refet ve Salahattin Beylerden yeniden söz etmek gerekiyor. İlgisi şudur : İngilizler Sivas'a bir tabur gönderecekleri söylentisini yaydılar. Her olasılığa karşı Sivas'a gelen çeşitli yönlerde askeri önlemler aldırmak gerekmişti. Bu ilgiyle Amasya'da bulunan 5'inci Tümen Komutanlığı'na 18 Temmuz 1919 tarihinde verdiğim bir buyruk metninde, daha o sırada Amasya'da bulunan Refet Bey'e ait de şu cümleler vardı. Duruma ilişkin Refet Bey'in önemle dikkati çekildi. Belki Refet Bey böyle bir durumu dikkate alarak şimdilik Amasya'da kalmayı da yeğler. 5'inci Tümen Komutanı'nın 19 Temmuz 1919'da verdiği yanıtta dikkate değer şu cümleler yer alıyordu : "Selahattin Bey halen Samsun'dadır. Şimdiye kadar kendisiyle temas edemediğim gibi hiçbir ciddi ve önemli haberleşme de yapılmamış olduğundan, adı geçen komutanın düşünce ve inancının ne merkezde olduğunu bilemiyorum." Refet Bey gerektiğinde İngilizlere karşı koyacak kadar cesaret gösteremeyeceğini hissettirmişti. Refet Bey 18 Temmuz 1919'da Sivas'a hareket etti. Bunun üzerine Refet Bey'e şu şifreyi verdirdim : Kişiye özel 19.7.1919 Sayı: 115 Amasya'da 5' inci Tümen Komutanlığına, Sivas'ta 3'üncü Ordu Sıhhiye Müfettişi Albay İbrahim Tali Beyefendi'ye, Refet Bey'edir. Salahattin Bey'e telgrafımı verdiniz mi? Bu arkadaşımızın kesin kanılarının mutlaka belirlenmesi ve kararsızlık ya da iki yönlü idare gibi felaket doğuracak bir duruma hiçbir biçimde tahammül ve rıza gösterilmemesi bir yurt görevi olduğundan, bu hususta evet ya da hayır biçiminde kendisinden söz alınması ve ona göre bir karar verilmesi gereklidir. Sizin bıraktığınız noktadan başlamak kendileri için en uygun programdır, Şimdiye kadar hemen bir hafta geçtiği halde hiçbir kesin bilgi alınamaması, İstanbul'dan gelen bir haberde kendisi hakkında sağlam bir kanı gösterilmemesi ve hareketinden önce Sadık Bey'le gizli bir görüşme yaptığından ve dostluğundan söz edilerek şikayet edilmesi bu telgrafımın yazılmasına yol açmıştır. Bu durumu ve sonuçlarını özellikle sizin takdir etmeniz ve çözmeniz gerekir. Çünkü herhangi biz halk topluluğunda söyleyeceği yanlış ve ulusal hedefe aykırı bir tek sözün bile yaratacağı tepkiyi ve bunun doğuracağı durumu şimdiden düşünmek yeterlidir. (Mustafa Kemal) 3'üncü Ordu Müfettişliği Kurmay Başkanı Albay Kazım Yalnız bu telgrafımıza değil, çok şeye yanıt olan Refet Bey'in şu telgrafını olduğu gibi bilginize sunacağım : Güvenlikle ilgili ve çok ivedi Sivas, 22.7.1919 Erzurum'da 3' üncü Ordu Müfettişliği Vekili Kâzım Karabekir Paşa Hazretleri'ne Mustafa Kemal Paşa Hazretleri'ne 1- Telgrafınızı Salahattin Bey'den ayrıldıktan sonra aldığım için kendisine veremedim. Salahattin Bey'i herkes gibi siz de çok iyi tanırsınız. Kararsız tabiatlı bir kişidir. Bu bölgede on günden çok kalmamak niyetiyle buraya gelmiş. Az kalsın komutayı almadan geri kaçacaktı. Kendisine güven duygusu vererek ve inandırarak yurt görevini anımsattım. Ülkesini herhalde sever. Ancak zamansız iş görmeye gelemez. Aşağı yukarı Reşit Paşa'dan biraz daha iyi. 13'üncü Kolordu'dan geçen silahlardan haberi olduğu gibi bu işi çözümlemek üzere İstanbul'da da çalışmış ve başarılı olmuş. Buraya, Cevat Paşa'ca seçilerek gönderilmiş. Bu bakımdan hedefe zararlı olamaz ve hiçbir halk topluluğunda hedefe aykırı tek bir söz söylemez. Tersine, ulusal hedefe uygun olarak, ancak sessiz bir biçimde çalışacağına söz verdi. Sadık Bey'le ilişkisi hakkında verilen bilgilere inanmıyorum. Zaten aldığımız haberi iyice denetlemeden ve belirli bir program yapmadan çalışmak güçlerin yitimine yol açıyor. Doğu'nun durumuna ilişkin bana verdiğiniz bilgilerde, aldığınız abartılmış haberlere kapılmamış olsaydınız, belki de ben durumu daha iyi yönetir ve komutayı terk etmeye mecbur kalmazdım. Tek başına karar verecek insanların, gerçek durumu bilmeleri gereğini siz de takdir buyurursunuz. O halde Salahattin Bey'i boşu boşuna ürkütmek ve hayır dedirtmekle ne çıkacak? Zaten o kaçmaya hazır. Yerine acaba kim gelecek? Buyruklarınızın kısa ve açık olmasını rica ederim. Salahattin Bey'le ilgili telgrafınızı lütfen bir daha okuyunuz. Fırtınayla başlayıp sakinlikle biten bu telgraftan kesin olarak ne demek istendiğini çıkaramadım. Bununla birlikte birkaç güne dek Salahattin Bey Samsun'dan dönüyor. Kendisiyle görüşeceğim. Kuşkusuz kendisini uygun bir tarzda ve amaca hizmet yolunda yönetmek için gerekli önlemleri alıyorum. 2- Samsun'a çıkarılan taburun, buradaki Hintli Müslümanları değiştirmekle birlikte, asıl Sivas'ta bulunduğunuzu sandıkları size karşı bir gözdağı vermek amacıyla çıkarıldığını İngilizlerle temasımda anladım. Beni İstanbul'a gitmeye razı etmek için Kavak'ta bulunduğum zaman bir İngiliz binbaşısı geldi. İngilizlere karşı gösterdiğim direnmeyi fırsat bilerek ancak aslında sizi yıpratmak için beni görevden aldırdıklarını açıkça söyledi. Sizin öteki dayanağı Kazım Karabekir Paşa'ymış. Bu bakımdan Kazım Paşa, ellerine, İngilizlerin ısrarına yol açacak bir tutamak vermemelidir. Ferit Paşa'nın, istifanız üzerine Kazım Paşa'yı komutan vekili olarak ataması İstanbul'dakilerden bir kısmının kötü bir niyeti olmadığını gösteriyor. Ancak İngilizlerin ısrarı karşısında bir şey yapamazlar. Kazım Paşa'nın vekil olarak atanması da Salahattin Bey'in Sadık Bey hesabına buraya gelmediğini gösterir. 3- Benim İstanbul'a götürülmem için İngilizlerin İstanbul hükümetine baskı yapmaları pek olasıdır. Çünkü, benimle İngilizlerin arasında. resmi bir ilişki var. Bu baskı artarsa Salahattin Bey'i zor bir durumda bırakmamak için izimi kaybettireceğim. 4- Hamit Bey'in değiştirileceği söylentisi daha gerçekleşmedi. Onun, yerinde bırakılması için gerek Salahattin Bey ve gerekse İngilizler, İstanbul Hükümeti'ne başvurdular. Bu kişinin değiştirilmesi girişimi Dahiliye Nazırlığı'yla kavga etmesinin sonucudur. Salahattin Bey'in yerine, Konya'ya Sedat Bey'in geldiği de doğru değildir, Her ne kadar Hamit Bey bütün komutanların değiştirileceğini haber aldığını yazıyorsa da Kazım Paşa'nın vekil olarak atanması bunun tersini gösteriyor. 5- Sivas Kurultayı'yla ilgili olarak Sadrazamlıktan doğruca illere bildirilen 20 Temmuz 1919 tarihli telgrafı gördünüz mü? Karahisar'daki tümen komutanı bu kurultaya temsilci seçilmesi için buralara bildiri yayınlamış. Bu davranış tarzını uygun buluyor musunuz? Almanya'yla yapılan barış antlaşması ve doğudaki sessizlik, durumun gelişmesini beklerken bizim de sakınımlı bulunmamızı gerektirmiyor mu? Kendim için hiçbir kaygım olmadığını artık anlamışsınızdır. Yalnız, kararsız ve programsız hareketlerle hedefi çıkmaza sokacağız. Ya sakınımlı olalım ya da işi hemen açığa vuralım. Ne var ki ikisinden birini yapalım. Sivas Kurultayı'ndan bugün için bir yarar bekliyor musunuz? Bugünkü duruma göre, bu kurultayın Sivas'ta ve açıktan açığa yapılmasını tehlikeli bulmuyor musunuz? Güney yönlerinden Sivas'a gelecek bir darbe özellikle bu il halkının kansızlığı yüzünden Anadolu'yu ikiye ayırır ve pek tehlikeli olur. Bunun için bu ilin son ana dek yansızmış gibi görünmesi son derece önemlidir. Bu kurultayın mutlaka toplanması gerekiyorsa aldığımız haberlere göre temsilciler de gelebileceklerse, acaba bunun doğuda başka bir yerde toplanması daha uygun düşmez mi? 6- Sivas ve Amasya kentlerinin halkı pek bayağı; ilçelerde, köylerde halk bunlara göre çok daha iyi. Bundan sonra, çalışmalarımı ona göre ayarlayacağım. 7- İstanbul'dan aldığım haberde, buradaki Ulusal Mücadele'nin hiçbir parti ya da bir kişinin kendi özel umunçlarını gerçekleştirmek amacına dayanmayıp salt ulusun esenlik ve bağımsızlığını kurtarmak hedefine dayandığı konusunda, sizce bir bildiri yayınlanarak İngilizlerin yatıştırılması tavsiye olunuyor. Buna gerek görüldüğü takdirde, ben, bunun sizce bir bildiri biçiminde değil belki Erzurum Kurultayı'nın kararlarına sokularak yayınlanmasının uygun olacağını sanıyorum. 8- Ajanslar Mebuslar Meclisi seçimlerinden söz ediyorlar. Bu hususta ne düşünüyorsunuz? Refet Bu telgrafa verdiğimiz yanıtı da olduğu gibi aktarmakla yetineceğim : Şifre, Subay eliyle çekilmesi, 23.7.1919, ivedi Sivas'ta 3'üncü Kolordu Kurmay Başkanı Zeki Bey'e, Refet Beyefendi'ye, 1- Salahattin Bey hakkındaki telgrafı bir kez daha okumak üzere aradım. Ancak bulunamıyor. Anımsadığıma göre, bu kişi için söz konusu olan hususlar İstanbul'dan bildirilmişti. Her alınan haberin doğruluğunu istenildiği gibi denetleyebilmek seyrekçe olanaklıdır. Doğu'nun durumuna ilişkin aldığımız bilgiler, abartıdan uzak olmamakla birlikte, bize yanlış bir adım attırmış değildir, kanısındayım. Yazgımızda, yalnız doğudaki olayların gelişmesine bağlı kalınmakla yetinilmiş değildir. Ulusal örgütü genişlik ve canlılık kazandırarak kökleştirmek, kurultaylarla ulusal davayı benimsetmek, ordunun ulusal örgüte destek ve yardımını sağlamak, ulusal davanın yitimine meydan vermemek için, komuta ve silah konularıyla gereken kesin kararı verme hususlarında, şimdiye dek yapıldığından başka türlü ve daha sakınımlı davranmak acaba bugünkü verimli sonucu sağlayabilir miydi? Herhalde şimdiki durum, herkesi sevindirecek derecededir. 2 - Kazım Paşa'nın komutan vekilliğine atanması pek yerinde olmuştur. Ellerine İngilizlerin ısrarına yol açacak görünürde bir neden vermemeye çalışıyor. Ancak silah konusunda ve Trabzon'a asker çıkarılmasını önleme hususunda hoşgörülü davranamayacağımız bellidir. Oysa ileri sürülen bu nedenler İngilizlerin hiç de hoşuna gitmeyecektir. 3- İngilizler, benim İstanbul'a götürülmem için pek çok ısrar ettiler ve hükümete ağır baskı yaptılar. Hükümet ve Padişah'la makine başında günlerce süren görüşmeler sırasında bu nokta açıkça bildirildi. Bu konuşmaların metinleri, görüştüğümüzde sizin tarafınızdan da görülecektir. Yalnız şu var ki meslekten ayrılınca ısrar son buldu. Bu bakımdan sizin için de istifadan sonra büyük bir ısrar olacağını sanmıyorum. Bununla birlikte ve tersi durumda, izinizi kaybettirmektense, Salahattin Bey'in zor duruma girmesini yeğlerim. Burada Halit Bey hakkında, hükümet ve İngilizler Kazım Paşa'ya çok ısrar ettiler. Kazım Paşa bir şey yapılamayacağını söylemekte direndiği içindir ki bugün Halit Bey, resmen olmasa bile, yine tümeninin başında bulunuyor. 4- Hamit Bey, son telgrafıyla, hepimizden daha çabuk hareket etme isteğini gösteriyor. Şimdilik yumuşatıldı. 5- Sivas Kurultayı'yla ilgili telgrafı daha görmedim. Gerçekten de bazı yerlerde olumlu, bazı yerlerde olumsuz yönde aşırılıklar görülüyor. Kuşkusuz duruma göre ve verimli hareketlerde bulunabilecek şekilde sakınımlı davranma yanlısıyım. Herkesi ilgilendiren bu açık ve kesin program, bugün toplanmaya başlayan Erzurum Kurultayı görüşmelerinden çıkacaktır. Sivas Kurultayı'ndan pek çok yarar beklerim. Bugün değil Sivas Kurultayı ilk kez söz konusu edildiği gün bile her yönden ve özellikle güneyden bir darbe gelebileceğini büyük bir olasılık içinde gördüğümü ve bundan dolayı da savunma önlemleri alınması için ricada bulunduğumu anımsarsınız. Bununla birlikte, Erzurum Kurultayı toplandıktan sonra, Sivas'a gelecek temsilcilerin sayısına ve Erzurum Kurultayı'nın yapacağı etkilerden doğacak duruma göre daha işlevsel ve güvenilir bir biçim de düşünülür. 6- Siz kardeşimin, çalışmaları düzenleme konusundaki düşüncesi pek yerindedir. Ancak kentlileri de ulusal duygu ve etki altında tutmaktan uzak kalınmayacağını umarım. 7- Ulusal Mücadele'nin amaç ve hedefi kurultayca yayınlanacak bildirilerle tasarım buyurduğunuz biçimde duyurulacaktır. 8- Mebuslar Meclisi toplanmalıdır. Ancak İstanbul'da değil Anadolu'da. Bu konu kurultayda görüşüldükten sonra girişime geçilecektir. Hepimiz gözlerinizden öperiz kardeşim. (Mustafa Kemal) 3'üncü Ordu Müfettişliği Kurmay Başkanı Albay Kazım Erzurumluların Yardımları Beyler, askerlikten ayrıldıktan sonra, bütün Erzurum halkının ve Vilayat-ı Şarkiye Mühafaa-i Hukuk-ı Milliye Deneği'nin Erzurum şubesinin bana karşı pek açık olarak gösterdikleri güven ve yakınlığın bende bıraktığı unutulmaz anıyı burada açıkça belirtmeyi görev sayarım. Deneğin, Erzurum şubesinden aldığım 10 Temmuz 1919 tarihli yazıda derneğin başına geçerek Yönetim Kurulu Başkanlığını kabul etmemi öneriyorlar ve birlikte çalışmak üzere seçtikleri beş kişinin adlarını bildiriyorlardı. Bu beş kişi, Raif Bey, emekli Binbaşı Süleyman Bey, emekli Binbaşı Kazım Bey, Albayrak Gazetesi Müdürü Necati Bey, Dursun Beyzade Cevat Bey'di. Sözünü ettiğim yazıda Rauf Bey'in de Yönetim Kurulu İkinci Başkanlığı'na seçildiği bildiriliyordu. Bu tarihlerde, Erzurum Şubesi Yönetim Kurulu Başkanı Raif Bey, üyeler Hacı Hafız Bey, Süleyman Bey, Maksut Bey, Mesut Bey, Necati Bey, Ahmet Bey, Kazım Bey ve yazman Cevat Bey'di. Erzurum şubesi, İstanbul'daki Genel Merkez Başkanlığı'na ulaştırmaya çalıştıkları bir telgrafla Genel Merkez adına karar verme ve söz söyleme yetkisinin bana verildiğinin telgrafla bildirilmesini de rica ettiler. Bundan başka, bizim Erzurum Kurultayı'na katılmamızı kolaylaştırmak için Kurultay Erzurum temsilcisi olarak seçilmiş bulunan emekli Binbaşı Kazım ve Dursun Beyzade Cevat Beyler temsilcilikten istifa ettiler. Erzurum Kurultayı Beyler, yüksek bilginiz olduğu üzere, Erzurum Kurultayı 1919 yılı Temmuz'unun 23'üncü günü, pek gösterişsiz bir okul salonunda toplandı. İlk günü beni başkanlığa seçtiler. Kurultay üyelerini, durum ve bir dereceye kadar da tutulan yol hakkında aydınlatmak için yaptığım konuşmada, tarihin ve olayların zoruyla doğrudan doğruya içine düştüğümüz kanlı ve kara tehlikeleri göstermeyecek ve bundan irkilmeyecek hiçbir yurtseverin tasarım edilemeyeceğine işaret ettim. Ateşkes Antlaşması hükümlerine aykırı olarak yapılan saldırı ve işgallerden söz ettim. Tarihin, bir ulusun varlığını ve hakkını hiçbir zaman yok sayamayacağını, bu itibarla yurdumuz, ulusumuz aleyhinde verilen hükümlerin er geç iflasa mahkum olduğunu söyledim. Yurt ve ulusun kutsal varlıklarını kurtarmak ve korumak hususunda son sözü söyleyecek ve bunun gereğini yerine getirecek gücün, bütün yurtta bir elektrik ağı durumuna gelmiş olan ulusal akımın kahramanlık ruhu olduğunu belirttim. Maneviyatın güçlendirilmesine yardımcı olmak üzere de yeryüzündeki bilinen bütün ulusların ulusal hedeflerine ulaşmak için içinde bulunduğumuz tarihteki mücadeleleriyle ilgili mevcut bazı bilgileri özetledim. Ve ulusun yazgısına egemen bir ulusal iradenin, ancak Anadolu'dan doğabileceğini belirttim. Ulusal iradeye dayanan bir Ulus Meclisi'nin meydana getirilmesini ve gücünü ulusal iradeden alacak bir hükümetin kurulmasını, kurultay çalışmalarının ilk hedefi olarak gösterdim. Erzurum Kurultayı'nın Bildirisi ve Kararları Beyler, Erzurum Kurultayı 14 gün sürdü. Çalışmalarının sonucu, belirlediği tüzük ve bu tüzükteki hükümleri duyuran bildiri maddelerinden ibarettir. Bu tüzük ve bildiri metni, zaman ve ortamın gerektirdiği bazı önemsiz ve ikinci derecede düşünce ve görüşler atlanarak incelenirse birtakım köklü ve geniş çaplı ilkeler ve kararlara varmış oluruz. İzin buyurursanız, bu ilkelerin ve kararların bence, daha o zaman, nelerden ibaret olduğuna işaret edeyim : 1- Ulusal sınırlar içinde bulunan yurt parçaları bir bütündür. Birbirinden ayrılamaz (Bildiri, madde 6; Tüzük madde 3'ün açıklaması: Tüzük ve bildiri'nin 1'inci maddeleri lütfen okunup incelensin...) 2- Her türlü yabancı işgal ve müdahalesine karşı ve Osmanlı Hükümeti'nin dağılması durumunda ulus topyekun kendisini savunacak ve direnecektir. (Tüzük madde 2 ve 3; Bildiri, madde 3) 3- İstanbul Hükümeti yurdu koruma ve bağımsızlığı elde etme gücünü gösteremediği takdirde, bu hedefi gerçekleştirmek için geçici bir hükümet kurulacaktır. Bu hükümet üyeleri ulusal kurultayca seçilecektir. Kurultay toplanmamışsa bu seçimi Temsil Heyeti yapacaktır. (Tüzük,madde 4; Bildiri, madde 4) 4- Kuvayı Milliye'yi tek güç olarak tanımak ve ulusal iradeyi egemen kılmak esastır. (Bildiri, madde 3). 5- Hıristiyan azınlıklara siyasal egemenlik ve toplumsal dengemizi bozacak ayrıcalıklar verilemez. (Bildiri, madde 4). 6- Sömürgecilik ve koruyuculuk kabul olunamaz. (Bildiri, madde 7). 7- Ulusal Meclis'in derhal toplanmasını ve hükümetin yaptığı işlerin meclisçe denetlenmesini sağlamak için çalışılacaktır. (Bildiri, madde 8). Bu ilkeler ve bu kararlar çeşitli biçimlerde yorumlanmışsa da gerçek niteliklerini hiç değiştirmeden uygulanma olanağı bulabilmişlerdir. Beyler, biz Kurultay'da özetlediğim bu kararları ve bu ilkeleri ortaya koymaya çalışırken Sadrazam Ferit Paşa da basında birtakım demeçler yayınlıyordu. Bu demeçlere, Sadrazamın milli jurnali dense yeridir. 23 Temmuz 1919 tarihli basın, dünyaya şunu duyuruyordu : "Anadolu'da karışıklık çıktı. Kanun-ı Esasi'ye aykırı olarak Mebuslar Meclisi adı altında toplantılar yapılıyor. Bu hareketin askeri ve sivil memurlarca önlenmesi gerekir." Buna karşı gereken önlemler alındı ve Mebuslar Meclisi'nin toplantıya çağrılması istendi. Ağustos'un yedinci günü, Kurultay, toplantısına son verirken üyelerine, önemli kararlar alındığını, bütün dünyaya ulusumuzun varlık ve birliğinin gösterildiğini söyledim ve "Tarih, bu kurultayımızı pek seyrek görülen büyük bir eser olarak kaydedecektir." dedim. Sözlerimde isabetsizlik olmadığını zaman ve olayların kanıtlamış olduğuna inanıyorum, Beyler. Erzurum Kurultayı, tüzüğü gereğince bir Temsil Heyeti seçmişti. Dernekler Yasası'na göre, dilekçe yerine geçmek üzere, Erzurum Valiliği'ne verilen 24 Ağustos 1919 tarihli yazıda, Temsil Heyeti üyelerinin adları ve kimlikleri şöyle gösterilmiştir: Mustafa Kemal, Eski 3'üncü Ordu Müfettişi, Askerlikten ayrılmış. Rauf Bey, Eski Bahriye Nazırı. Raif Bey, Eski Erzurum Milletvekili. İzzet Bey, Eski Trabzon Milletvekili. Servet Bey, Eski Trabzon Milletvekili. Şeyh Fevzi Bey, Erzincan'da Nakşi Şeyhi. Bekir Sami Bey, Eski Beyrut Valisi. Sadullah Bey, Eski Bitlis Milletvekili. Hacı Musa Bey, Mutki Aşiret Beyi. Beyler, sırası gelmişken arz edeyim ki bu kimseler hiçbir zaman bir araya gelip birlikte çalışmış değillerdir. Bunlardan İzzet, Servet ve Hacı Musa Beyler ile Sadullah Bey hiç gelmemişlerdir. Raif ve Şeyh Fevzi Beyler Sivas Kurultayı'na katılmışlar ancak ondan sonra biri Erzurum'a öbürü Erzincan'a dönerek bir daha Temsil Heyeti'nde bulunmamışlardır. Rauf Bey ve Sivas Kurultayı'nda aramıza katılan Bekir Sami Bey İstanbul'da Mebuslar Meclisi'ne gidinceye dek bizimle birlikte bulunmuşlardır. Erzurum Kurultayı'nda Görülen Kararsızlıklar Beyler, anı olarak küçük bir noktaya da işaret etmek isterim. Benim bu Erzurum Kurultayı'na üye olarak girip girmemekliğim üzerinde düşünülmeye değer bulunduğu gibi Kurultay'a katıldıktan sonra da başkan olup olmamaklığım konusunda kararsızlık gösterenler olmuştur. Bu kararsızlığı gösterenlerden bir kısmının düşüncelerini iyi niyet ve içtenliklerine vermek olanaklıysa da öbür bazı kimselerin bu hususta tümüyle içtenlikten uzak, tersine melunca bir amacın ardına düştüklerine daha o zaman kuşkum kalmamıştı. Sözgelimi, düşman casusu olup her nasılsa Trabzon ilinde bir yerden kendisini kurultaya temsilci seçtirerek gelen Ömer Fevzi Bey ve arkadaşları gibi. Bu kişinin hainliği, sonradan Trabzon'da ve oradan kaçtıktan sonra da İstanbul'daki etkinlik ve hareketleriyle sabit olmuştur. Kurultayın bitiminden iki üç gün önce başka bir tartışma da söz konusu olmaya başlamıştı. Bazı yakın arkadaşlarım benim Temsil Heyeti'ne girerek açıkça etkinlik göstermemi sakıncalı buluyorlardı. Görüşleri şu noktalarda özetlenebilir : Ulusal girişim ve etkinliklerin bütün anlamıyla ulustan doğduğunu, gerçekten ulusal olduğunu göstermek gereklidir. Bu takdirde, yapılacak girişimler daha güçlü olur ve kimsenin kötü yorumuna ve özellikle yabancıların olumsuz düşüncelerine fırsat vermez. Ancak tanınmış ve hele İstanbul Hükümeti'ne Halifelik ve Sultanlık makamına karşı asi duruma düşmüş, hücumların hedef noktası durumuna gelmiş olan benim gibi bir adamın bütün bu ulusal girişimlerin başında bulunduğu görülürse etkinliğin ulusal hedeflere dayanmaktan çok kişisel umunçların gerçekleştirilmesi amacına dayandığı inancı uyanır. Bu bakımdan Temsil Heyeti'ni illerin ve bağımsız sancakların seçeceği kimseler oluşturmalıdır. Ancak bu biçimde ulusal bir güç gösterilebilir. Bu görüşlerin ne dereceye kadar yerinde olup olmadığını araştıracak değilim. Yalnız benim de bu görüşlere karşı olan düşüncelerimi ve bunları dayandırdığım noktalardan bazılarını sayayım : Özellikle, ben mutlaka kurultaya katılmalı ve onu yönetmeliydim. Çünkü zaman geçirmeksizin ulusal iradenin etkinliğe geçirilmesini ve ulusun doğrudan doğruya eylemsel ve silahlı olarak önlemler almaya başlamasını sağlamak gereğine inanıyordum. Bu esaslı noktaları, takdir ve tespit ettirebilmek için kurultayda aydınlatmak, yol göstermek ve bizzat yönetmek suretiyle çalışmamı gerekli görüyordum. Nitekim öyle oldu. Erzurum Kurultayı'nın daha önce açıkladığım ilke ve kararlarını, herhangi bir temsilciler heyetinin uygulama alanına sokturabileceğime henüz güvencim olmadığını itiraf ederim. Nitekim zaman ve olaylar beni doğrulamıştır. Bundan başka, daha Amasya'dayken karar verilip de bütün ulusa her türlü araçla bildirdiğim Sivas Genel Kurultayı'nın toplanmasını sağlamak, bütün ulusu ve ülkeyi yalnız bir heyetle temsil etmek, ayrıca yalnız Doğu illerini değil yurdun her köşesini aynı dikkat ve duyarlıkla savunmak ve kurtarmak çarelerini bulmaya çalışmak hususlarını herhangi bir heyetin gerçekleştirebileceğine inanmadığımı açıkça ifade etmek zorundayım. Çünkü bende böyle bir kanı var olsaydı, benim işbaşına geçtiğim güne dek girişim ve etkinlikte bulunanların çalışmalarının sonuçlarını bekler ve istifa etmemek yolunu tutardım. Hükümet'e, Padişah ve Halife'ye karşı isyan gereğini duymazdım. Tersine, ben de bazı iki yüzlü ve iki yanlı oynayanlar gibi görünüşte pek şatafatlı ve gösterişli olan, o günün Ordu Müfettişliği görevini ve Padişah Hazretleri'nin Yaveri sıfatını taşımakta devam ederdim. Gerçi, benim açıkça ortaya atılmamda ve bütün ulusal ve askeri hareketlerin başına geçmemde elbette sakınca vardı. Ancak o sakınca, başarısızlık durumunda herkesten önce ve herkesten çok benim, en büyük ceza ve azaba uğratılmamdan başka bir şey olabilecek miydi? Oysa bütün yurdun ve koskoca bir ulusun ölüm kalım davası söz konusu olurken yurtseverim diyenlerin kendi sonlarını düşüncelerinin yeri var mıydı ? Beyler, ben, bazı arkadaşlarca ileri sürülen düşünce ve kuruntulara uymuş olsaydım iki bakımdan büyük sakıncalar ortaya çıkacaktı. Birincisi, düşüncelerimde, kararlarımda ve bütün kişiliğimde yetersizlik ve güçsüzlük olduğunu itiraf etmek ki bu husus, benim, vicdanımın buyruğuna uyarak yüklendiğim görev bakımından düzeltilmesi olanaksız bir yanılma olurdu. Beyler, tarih, itiraz edilemez bir şekilde kanıtlamıştır ki büyük davalarda başarı için sarsılmaz bir yetenek ve erke sahip bir önderin varlığı şarttır. Bütün devlet adamlarının umutsuzluk ve beceriksizlik içinde bütün ulusun başsız olarak karanlıklar içinde kaldığı bir sırada, her yurtseverim diyen bin bir çeşit insanın, bin bir hareket ve görüş tarzı ortaya attığı ve her şeyin allak bullak olduğu bir dönemde, danışmalar yoluyla birçok hatırlı ve etkin kimselere bel bağlama gereğine inanmakla güvenli ve kararlı bir biçimde ve özellikle hızla yol almak ve en sonunda çok çetin olan hedefe ulaşmak olanaklı mıdır? Tarihte bu tarzda başarıya ulaşmış bir toplum gösterebilir mi? İkincisi Beyler; ulus, ülke, siyaset ve ordu yönetimiyle hiçbir ilgi ve ilişkileri bulunmamış, bu alanda başarıları görülmemiş ve denenmemiş olan gelişigüzel kimselerden, sözgelimi Erzincanlı bir Nakşi Şeyhi ve Mutkili bir aşiret reisi gibi zavallılardan da kurulması olasılıktan uzak olmayan herhangi bir temsilciler heyetine, söz konusu durum ve görev emanet edilebilir miydi? Edildiği takdirde, ülke ve ulusu kurtaracağız dediğimiz zaman, ulusu ve kendimizi aldatmış olmak gibi bir yanılgıya düşmeyecek miydik? Bu nitelikteki bir heyete perde arkasından yardım edilebileceği söz konusu olsa bile, bu tarz güvenli bir yol sayılabilir miydi? Bu söylediklerimin, o günlerde değilse bile, artık bugün bütün dünyaca yadsınamayacak gerçekler olarak benimsendiğine kesinlikle kuşku yoktur. Bununla birlikte, ben burada bu söylediklerimi geçmiş günlere ilişkin bazı anı ve belgelerle bir kez daha belirtmeyi, gelecek kuşakların siyasal ve toplumsal ahlak eğitimi açısından bir görev sayarım. Bu dakikaya kadar olduğu gibi bundan sonra da üzerinde duracağım olaylar dolayısıyla bu husus, kendiliğinden aydınlığa kavuşacaktır. Beyler, Erzurum Kurultayı'nın bitiminde, Ferit Paşa'dan sonra Harbiye Nazırlığı'na yeni geldiği anlaşılan bir Nazım Paşa imzasıyla, 15'inci Kolordu Komutanlığı'na 30 Temmuz 1919 tarihli şöyle bir buyruk geldi : "Mustafa Kemal Paşa ile Refet Bey'in hükümetin kararlarına aykırı etkinlik ve hareketlerinden dolayı hemen yakalanarak İstanbul'a gönderilmeleri Bâbıâlî'ce uygun görülüp o bölgedeki memurlara buyruklar verildiğinden, Kolordu'ca gereken yardımda bulunulması ve sonucundan bilgi verilmesi rica olunur." Bu buyruğa Kolordu Komutanlığı'nca, lâyık olduğu biçimde, yanıt verildi. Bu yanıtı öteki komutanlara da verdirerek dikkatlerini çektirdim. Kurultay bildirisi, ülke içinde her yere ve yabancı devlet temsilcilerine çeşitli araçlarla gönderildi. Tüzük de komutanlara ve öteki güvenilir makamlara kısım kısım şifreyle verilerek, oralarda basılmasının ve çoğaltılıp dağıtılmasının sağlanmasına çalışıldı. Bu durum doğal olarak günlerce sürdü. Bu ilgiyle Sivas'ta 3'üncü Kolordu Komutanı Salahattin Bey'den aldığım 22 Ağustos 1919 tarihli bir telgrafta, tüzüğün ikinci ve dördüncü maddelerinin yayınlanmasını sakıncalı bulduğunu, bir kez daha incelenmesi gereği bildiriliyordu. İkinci madde topyekun savunma ve direnme esasının kabul edildiği; dördüncü madde geçici bir yönetim kurulabileceği hususundaki maddelerdir. Karakol Derneği Biz Erzurum'da kurultay kararlarının her yanca anlaşılmasını ve topyekun uygulanmasını sağlayıcı önlemleri almaya çalışırken bize Karakol Derneği'nin Genel Örgüt Tüzüğü ve Karakol Derneği'nin Genel Görevler Yönergesi diye, basılı birtakım kağıtların, bütün orduya, komutan, subay herkese dağıtıldığı bildirildi. Bu yönergeyi okuyan bana en yakın komutanlar bile bu girişimin benden geldiğini sanarak birçok kuşku ve kararsızlıklara düşmüşler. Benim bir yandan kurultaylarla açıkça ortak ulusal etkinliklerde bulunurken bir yandan da gizemli ve korkunç bir komite kurmaya çalıştığım sanısına kapılmışlar. Gerçi, bu örgütün ve girişimlerin elebaşıları İstanbul'da bulunuyorlarmış ancak girişimlerini benim ad ve hesabıma yapmaktaymışlar. Karakol Derneği'nin Genel Örgüt Tüzüğü'ne göre genel merkez üyeleri, sayıları, toplantı yer ve toplanma biçimleri, seçim yöntemleri ile görevlendirilmeleri kesinlikle gizli tutulur. Bir de en ufak bir sırrı açığa vuran, Karakol Deneği'ne bir tehlike getiren, hatta tehlikeye yol açabilecek bir kuşku uyandıran kimseler derhal idam edilir. Genel Görevler Yönergesi'nde de bir "Ulusal Ordu"dan söz ediliyor ve "Bu ordunun başkomutanı, büyük kurmay heyeti, ordu, kolordu ve tümen komutanları ile kurmayları seçilmiş ve atanmış olup gizli tutulur. Bunlar görevlerini gizli olarak yaparlar." açıklaması okunur. Beyler, derhal komutanları uyararak, bu tüzük ve yönerge hükümlerini kesinlikle uygulamamaları gerektiğini ve bu girişimin kaynağını araştırmakta olduğumu bildirdim. Sivas'a varmamdan sonra, oraya gelen Kara Vasıf Bey 'den anladım ki bu işi yapan kendisi ve bazı arkadaşlarıymış. Herhalde, bu hareket biçimi doğru değildi. Herkesi idamla tehdit ederek bilinmeyen bir merkezin, bilinmeyen bir başkomutanın, bilinmeyen birtakım komutanların buyruklarına uymak mecburiyetinde bırakmaya kalkışmak çok tehlikeliydi. Gerçekten de bütün ordu mensuplarında birbirlerine karşı bir güvensizlik ve korku başladı. Sözgelimi, herhangi bir kolordu komutanının, benim komuta etmekte olduğum kolordunun acaba bilinmeyen gizli komutanı kimdir? Bu gizli komutan ne zaman ve nasıl komutayı ele alacak ve bana ne gibi bir işlem uygulayacak gibi haklı birtakım kuruntulara kapılması olasılıktan uzak değildi. Sivas'ta Kara Vasıf Bey'e bu gizli merkezin, gizli başkomutanın ve gizli büyük kurmay heyetinin kimler olduğunu sorduğum zaman, hepsi siz ve arkadaşlarınızdır, karşılığını vermişti. Bu beni büsbütün şaşırtmıştı. Böyle bir karşılık elbette akla yatkın olamazdı. Çünkü bana kesinlikle böyle bir örgütlenmeden kimse söz etmiş ve iznimi de almış değildi. Bu derneğin, sonradan, özellikle İstanbul'da yine aynı adla etkinliğini sürdürmeye çalıştığı anlaşıldıktan sonra, kuruluşunda ve bununla ilgili olarak bize vermek zorunda kaldıkları bilgilerde içtenlik bulunabileceği iddia edilemez. Avrupa'dan Bir şey Başaramadan Dönen Ferit Paşa'ya Çektiğim Şifreli Telgraf İstanbul Hükümeti'ni ulusal girişimleri engellemekten caydırmak, başarıda sağlayacağı çabukluk ve kolaylık bakımından önemliydi. Bu düşünceyle ve Ferit Paşa'nın, doğal olarak hiçbir şey başaramadan, neredeyse hakarete uğramış bir durumda, İstanbul'a dönmesinden yararlanarak kendisine 16 Ağustos 1919 tarihinde bir şifreli telgraf yazdım. Bu telgrafta başlıca şu cümleler vardır : Mösyö Kılemanso'nun (Clemenceau) siz Sadrazam Hazretleri'ne olan ayrıntılı yanıtını, ben acizleri son günlerde okuyunca İstanbul'a nasıl acı ve üzüntüler içinde dönmüş olduğunuzu takdir ediyorum. Yurdumuzu paylaşma ve yok etme düşüncesini bu kadar açık ve onur kırıcı bir biçimde ortaya koyan bu ifade karşısında titremeyecek duygulu bir insan düşünemiyorum. Tanrı'ya binlerce şükredelim ki ulusumuz ruhundaki kahramanlık azmiyle, tarih boyunca sürüp gelen yaşam ve varlığını, hiçbir zaman ne kaderin akışına ne de böyle cellatça hükümlere kurban etmeyecektir. Şimdi pek eminim ki siz Sadrazam Hazretleri bugünkü genel durumu, devlet ve ulusun gerçek çıkarlarını üç ay önceki gözlerle görmüyorlar. Dokuz aydan beri iş başına gelen hükümetlerin hep birbirinden daha çok yıpranması ve sonunda da ne yazık ki artık iş göremez bir duruma düşmesi, ulusun yüksek onuru karşısında doğrusu pek üzücü oluyor. Şurası bir gerçektir ki yurt ve ulusun yazgısı adına içeride ve dışarıda sesini duyurmak ve söz sahibi olabilmek, mutlaka ulusal iradeye dayanmayı şart kılar. Yaşam hakkı ve bağımsızlığı için çalışan ulusun amacındaki bu asillik ve ciddiliğe karşılık İstanbul Hükümeti, düşmanca davranmak yolunu tutuyor. Bu davranış, elbette büyük bir üzüntü doğuruyor. Ulusu, İstanbul Hükümeti'ne karşı istenmeyen hareketlere sürükleyebilecek niteliktedir. Çok açık olarak arz edeyim ki ulus her türlü iradesini kullanabilecek güçtedir. Girişimlerinin önüne geçebilecek hiçbir güç yoktur. İstanbul Hükümeti'nin olumsuz girişimleri hiçbir yerde, hiçbir kimsece uygulanamayacaktır. Ulus, çizdiği program çerçevesinde pek kesin ve açık adımlarla hedefine doğru yürümektedir. İstanbul Hükümeti'nin şimdiye dek süregelen engelleyici girişimlerinin hiçbir yerde, hiçbir etki yapamamakta olmasıyla gerçek durumun takdir buyurulmuş olacağına kuşku edilemez. İngilizlerin gösterdikleri yolda bir kurtuluş çaresi aramak da boşunadır ve sonucu bir hiçtir. Bununla birlikte, İngilizler de en sonunda gücün ulusta olduğunu takdir ederek, hiçbir dayanağı olmayan ve ulus adına hiçbir taahhütte bulunamayan, bulunsa bile ulusça kabul edilemeyecek olan bir hükümetle sonuç alınabilecek bir işe girişmenin olanaklı olamayacağına inanmışlardır. Bütün dilekler şu noktada birleşmiştir ki hükümet meşru olan ulusal akımı engellemeye çalışmaktan cayarak Kuvayı Milliye'ye dayansın ve bütün girişimlerinde kendine ulusal hedefi kılavuz edinsin. Bunun için de ulusal varlığı ve ulusal iradeyi temsil edecek olan Mebuslar Meclisi'nin en kısa zamanda toplanmasını sağlasın! Sivas Kurultayı Hazırlıkları Beyler, Sivas'ta toplanmasını sağlamaya çalıştığımız kurultaya her yandan temsilci seçtirmek ve onların Sivas'a gelmelerini sağlamak üzere, daha Amasya'dayken başlamış olan çalışma ve yazışmalar sürüyordu. Bütün komutanlar ve birçok yurtsever her yerde olağanüstü bir çaba harcıyorlardı. Ne var ki yine her yanda olumsuz ve aleyhte propagandalar ve özellikle İstanbul Hükümeti'nin engelleyici önlemleri işi zorlaştırıyordu. Bazı yerlerden hem temsilci seçmiyorlar hem de maneviyat kıracak ve herkesi umutsuzluğa düşürecek yanıtlar veriyorlardı. Örnek olarak 20'nci Kolordu Komutanı adına Kurmay Başkanı Ömer Halis Bey'in İstanbul'dan gelen bilgileri içine alan 9 Ağustos 1919 tarihli şifresinde, şu maddeler dikkate değer görüldü: 1- İstanbul temsilci göndermiyor. Oradaki işleri uygun bulmakla birlikte, cüretli bir duruma girmeyi de istemiyor. 2- İstanbul'dan temsilci göndermek olanaksızdır. Gönderilmek istenen kimseler, orada verimli, başarılı iş göreceklerine emin olmadıklarından dolayı boşuna masraf etmemek ve yolculuk sıkıntılarına katlanmamak için hareket etmiyorlar. (Bilindiği üzere, bazı kimseleri özel birer mektupla da davet etmiştik.) Biz, her yerden temsilci seçtirmek ve göndertmekte karşılaşılan güçlükleri yenmeye çalışırken, öte yandan kurultayın toplanması için en güvenli bir yer olarak seçtiğimiz Sivas'ta da bir telaş ve heyecan başladı. Beyler, burada sırası gelmişken arz edeyim ki ben, Sivas'ı gerçekten de her bakımdan güvenli bir yer saymış olmakla birlikte daha Amasya'dayken Sivas'a gelen bütün yollar üzerinde uzaktan ve yakından her türlü askeri önlem ve düzenleri aldırmayı da sakınımlı olmanın gereği saymıştım. Sivas Valisi'nin Kaygıları Sivas'ın heyecanı şöyle öğrenildi. 20 Ağustos günü öğleyin, Sivas Valisi Reşit Paşa tarafından telgraf başına davet olunduğum zaman, Paşa'nın uzun bir telgrafı veriliyordu. O telgraf şudur : Erzurum'da Mustafa Kemal Paşa Hazretleri'ne, Önce, rahatsız ettiğim için beni bağışlamanızı diler ve zâtı devletlerinin sağlığını sorarım. Neden rahatsız ettiğimi aşağıda arz ediyor ve açıklıyorum efendim. Görünüşte, Fransızlara ait kuruluşları teslim almak, gerçekte buraların durumu konusunda incelemelerde bulunmak üzere, Cizvit papazlarıyla birlikte İstanbul'dan önceki gün Sivas'a gelerek valilik makamını ziyaret eden Fransız subaylarının ziyaretlerini iade için dün sabah yanlarına gitmiştim. Ziyaret ve görüşmenin sonunda orada hazır bulunan Fransız binbaşılarından Jandarma Müfettişi Mösyö Bürüno (Brunot) biraz özel görüşmek isteğinde bulunarak beni başka bir odaya aldı. Söylediği sözleri olduğu gibi aktarıyorum : Mustafa Kemal Paşa ile Kurultay Heyetinin Sivas'a gelerek burada da bir kurultay yapacaklarını işittim. Bunu İstanbul'dan gelen Fransız subayları söylediler. Sizinle bu kadar samimi görüşüp şahsınıza karşı pek çok saygı duyarken bu konuyu benden saklamanıza çok üzüldüm, dedi. Bendeniz de gereken yanıtı vererek kendisini inandırmaya çalıştımsa da son söz olarak : "Mustafa Kemal Paşa Sivas'a gelir ve burada kurultay yapmaya kalkışırlarsa beş on gün içinde buraları işgal etme kararının verildiğini kesin olarak biliyorum. İnanmazsanız gerçekleştiğinde görürsünüz. O zaman yurdunuzun felaketini hazırlayanlar arasına siz de girmiş olursunuz." sözlerini söyledi. Dahiliye Nazırlığı'ndan aldığım şifreli telgraf da başka biçimde yazılmış olmakla birlikte aynı kanıyı verecek nitelikteydi. Yeni gelen Fransız subaylarından biri de dün kolordu komutanıyla uzun uzadıya görüşerek kurultaya ilişkin Komutan Beyefendi'nin düşüncesini anlamaya çalıştığı gibi bu sabah da Mösyö Bürüno (Brunot) bana gelerek saat 15.00'te öbür Fransız subaylarıyla birlikte kurultaya ilişkin görüşüleceğini ancak kendisinin aradaki samimilik dolayısıyla daha önce ayrıca görüşmek istediğini bildirdi. Bir süre konuşulduktan sonra sonuç olarak şunu da ekledi : "Ben dünden beri bu konu üzerinde çok düşündüm. Sonunda şuna karar verdim ki Mustafa Kemal Paşa ile Kurultay Heyeti, Sivas Kurultayı'nda İtilaf Devletleri aleyhine kışkırtmalarda bulunmazlar ve onlara ilişkin saldırgan bir dil kullanmazlarsa kurultayın toplanmasında hiçbir sakınca yoktur. Bizzat ben General Franşe Despere'ye (Franchet d'Esperey) yazar, Mustafa Kemal Paşa'ya ilişkin tutuklama buyruğunu geri aldırır ve kurultayın toplanmasına engel olunmaması için Dahiliye Nazırlığı'ndan size buyruk verdiririm. Ancak şu şartla ki siz de benden hiçbir şeyi saklamayacaksınız ve samimi dostluğumuzdan dolayı birbirimize karşı daima açık bir dil kullanacağız. Yalnız, kurultayın toplanma tarihini öğrenmek gerekir." dedi. Ben de kendisine bu konuda bir şey bilmediğimi, öğrendiğimde kendisine bildireceğimi ve aradaki dostluğa dayanarak hiçbir şeyi saklamayacağımı söyledim. Binbaşının işgal konusunda dünkü kesin ifadesine karşın bugünkü yumuşaklığının nedenini, bütün incelikleri gören yüksek dikkatinize arz etmeyi görev bilir ve bu hususta sözü uzatmayı gereksiz sayarım. Öyle anlaşılıyor ki bunların düşüncesi, kurultayı Sivas'ta toplatmaya razı görünerek sayın kurultay üyeleriyle sizi burada toplamak ve el altından hazırlıklarda bulunarak bütün arkadaşları ele geçirmekten ve işgal konusunu da bir oldu bitti durumuna getirmekten ibarettir. Dün akşam Dahiliye Nazırlığı'ndan aldığım şifreli telgraf da başka biçimde yazılmış olmakla birlikte, nitelik bakımından, hemen hemen aynıydı. İşte ben her gerçeği gizli tutulmak istirhamıyla efendimize arz ediyorum. Bundan sonra tutulacak yolun belirlenmesi size düşer. Entrikalı bir tehlikenin bu kadar yakın ve neredeyse elle tutulacak derecede görünürde olduğunu bilip dururken durumdan sizi haberdar etmemeyi ve dolayısıyla Sivas'ta kurultay toplanmasından cayılmasını arz etmemeyi vicdanıma sığdıramadım. İşte bunun için zâtı devletlerinden ve orada bulunan öbür sayın arkadaşlardan pek çok rica ederim ki ikinci bir kurultayın toplanmasına mutlak bir ihtiyaç yoksa cayılsın. Varsa dört yandan işgali pek kolay olan Sivas'ın toplantı merkezi olmasından vazgeçilerek işgal ihtimali pek uzak olan Erzurum'da ya da uygun görülürse Erzincan'da toplanması çarelerinin araştırılmasını ülkenin esenliği adına istirham ederim. Kolordu komutanı Salahattin Beyefendi de bu husustaki düşüncelerini ayrıca Kazım Paşa Hazretleri aracılığıyla size yazacaklardır. Şimdi yanımda bulunan eski Sivas milletvekili Rasim Bey de eski Erzurum Milletvekili Hoca Raif Bey Hazretleri'ne bu husustaki bilgi ve görüşlerini bildiren bir telgraf çekecektir. Elbette, okuduktan sonra Hoca Raif Bey Hazretleri'nin Ilıca'dan dönüşünde kendilerine yollamak lütfunda bulunursunuz. İşte efendim durum bu merkezdedir. Herkesçe bilinen yurtseverliğinize karşı fazla rahatsızlık vermekten çekinir, yanıtınızda vereceğiniz buyruğunuzu beklerim efendim. Reşit Bu telgrafa orada verdiğim yanıtı olduğu gibi arz edeceğim. Ertesi gün Temsil Heyeti adına da aynı nitelikte uzun bir telgrafla vali yatıştırılmaya ve inandırılmaya çalışıldı. Ayrıca Kadı Hasbi Bey'e de dolaylı olarak bir telgraf çekildi. Kolordu Komutanı'na da gerektiği gibi yazıldı. Rasim Bey'e de kaygıya kapılmaması için kendim yazdım : Sivas Valisi Reşit Paşa Hazretleri'ne, 20/8/1919 Saat : 13.00 Verdiğiniz bilgilere ve yüksek düşüncelerinize özellikle teşekkürümü arz ederim. Mösyö Bürüno (Brunot) ve arkadaşlarının bir gözdağı vermek için söyledikleri sözleri tümüyle blöf olarak saydım. Sivas Kurultayı'nın toplanması yeni bir konu değildir; aylarca öncesinden dünyaca bilinen bir girişimdir. Tuhaftır ki İstanbul'da bulunan yetkili Fransız siyaset adamlarının da bana gönderdikleri haberler, Anadolu'da ulusça girişilmekte olan girişimlerin pek haklı ve meşru olduğu, ulusumuzun istekleri kendilerine ve açıkça bildirildiği takdirde bunları memnunlukla kabulle gereğini yerine getireceklerine ilişkin şimdiden yazılı güvence vermeye hazır oldukları biçimindedir. Mösyö Bürüno'nun (Brunot) ikinci görüşmede ağız değiştirmesi ve yumuşaması, beni kazanma amacına dayanabilir. Binbaşı Bürüno'nun (Brunot) dediği gibi Sivas'ın Fransızlarca beş gün içinde işgal edilmesi o kadar kolay bir şey değildir. Zâtı devletinizin hatrında olsa gerekir ki İngilizler bu konudaki tehditlerinde daha ileri giderek Batum'daki askerlerinin Samsun'a çıkarılmasına karar verdiler. Üstelik sözde beni yıldırmak için bir tabur bile çıkardılar. Ancak bu girişime karşı, ulusun sarsılmaz bir azim, iman ve ateşle karşı koyacağı gerçeği kendilerince anlaşıldıktan sonra, hem kararlarından caymaya hem de Samsun'a çıkarmış oldukları askerleriyle birlikte orada bulunan taburu da alıp götürmeye mecbur olmuşlardır. Sivas Kurultayı'nda ele alınacak hususlar da Erzurum Kurultayı Bildirisi'ndeki maddelerden kolaylıkla anlaşılacağına göre İtilaf devletleri aleyhine kışkırtmalarda bulunmak gibi amaçlar kesinlikle söz konusu değildir. Burada şunu da arz edeyim ki ben ne Fransızların ve ne de herhangi bir yabancı devletin yardımına tenezzül eden kişilerden değilim. Benim için en büyük korunma yeri ve yardım kaynağı ulusumun bağrıdır. Kurultayın gereği, zaman ve toplanma yeri hakkında söz sahibi olmak, benim kişisel hükmünün pek üstünde bir söz sahibi olan ulus kararına bağlı bir durumdur. Yalnız, tahmin buyurulduğu gibi, Fransızların kurultay üyelerinin Sivas'ta toplanmasına yandaş görünerek sonradan onları ele geçirme olanağını bulabilmesi bizce pek uzak kuruntulardandır. Bütün bu arz ettiklerimi Mösyö Bürüno'ya (Brunot) aynen söylemenizde hiçbir sakınca görmüyorum. Bu ilgiyle Mösyö Bürüno (Brunot) ve arkadaşlarına, ulusumuzu savunmak için Erzurum Kurultayı Bildirisi'yle bütün dünyaya olduğu gibi kendilerinin İstanbul'daki siyasal temsilcilerine de duyurmuş olduğu temel kararları uygulamakta hiçbir biçimde kararsızlığa düşmesine olanak bulunmadığı bildirilmiş olur. Mösyö Bürüno (Brunot) bilmelidir ki Fransızların Sivas'ı işgal etmeye karar vermeleri, kendilerine pek pahalıya mal olabilecek yeni güçlerle ve çok paralarla yeni bir savaşa karar vermelerine bağlıdır. Böyle bir kararın, Jandarma Binbaşısı Mösyö Bürüno (Brunot) ve arkadaşları arasında söz konusu edilse bile Fransız ulusunca benimsenebileceğine olasılık verilemez. Milletvekili Rasim Bey'in, Raif Bey Hazretleri'ne olan telgrafını okudum. Korkmanın yeri olmadığının kendisine bildirilmesini rica ederim. Gerek bana vermiş bulunduğunuz bilgi ve düşünceleri gerek Rasim Bey'in telgrafını Temsil Heyeti'ne olduğu gibi sunacağım; yalnız, Sivas Kurultayı'na ilişkin kesin karar ancak Temsil Heyeti'nin görüşmeleri sonunda belli olacaktır. Alınacak karar, size elbette arz olunacaktır. Yalnız, bugün için istirhamım, Bürüno'nun (Brunot) tehditlerinin halk arasında yayılıp maneviyatın bozulmasına engel olunmasıdır. Samimi saygılarımın kabulünü ve Salahattin ve Refet Beyefendi'lere selamımın bildirilmesini istirham ederim. Muhterem Paşa Hazretleri. Mustafa Kemal Verilen Yanıt Üzerine Reşit Paşa'dan Alınan İkinci Telgraftır : Ben anlayabildiğim kadarını Efendimize arz etmekle vicdan görevimi yerine getirmiş oluyorum. İstanbul'daki Fransız ordu ve siyaset adamlarının görüşlerini ve zâtı devletlerine karşı vermiş oldukları sözlerin ne dereceye kadar güvenilebilir olduğunu kestirememekte haklıyım. Kuşku götürmez olan yurtseverliğiniz açısından yurdun kurtuluşu söz konusu olduğuna göre iyice düşünerek tutulması gerekli yolun belirlenmesi Efendimize ve yüksek kurultay heyetinin orada bulunan sayın üyelerine düşer. Buyruklarınızı yerine getireceğimizi arz ile derin saygılarımı sunarım, efendim. Reşit Beyler, Diyarbakır ve Bitlis dolaylarındaki halkı aydınlatmak amacıyla, oralarda ordu komutanı olarak bulunduğum sıralarda, bir kısmını şahsen tanıdığım birtakım ileri gelenlere özel mektuplar yazdım.Van, Bayezıt ve yakınlarında bulunan bazı aşiret beyleriyle de ilişki ve bağlantılar kurdum. Erzurum'dan Ayrılma Gereği Sonunda Beyler, Ağustos içinde, her yerden birtakım temsilcilerin Sivas'a doğru yola çıktıkları ve kısmen Sivas'a gelmeye başladıkları anlaşıldı. Sivas'a gelen temsilcilerce bizim Sivas'a ne zaman hareket edeceğimiz sorulmaya başlandı. Artık Erzurum'dan ayrılmak gerekiyordu. Ancak şimdiye dek verdiğim bilgilerden anlaşılmıştır ki Sivas Kurultayı doğu ve batı illeri ile Trakya'nın yani bütün bir ülkenin birliğini sağlamak hedefini güdüyordu. Bu nedenle kurultayda, doğu illerinin de temsilcilerinin bulunması gerekirdi. Bu illerden Sivas Kurultayı için temsilciler seçtirmeye kalkışmaksa uygulanması bakımından değeri olmayan bir düşünceydi. Erzurum Kurultayı'nı yapan temsilcilerin, Sivas'a gönderilmesine kalkışmanın da olanaklı olamayacağı anlaşılıyordu. Zaten Vilâyât-ı Şarkiye Müdafaa-i Hukuk Deneği adına, kendi illerinden yetki almış olan bu temsilcilerin daha genel bir hedefe yönelen yetkileri de yoktu. Bu bakımdan Erzurum Kurultayı'nın, Sivas Kurultayı'na doğudaki seçim bölgeleri adına, bir temsilci heyet gönderme yetkisini alamayacağı da belliydi. Yeniden temsilci seçtirmeye kalkışmak işlevsel bakımdan ne kadar geçersiz idiyse birtakım kuramsal düşünce çerçevesi içinde sıkışıp kalmak da o kadar geçersizdi. En kolay ve çıkar yol, Vilâyât-ı Şarkiye Müdafaa-i Hukuk Derneği'nin Temsil Heyeti'ni Sivas'a götürüp kurultaya katmaktan ibarettir. Üyelerden Mutki aşiret başkanının Mutki dağlarından çıkmaktan korktuğunu bilirdim. Siirt milletvekili Sadullah Bey de ortada yok. Servet ve İzzet Beyler kurultay biter bitmez birer mazeretle Trabzon'a gitmiş bulunuyorlar. Erzurum'da Rauf Bey ve Raif Bey var. Raif Bey de özür diliyor. Yolumuz üzerinde, Erzincan'da Şeyh Fevzi Bey'i bulabileceğiz. Servet ve İzzet Beyleri davet ettim, gelmediler. Raif Bey'e bizimle birlikte gelmesi için rica ettik, kabul etti. Sonunda, Temsil Heyeti üyeleri olarak Erzurum'dan üç kişi, Erzincan'dan bir kişi ve Sivas'ta bulduğum Bekir Sami Bey'le beş kişi olduk. Sivas Kurultayı'na katılan temsilcilerin ellerindeki kartları inceleme gereği duyulduğu zaman ben, orada şöyle bir belge hazırladım ve altına Temsil Heyeti'nin mührünü bastım. "Temsil Heyeti'nden : Mustafa Kemal Paşa Rauf Bey Alimlerden Raif Bey Şeyh Fevzi Bey Bekir Sami Bey Yukarıda adları yazılı şahıslar, Doğu Anadolu adına Sivas Kurultayı'nda bulunmak üzere Erzurum Kurultayı'nca görevlendirilmiştir. (Mühür) Beyler, Erzurum'dan ayrıldığımız tarih 29 Ağustos 1919'dur. Sivas Yolunda Amasya'dan Erzurum'a gelirken Sivas'ta küçük bir öyküye konu olan olay hatırlarınızdadır. Tuhaftır ki Erzurum'dan Sivas'a giderken de buna benzer küçük bir durumla karşılaştık. Erzincan'dan batıya hareket ettiğimiz günün sabahı, Erzincan Boğazı'nın girişine gelir gelmez kimi Jandarma erlerinin ve subaylarının heyecanlı ve telaşlı bir biçimde otomobillerimizi durdurduklarını gördük. Durumu açıkladılar : "Dersim Kürtleri boğazı tutmuşlardır. Tehlike var. Geçilemez." Bir subay, merkeze güç gönderilmesini yazmış. O güç gelince düzen alacak, saldıracak ve haydudu püskürterek yolu açacakmış. Pek iyi ama, bu haydudun gücü nedir? Neresini nasıl tutmuş? Ne kadar güç ve ne zaman gelecek? Bu sorunlar çözülünceye dek geri Erzincan'a dönmek ve kim bilir nice günler beklemek gerekir. Bizimse işimiz pek aceleydi. Ben Erzurum ile Sivas arasındaki yolu belli bir zamanda alıp kararlaştırılan günde Sivas'ta bulunamazsak şurada ya da burada şu ya da bu nedenle korkup kaldığım Sivas'ta ve başka yerlerde duyulursa panik başlayabilir, işler altüst olabilirdi. Öyleyse karar? Tehlikeyi göze alıp yola devam etmek. Başka çaremiz de yoktu. Yalnız ufak bir önlem almayı uygun buldum. Hafif makineli tüfeklerle silahlanmış olan fedakar arkadaşlarımızdan birkaçını -şimdi bir alay komutanı olan Osman Bey ki Tufan Bey adıyla tanınmıştır,. bunların başındaydı.- bir otomobille kendi otomobilimizin önüne geçirdik. Sağdan soldan gelecek uzak mesafedeki ateşlere aldırış etmeyerek otomobiller, şose üzerinde hızla ilerlemeyi sürdürecekler. Vurulan, ölen olursa onlarla meşgul olunmayacak. Tam şose üzerinde ve yakınında, şoseyi kapamış olan hayduda rastlanırsa hepimiz otomobillerden atlayacağız ve bunlara saldırarak yolu açacağız. Kalanlar yine kullanılabilir durumdaki otomobillere binerek ve hızla uzaklaşarak yola devam edecekler. İşte verilen buyruk da buydu. Bu önlemi ve bu merkezdeki hareketi yerinde ve güvenlikli görmeyenler bulunabilir. Gerçi bu tarihlerde Elazığ Valisi Ali Galip Bey'in Dersim'de dolaştığı, kimi propaganda ve tertiplere giriştiği bilinmekte idiyse de açıklayayım ki ben, önce boğazın gerçekten tutulmuş olduğuna inanmadım. Bunu İstanbul Hükümeti'ne hizmet edeceklerini tahmin ettiğim bazı kimselerce sırf beni geri dönmeye mecbur etmek için kurulmuş bir plan olarak kabul ettim. İkincisi, Dersim Kürtleri boğazı tutmuşlarsa bunların alabilecekleri düzenin, uzak tepelerden yola ateş etmekten ibaret kalması bence çok olasıydı. Özet olarak yürüdük, boğazı geçtik ve 2 Eylül 1919 günü Sivas'a vardık. Halkın, kentin çok uzaklarından başlayan büyük ve parlak gösterileriyle karşılandık. 3'üncü Kolordu Komutanı olan Salahattin Bey, Sivas'ta bulunuyordu. Vali Paşa'yla birlikte, kurultaya gelen temsilcilerin yerleştirilmesinde, Temsil Heyeti için lise binasının ve kurultayın yapılacağı salonun hazırlanmasında, ayrıca her türlü önlemin alınmasında, bir konukseverlik örneği verecek biçimde mükemmel çalışmışlardır. Refet Bey orada değildi. Nerede bulunduğunu da kimse bilmiyordu. 7 Temmuz 1919 tarihli genelgemiz uyarınca, kendi bölgesi olan 3'üncü Kolordu bölgesinden ayrılmaması gerekir ve özellikle tam Sivas'ta kurultay yapılacağı günlerde, orada bulunması uygun düşerdi. Haberleşme sonunda kendisinin Ankara'da olduğu anlaşıldı. Ankara'da Kolordu Komutanı Ali Fuat Paşa'ya derhal ve mutlaka Sivas'a gönderilmesini buyurdum. 7 Eylül'de geldi ve Temsil Heyeti üyesi olarak tarafımdan Kurultay Heyeti'ne sunuldu. Beyler, bizden önce gelmiş olan temsilciler, gelişimizi beklerken aralarında toplantılar yapmışlar ve hazırlık olarak bazı tasarılar kaleme almışlar. Bizim gelişimizden sonra da kimi özel toplantılar ve görüşmeler yapılmış. Bu kez bazı kararlar da verilmiş. İzin verirseniz, çok karakteristik olduğu için bu noktayı açıklayayım: Sivas Kurultayı Açılıyor Sivas Kurultayı, 1919 Eylül'ünün 4'üncü Perşembe günü saat 14.00'te açıldı. Öğleden önce temsilciler arasında bulunan ve öteden beri şahsen tanıdığım Husrev Sami Bey yanıma gelerek şöyle bir haber getirdi : Rauf Bey ve diğer bazı kimseler Bekir Sami Bey'in evinde özel bir toplantı yapmışlar ve beni başkan yapmamaya karar vermişler. Arkadaşların, özellikle Rauf Bey'in, böyle bir davranış içine girmesine kesinlikle olasılık vermedim. Husrev Sami Bey'e, itiraf edeyim ki biraz ciddi olarak, böyle anlamsız sözleri bana getirmemesi uyarısında bulundum. Verdiği haberin aslı olmak olanak ve olasılığı bulunmadığını, arkadaşlar arasında yanlış anlaşılmalara yol açabilecek sözler sarf edilmesinin doğru olmadığını da ekledim. Beyler, ben bu kurultayda başkanlık konusuna önem vermiyordum. Başkanlığa, belki yaşlı bir kişinin getirilmesinin uygun olacağını düşünüyordum. Bu amaçla bazı arkadaşların da düşüncelerini yokladım. Bu arada, kurultay salonuna girmeden önce koridorda Rauf Bey'e rastladım. "Kimi başkan yapalım?" dedim. Rauf Bey, adeta heyecanlı bir sesle, zaten söylemeye hazırlanmış olduğu o anda durumundan anlaşılan bir tavırla ve keskin bir dille, "Sen başkan olmamalısın." dedi. Derhal Husrev Sami Bey'in verdiği haberin doğruluğuna inandım ve doğrusu üzüldüm. Gerçi, Erzurum Kurultayı'nda da benim başkanlığımı sakıncalı görenler vardı. Ancak onların nasıl kimseler olduklarını belirtmiştim. Bu kez en yakın arkadaşlarımın aynı zihniyeti açığa vurmaları beni düşündürdü. Rauf Bey'e "Anladım, Bekir Sami Bey'in evinde aldığınız kararı bana bildiriyorsun." dedim ve yanıtını beklemeden yanından uzaklaşarak kurultay salonuna girdim. Kurultayın açılmasından sonra ilk söz alan bir yüksek kişinin kurultay tutanağına aynen geçmiş olan şu konuşmasını dinledik : - Efendim, şimdi doğal olarak başkanlık konusu söz konusu olacak. Bendeniz başkanlığın birer gün ya da birer hafta sürmek üzere sırayla yapılmasını ve üyelerin ya da temsil edilen il ve sancak adlarının baş harfleri esas alınarak alfabe sırasına uyulmasını öneriyorum. Beyler, tuhaf bir rastlantıdır ki bu öneri sahibinin temsil ettiği ilin adı elif ile başladığı gibi kendi adının ilk harfi de elif ile başlıyordu. Ben, çağrı sahibi sıfatıyla bir konuşma yaparak kurultayı açtıktan sonra, geçici olarak başkanlık makamında bulunuyordum. "Buna neden gerek duyuluyor, efendim?" diye sordum. Öneri sahibi, "Bu şekilde işin içine kişisellik karışmamış olacağı gibi eşitlik ilkesine uyulduğu için dışarıya karşı da olumlu bir etki yapmış olur." dedi. Beyler, ben, yurdun öneri sahibiyle birlikte bütün ulusun ve hepimizin bir felaket çıkmazında bulunduğumuzu göz önüne getirerek kurtuluş çaresi olduğuna inandığım girişimleri, sonsuz güçlük ve engellere karşın maddi, manevi bütün varlığımla bir sonuca ulaştırmaya çalışırken benim en yakın arkadaşlarım daha dün İstanbul'dan gelmiş ve doğal olarak olarak işin içyüzünü bilmeyen, saygı duyduğum yaşlı bir kişinin diliyle bana kişisellikten söz ediyorlar. Bu öneriyi oya koydum. Çoğunlukla reddettiler. Başkan seçimini gizli oyla yaptırdım. Üç olumsuz oya karşı, beni başkan seçtiler. Sivas Kurultayı'nın Uğraştığı İşler Sivas Kurultayı'nın gündemini, Erzurum Kurultayı'nın tüzük ve bildiri metinleriyle bizden önce Sivas'a gelmiş olan yirmi beş kadar üyenin hazırladığı bir muhtıra oluşturacaktı. İlk açılış günü olan 4 Eylül ile beşinci, altıncı günler yani üç gün, İttihatçı olmadığımızı kanıtlamak için yemin etmek gerektiğinden yemin formülü hazırlamakla, Padişah'a sunulacak bir yazı yazmakla, kurultayın açılışı dolayısıyla gelen telgraflara yanıt vermekle ve özellikle kurultay siyasetle uğraşacak mı uğraşmayacak mı konusunun tartışmasıyla geçti. İçinde bulunulan mücadele ve yapılan işler siyasetten başka bir şey değilken bu son konuyu tartışmak şaşkınlıkla karşılanacak bir durum değil midir? En sonunda, Kurultayın dördüncü günü asıl amaca geldik ve aynı günde, Erzurum Kurultayı Tüzüğü'nün metnini görüşerek hemen bir sonuca bağladık. Çünkü Erzurum Kurultayı'nın Tüzüğü'nde yapılması gereken değişiklikleri zaten hazırlamış ve gereken kimseleri de aydınlatmış bulunuyorduk. Bununla birlikte, yapılan değişiklikler sonradan bazı itirazlara, anlaşmazlıklara, birçok yazışma ve tartışmalara yol açtığı için, değiştirilen noktaların önemli olanlarına işaret edeceğim: 1- Derneğin adı Şarki Anadolu Müdafaa-i Hukuk Derneği'ydi. Anadolu ve Rumeli Müdafaa-i Hukuk Derneği oldu. 2- "Temsil Heyeti bütün Doğu Anadolu'yu temsil eder." yerine "Temsil Heyeti bütün yurdu temsil eder." dendi. Var olan üyelere altı kişi daha eklendi. 3- "Her türlü işgal ve müdahaleyi Rumluk ve Ermenilik kurma hedefine bağlı sayacağımızdan topyekun savunma ve direnme ilkesi kabul edilmiştir." yerine "Her türlü işgal ve müdahalenin özellikle Rumluk ve Ermenilik kurma hedefine yönelmiş etkinliğin reddi konularında topyekun savunma ve direnme ilkesi kabul edilmiştir." denildi. Bu iki cümlede anlam bakımından elbette büyük fark vardır. Birincisinde İtilaf Devletlerine karşı düşmanca tavır alma ve direnmeden söz edilmiyor. İkincisinde bu husus açıklık kazanıyor. 4- (Tüzüğün dördüncü maddesinde yer alan konu oldukça tartışmalı geçti. Madde şuydu:) Osmanlı Hükümeti'nin yabancı devletlerin baskısı karşısında, buraları (yani doğu illerini) bırakmak ve ilgilenmemek zorunda kaldığı anlaşılırsa alınacak yönetimsel, siyasal, askeri önlemlerin tayin ve tespiti yani geçici bir vekillik kurma konusu. Sivas Kurultay'ı Tüzüğü'nün bu maddesindeki buraları yerine yurdumuzun herhangi bir parçasını bırakmak ve ilgilenmemek biçiminde daha geniş ve genel bir kayıt kondu. Amerikan Sömürgeliği İçin Propagandalar Bundan sonra, 8 Eylül toplantısında sözünü ettiğim muhtıra ele alındı. Bu muhtırada başlıca Amerikan sömürgeliği üzerinde duruluyordu. O günlerde, İstanbul'dan gelen bazı kimseler Amerikalı Bay Bıravn (Mister Brown) adında bir gazeteciyi de Sivas'a getirmişlerdi. Bu konu üzerinde kurultayda geçen görüşmelere yer vermeden önce yüksek heyetinizi yeterince aydınlatabilmek için, bazı ön bilgiler arz edeyim. Bu bilgiler, Erzurum'dan beri başlayan bazı haberleşmelerden daha iyi anlaşılacağı için onları olduğu gibi sunacağım: Güvenlikle ilgili ve çok ivedi Amasya, 25/26.7.1919 Erzurum'da 3' üncü Ordu Müfettişliği Kurmay Başkanlığı'na Mustafa kemal Paşa'ya Özel. Bugün, 25 Temmuz 1919 akşamı, Bekir Sami Beyefendi Amasya'ya geldiler. Kendileriyle uzunca bir süre görüşmek onuruna eriştim. Mustafa Kemal Paşa'ya ve Rauf Beyefendi'ye saygılarını sunarlar. Kendisi aşağıdaki düşüncelerini arz etmekliğimi rica etmiştir. 1- Bağımsızlık, elbette istenir ve yeğlenir. Ancak tam bağımsızlık istediğimiz takdirde yurdun birçok parçalara ayrılacağı kesin ve kuşkusuzdur. Şu halde, iki üç ili içine almaktan ibaret olacak bağımsızlığa, yurdumuzun bütünlüğünü garanti altına alacak yabancı bir devletin sömürgeciliği elbette yeğlenir. Osmanlı ülkesinin tümünü içine alan meşruluğumuz ve dışarıdaki temsil hakkımız eskiden olduğu gibi sürmek koşuluyla belirli süre için Amerika sömürgeliğini istemeyi ulusumuz için en yararlı bir çözüm biçimi olarak kabul ediyorum. Bu konuda Amerika temsilcisiyle görüştüm. Birkaç kişinin değil bütün bir ulusun sesini Amerika'ya duyurmak gerektiğini söyledi ve aşağıdaki koşullar çerçevesinde Wilson'a, Senato'ya ve Amerikan Kongresi'ne başvurulmasını önerdi: a) Adil bir hükümetin kurulması, b) Öğretim ve eğitimin yayılması ve genelleştirilmesi, c) Din ve mezhep özgürlüğünün sağlanması, ç) Gizli anlaşmaların kaldırılması, d) Bütün Osmanlı ülkesini sınırları içine alacak biçimde, Amerikan Hükümeti'nin bizi komutası altına almayı kabul etmesi. 2- Bundan başka kurultayımızın seçeceği bir heyeti, Amerika'ya bir zırhlıyla göndermeyi de temsilci üzerine almıştır. 3- Bekir Sami Bey, daha bir iki gün buralarda kalacağından her türlü buyruk ve yönergenin benim aracılığımla gönderilmesini, özellikle Sivas Kurultayı'nın ne zaman toplanacağının ve kendilerinin o güne dek nerede beklemesinin uygun olacağının bildirilmesini istirham eylemekte olduğu. 5'inci Kafkas Tümeni Komutan Vekili Arif Şifre, ivedi ve kişiye özel, Erzurum Amasya'da 5'inci Tümen Komutanlığına, Şimdi Amasya'da bulunan eski Vali Bekir Sami Beyefendi'ye özel. 1- Sizin telgrafınızdan çok yararlandık. Toplanmış bulunan Vilâyat-ı Şarkiye Kurultayı hemen her yanda kendi ülkeleri halkınca etkili, hatrı sayılır ve söz sahibi olarak tanınmış kimselerden kurulmuş yetkili bir kurul durumundadır. Bu kurultayda, şimdiye dek yapılan görüşmelerde, devlet ve ulusun bağımsızlığının bölünmezliği ısrarla savunulmaktadır. Bu bakımdan, bizce de daha koşulları ve niteliği belirsiz olan bir Amerika sömürgeliğinden kurultayda doğrudan doğruya söz edilmesi pek sakıncalı olacağından sizin İstanbul'da bağlantıda bulunduğunuz kimselerle yaptığı görüşmelere dayanarak aşağıdaki noktaların açıklanmasını ve bizleri hemen aydınlatmanızı özellikle rica ederiz. Bundan önce de doğrudan doğruya İstanbul'dan gelen bu konudaki bilgiler kuşkulu görüldüğünden, aynı esaslar çerçevesinde açıklama istendiği gibi, 21 Temmuz 1919 tarihinde Sivas'ta Refet Bey aracılığıyla İstanbul'dan alınan bilgilerde de yine kuşkulu noktalar bulunduğundan, oradan da koşullara ilişkin kestirmeden açıklama istenmiştir. a) Tam bağımsızlık istendiği takdirde, yurdun birçok parçaya ayrılacağı kesin ve kuşkusuzdur, buyuruluyor. Bu görüşün kaynağı nedir? b) Yurdun bütünlüğünden maksat, ülkenin bütünlüğü mü, yoksa egemenlik hakları mıdır? c) Osmanlı ülkesinin tümünü içine alan meşruluğumuz ve dışarıdaki temsil edilme hakkımız eskiden olduğu gibi sürmek koşuluyla sömürgelik istemeyi en yararlı bir çözüm olarak kabul buyuruyorsunuz. Ancak temsilcinin ileri sürdüğünü bildirdiğiniz maddelerle bu biçim birbiriyle çelişmiş görünüyor. Çünkü meşruluğumuz eskiden olduğu gibi sürdüğü takdirde, hükümet, yasama gücünün güvenine sahip ve denetimine bağlı bir kuruldan ibaret olur ki artık bu kurulun kuruluşunda Amerika'nın müdahalesi ve etkisi olamaz. Bu durumda ya sürecektir ve Amerika'dan adil bir hükümetin kurulmasını istemeye gerek yoktur ya da istendiğine göre, meşruluğun sürmesi sözden ibaret kalır. ç) Öğretim ve eğitimin yayılmasından ve genelleştirilmesinden maksat nedir? İlk anda hatırımıza gelen, ülkenin her yanında Amerikan okullarının açılmasıdır. Çünkü daha şimdiden yalnız Sivas'ta yirmi beş kadar okul açmışlardır ki yalnız bir tanesinde bin beş yüz kadar Ermeni öğrenci vardır. Bu durum karşısında Osmanlı ve İslam ve öğretim ve eğitiminin yayılması ve genelleştirilmesiyle bu girişim nasıl bağdaştırılacaktır. d) Din ve mezhep özgürlüğünün sağlanması maddesi de önemlidir. Patrikhanelerin ayrıcalıkları sürerken bunun farklı yanı ve anlamı nedir? e) Temsilcinin beşinci madde olarak sözünü ettiği bütün Osmanlı ülkesinin sınırları ne demektir? Yani savaştan önceki sınırlarımız mıdır? Bu deyiş içinde Suriye ve Irak da varsa Anadolu halkının Arabistan adına sömürgelik isteğine hak ve yetkisi olabilir mi? f) Bugünkü hükümetin politikası nedir? Tevfik Paşa niçin Londra'ya gitti? Amerikalılar gibi İngilizlerin de ayrıca bir sömürgelik politikası güttükleri anlaşılıyor. Aralarındaki fark nedir? Hükümet Amerikan sömürgeliği için ne düşünüyor? Yani buna eğilimli mi yoksa isteksiz mi? Amerikalılar neden Ermenistan sömürgeliğini bıraktılar? Amerikalılar sömürgeliği almaya ne dereceye kadar yatkın ve isteklidirler? 2- Sivas Kurultayı'nın toplanması, Erzurum Kurultayı'nın sonucuna bağlıdır. Bununla ayrıca uğraşılmaktadır. Sizin bunu beklemek üzere ya Tokat'ta ya da Amasya'da bulunmaları uygundur. Saygılarımızı sunarız. Mustafa Kemal Güvenlikle ilgili Amasya, 30.7.1919 İvedi. 3'üncü Ordu Müfettişliği Kurmay Başkanlığı'na, Mustafa Kemal Paşa'ya özel; Bekir Sami Bey'den alınan yanıt aşağıda arz olunur: a) Tam bağımsızlık istendiği takdirde yurdun birçok bölgeye ayrılacağı ve birkaç sömürgeliğe bağlı tutulacağımız Dörtler Kurulu'nca kararlaştırılmıştır. Bu bakımdan ve buna engel olmak için Amerikan temsilcisi, bir sömürgelik istemenin en uygun olacağını söylemiştir. b) Yalnız egemenlik hakları söz konusudur; yurt bütünlüğümüzün korunması temel ilkedir. c) Amerika'dan herhangi biçimde hükümet istemeyeceğiz. Amerika'ya adil bir hükümet kuracağımız konusunda güvence vereceğiz. Anayasamızın hükümleri yürürlükte kalmak, Hanedan'ın her türlü hüküm sürme haklarına dokunulmamak ve korunmak, eskiden olduğu gibi dışarıda temsilcilerimiz bulunmak koşuluyla Amerikan Hükümeti'nin mutluluğumuza ve gelişmemize yardımcı olmasını isteyeceğiz. İsteyeceğimiz sömürgelik biçimi budur. ç) Öğretim ve eğitimin yayılmasından ve genelleştirilmesinden maksat Amerikan okullarının köylerimize kadar girmesine izin vermek değil ulusal ve İslami öğretim ve eğitimi yaymaya ve genelleştirmeye çalışacağımız konusunda kendilerine söz vermekle birlikte yardımlarını istemektir. Sömürgeliği, Amerikan misyonerlerine değil Amerikan Hükümeti'ne vermek istiyoruz. d) Din ve mezhep özgürlüğü esasen dinsel ve İslami ilkelerimizin gereğidir. Amerikan kamuoyu bu gerçeği bilmediği için kendilerine bu konuda güvence vermek istiyoruz. Temsilcinin sözünü ettiği sınırlar savaştan önceki sınırlarımızdır. Suriye ve öbür ülkeler üzerinde bizim sömürgelik isteğine yetkimiz olup olmaması kurultayca çözülecek bir sorundur. Esasen Suriye ve Irak'ta Amerikan heyetleri halk oyuna başvurdular. Suriye ve Filistin'de bağımsız bir Arap hükümeti kurulmasını istemekle birlikte Amerikan mandasını ötekilerden daha üstün tuttuklarını gösterdiler. e) Bugünkü hükümet daha yeni kurulduğundan politikası belli değildir. Ancak daha önceki hükümetlerin politikaları güçsüzlük ve İtilaf güçlerinin her buyruğuna boyun eğmekti. Tevfik Paşa, Londra'ya gitmeyerek Ferit Paşa'yla geri dönmüştür.Amerika, Ermenistan hükümeti belli olmadan yalnız oralarda dolaşan heyetlerinin verdiği raporlara göre büyük bir Ermenistan'ın kurulmasına maddi olarak olanak bulunmadığı görüşündedir. Sömürgelik konusundaki ayrıntılı bir rapor postayla gönderilmek üzeredir. f) Şimdilik tarafınızdan yapılacak bildirimi beklemek üzere Tokat'ta bulunacağım. Amasya ve Tokat ile ilçelerde gerekli bildirimlerde bulunmakta ve bunların iyi sonuçlar vereceğini ummaktayım. Hepinize saygılarımı sunarım, efendim. 5'inci Tümen Komutanı Arif Şifre, Erzurum, 1.8.1919 Kişiye özel Amasya'da 5'inci Tümen Komutanlığı'na, Bu telgrafın hemen Bekir Sami Beyefendi'ye ulaştırılması ve yanıtının acele olarak alınması rica olunur. Bekir Sami Beyefendi'ye Özel İlgi : 3.7.1919. Amerikan sömürgeliğine ilişkin son açıklamalarınızı öğrendik. Bu koşullara aslında korkulacak bir şey olmamak gerek. Bununla birlikte daha bir noktaya ilişkin yüksek görüşlerinizi de almak istiyoruz. Lehimizde bu kadar elverişli koşullar ileri sürülmesine yatkın bulunacak olan Amerikan Hükümeti, böyle bir sömürgeciliği kabul etmesine, yani buna katlanmasına karşılık, Amerika adına ne gibi yarar ve çıkarlar sağlamış olacaktır? Bununla kendi hesaplarına elde edecekleri sonuç nedir? Bu konudaki yüksek düşünce ve bilgilerinizle de bizi aydınlatmanızı acele bekleriz, efendim. Mustafa Kemal Amasya, 3.8.1919 3'cü Ordu Müfettişliği Kurmay Başkanlığı'na, Bekir Sami Bey'den alınan yanıt aşağıda arz olunur : Mustafa Kemal Paşa'ya Özel. Amerikalılarla şimdiye dek yapılan görüşmeler doğal olarak hep özel bir biçimde olmuş ve salt bir varsayımdan ibaret kalmış olduğu için, sömürgeciliğin her iki tarafa yükleyeceği yükümlülükler üzerinde durulmamıştır. Olanaklıysa hazırlıklara başlanarak Sivas Kurultayı'nın bir an önce açılması gereğini özet olarak arz ederim. Kurmay Yarbay Arif Mustafa Kemal Paşa Hazretleri'ne, Saygıdeğer Efendim, Ülkenin siyasal durumu en son derecesine geldi. Kendimize bir yön çizebilmek için Türk ulusunun zarını atıp olumlu bir durum alma zamanıysa geçmek üzere bulunuyor. Dış durum İstanbul'da şöyle görünüyor : Fransa, İtalya, İngiltere, Türkiye'nin sömürgecilik konusunu Amerikan Senatosu'na resmen önermiş olmakla birlikte, Senato'nun bu öneriyi kabul etmemesi için bütün güçlerini kullanıyorlar. Bölünmeden pay kaçırmak elbette işlerine gelmiyor. Suriye'de aradığını bulamayan Fransa, zararını Türkiye'den kapatmak istiyor. İtalya namuslu bir yayılımcı olduğundan savaşa ancak Anadolu'nun bölüşülmesinde pay almak için girdiğini açıktan açığa söylüyor. İngiltere'nin oyunu biraz daha incedir. İngiltere, Türk'ün birliğini, çağdaşlaşmasını, gerçek bir bağımsızlık kazanmasını, gelecekte bile istemiyor. Yeni olanak ve görüşlerle tümüyle çağdaş ve güçlü bir Müslüman-Türk hükümeti başında halifelik de olursa İngiltere'nin elindeki Müslüman tutsakları için kötü bir örnek olur. İngiltere, Türkiye'yi bütünüyle ele geçirebilse kafasını kolunu koparır, birkaç yılda bağlı bir sömürge durumuna sokar. Buna, ülkemizde en başta ve özellikle dinsel sınıflar çoktan yandaştırlar. Ancak bunu Fransa'yla dövüşmeden yapabilmek olanaklı olamayacağından yandaş olamaz. Ancak Türkiye'yi bütün olarak korumak gereği duyulursa, yani bölüşmenin büyük askeri fedakarlıklarla yapılabileceğini anlarsa, Latinleri sokmamak için Amerikan görüşünü tutar ve destekler. Nitekim İngiliz siyasetçileri arasında zaten bu görüşe eğilimli olanlar vardır. Morison (Morisson) gibi ünlü kimseler Amerika'nın Türkiye'de sömürge kurmasını istiyorlar. Başka bir çözüm yolu da, Türkiye'yi Trakya'dan, İzmir'den, Adana'dan, belki de Trabzon'dan ve hele İstanbul'dan yoksun bıraktıktan sonra, eski ticari ayrıcalıkları ve boğulmaya mahkum iç sınırlarıyla baş başa bırakmak. Biz İstanbul'da, kendimiz için, bütün eski ve yeni Türkiye sınırlarını içine almak üzere geçici bir Amerikan sömürgeliğini kötünün iyisi olarak görüyoruz. Dayandığımız noktalar şunlardır : 1- Aramızda, hangi koşullar altında olursa olsun, Hıristiyan azınlıklar kalacaktır. Bunlar hem Osmanlı yurttaşı olma haklarından yararlanacaklar hem de dışarıda bir Avrupa devletine dayanarak karışıklık çıkaracaklar, sürekli olarak müdahaleye yol açacaklar ve zaten göstermelikten ibaret olan bağımsızlığımızdan azınlıklar adına her yıl bir parça daha yitireceğiz. Güçlü bir hükümet ve çağdaş bir yönetim kurulabilmesi için patrikhanenin siyasal ayrıcalıkla, azınlıkların güçlü devletler aracılığıyla yaptıkları sürekli tehditler ortadan kalkmalıdır. Küçük ve zayıf bir Türkiye bunu başaramayacaktır. 2- Birbirini yok eden, çıkar sağlama, hırsızlık, serüven ve ün için yaşayanların hırsını doyuran bu hükümet anlayışı yerine, ulusun gönenç ve kalkınmasını sağlayabilecek, halkı ve köyleri, sağlığı ve zihniyetiyle çağdaş bir halk durumuna getirebilecek bir hükümet anlayış ve uygulamasına ihtiyacımız var. Bunun için gerekli olan paraya, uzmanlığa ve erke sahip değiliz. Siyasal dış borçlar, siyasal tutsaklığı artırıyor. Yan tutma, cahillik ve çok konuşmaktan başka olumlu bir sonuç veren yeni bir yaşam yaratamıyoruz. Bugünkü hükümet, adamlarını takdir etmese bile, halkı ve halk hükümeti kurulmasını yararlı gören Filipin gibi vahşi bir ülkeyi, bugün kendi kendini yönetmeye muktedir çağdaş bir makine durumuna koyan Amerika, bu konuda çok işimize geliyor. On beş yirmi yıl sıkıntı çektikten sonra yeni bir Türkiye'yi, her bireyi öğrenimi ve zihniyetiyle gerçek bağımsızlığı kafasında ve cebinde taşıyan bir Türkiye'yi, ancak yeni dünyanın yeteneği yaratabilir. 3- Yabancı devletlerin Türkiye üzerindeki rekabetlerini ve güçlerini ülkemizden uzaklaştırabilecek bir yardımcıya ihtiyacımız var. Bunu ancak Avrupa dışında ve Avrupa'dan daha güçlü bir elde bulabiliriz. 4- Bugünkü oldu bittileri ortadan kaldırmak ve davamızı hızla dünyaya karşı savunabilmek için, gerekli güce sahip bir devletin yardımını istemek gereklidir. Yayılma siyaseti güden Avrupa'nın başvurduğu bin bir yol ve alçakça siyasetine karşı böyle bir vekil olarak Amerika'yı kendimize kazanarak ortaya atabilirsek Doğu Meselesi'ni de Türk Meselesi'ni de gelecek için kendimiz çözümlemiş olacağız. Bu nedenlerden dolayı, bir an önce istememiz gereken Amerikan sömürgeliği de elbette sakıncasız değildir. Onurumuzdan epeyce fedakarlık etmek mecburiyetinde bulunuyoruz. Yalnız, bazılarının düşündüğü gibi, Amerika'nın resmi sıfatında dinsel eğilim ve yan tutma yoktur. Hıristiyanlara para verecek misyoner kadın Amerika'sı, Amerika'nın yönetim mekanizmasında bir yer tutmaz. Amerika'nın yönetim mekanizması dinsiz ve milliyetsizdir. O, türlü cins ve mezhepten insanları çok uyumlu ve kaynaşmış olarak bir arada tutmanın yolunu biliyor. Amerika, Doğu'da sömürgecilik yapmak Avrupa'da başına dert açmak niyetinde değildir. Ancak onların onur meselesi yaptıkları şey, yöntemleri ve ülküleriyle Avrupa'dan daha üstün bir ulus olmak iddiasıdır. Bir ulus içtenlikle Amerikan ulusuna başvurursa Avrupa'ya, girdikleri ülke ve ulusun yararına nasıl bir yönetim kurduklarını göstermek isterler. Amerikan resmi odaklarının önemli kişileri arasında epey lehimize bir hava oluştu. İstanbul'a Ermeni dostu olarak gelen birçok hatrı sayılı Amerikalı, Türk dostu ve Türk propagandacısı olarak döndüler. Bu akımı temsil eden resmi ve gayri resmi Amerikan görüşünün altında yatan gizli düşünce şudur : Türkiye'yi parçalamamak, eski sınırları içinde bir bütün halinde olduğu gibi korumak koşuluyla genel ve tek bir sömürgeye bağlamak. Suriye, Amerikan Komisyonu oradayken, genel bir kurultay toplayarak Amerika'yı istemiştir. Suriye'nin bu isteği Amerika'da çok iyi karşılanmıştır. Amerika, bizim topraklarımız üzerinde Ermenistan kurmaya niyetli görünmüyor. Sömürgeciliği alırlarsa bütün ulusları eşit koşullar altında bir ülke evladı olarak kabul edip alacaklarını önemli çevrelerden haber aldım. Ne var ki Avrupa, mutlaka bir Ermenistan meselesi ortaya çıkarmak -özellikle İngiltere- Ermenilere ödünler vermek istiyor. Amerikan kamuoyunda zalimlik görmüş Ermeniler adına bir oyun oynamaya çalışıyor. Avrupa korkusu bizim fikir adamlarını düşündürüyor. Reşat Hikmet Bey gibi, Cami Bey gibi, hatta ulusal birliğe biçim veren diplomatlarımızın, Ermeni konusu için bir çözüm yolu tavsiyeleri var. Resmen size yazılıyor. Çok tehlikeli anlar geçiriyoruz. Anadolu'daki mücadeleyi dikkat ve sevgiyle izleyen bir Amerika var. Hükümet ve İngilizler, bunun Hıristiyanları öldürmek, İttihatçılar getirmek için yapılan bir hareket olduğu düşüncesini Amerika'ya elbirliğiyle benimsetmeye çalışıyorlar. Her an bu Ulusal Mücadele'yi durdurmak için güç gönderilmesi tasarlanıyor; bunun için İngilizleri kandırmaya çalışıyorlar. Ulusal Mücadele hızla ve olumlu isteklerle kendini ortaya koyarsa ve Hıristiyan düşmanlığı gibi bir rengi de olmazsa Amerika'da hemen destek bulacağını yine çok önemli çevreler garanti ediyorlar. Sivas Kurultayı toplanıncaya dek Amerikan komisyonunu alıkoymaya çalışıyoruz. Üstelik kurultaya Amerikalı bir gazeteci göndermeyi de belki başarabileceğiz. İşte bütün bunlar karşısında, davamızda bize yardımcı olabilmesi için, bu fırsat dakikalarını yitirmeden, bölüşülme ve çözülme korkusu karşısında, kendimizi Amerika'ya başvurmaya mecbur görüyoruz. Vasıf Bey kardeşimizle bu hususta birleştiğimiz noktaları kendisi de ayrıca yazacaktır. Türkiye'yi azim ve irade sahibi geniş görüşlü bir iki kişi belki kurtarabilir. Serüven ve boğuşma dönemi artık geçmiştir.Gelecek için kalkınma ve birlik savaşı açmaya mecburuz. Sınırlarında bu kadar çok evladı ölen zavallı ülkemizin düşünce ve uygarlık savaşında kaç tane şehidi var. Biz Türkiye'nin hayırlı evlatlarından, yarının kurucuları olmalarını istiyoruz. Sizin, Rauf Bey kardeşimizle birlikte, temelleri bile çöken zavallı ülkemiz için uzakları görerek düşünüp çalışmanızı bekliyoruz. Saygılarımı gönderir, başarınıza dua ederim. Ulusal davada canıyla başıyla çalışanlar arasında, sade bir Türk askerinin alçak gönüllülüğüyle, sizinle birlikte olduğumu ifade ederim. 10.8.1919 Halide Edip Afyonkarahisar, 13.8.1919, 15'inci Kolordu Komutanlığı'na, Mustafa Kemal Paşa'ya özel. İstanbul'daki çeşitli partilerin birleşerek Amerika heyetine verilmek üzere aldıkları kararlar aşağıda arz olunur: 1- Ermenistan için Türkiye'nin doğu sınırları üzerinde Ermenilerin işine yarayacak bir toprak parçası vermeye Doğu illerindeki Türklerin ve orada iş başında bulunan büyüklerin, bu bölgenin gelecekteki gönencini ve serbestçe gelişmesini düşünerek razı olabilecekleri görüşünde olduklarını, yalnız bu görüşlerini, oradaki Kürtlerle işbirliği yapmış olmaları ve Kürtlerin de Ermenilere toprak verme düşüncelerine kesinlikle karşı bulunmaları dolayısıyla açığa vurmak istemediklerini ve hatta açığa vursalar bile, oradaki Türk çoğunluğunun, aşağıdaki koşulların yerine getirileceği konusunda kendilerine güvence verilmedikçe bu düşüncede Kürtlerden ayrılmayacaklarını sandıklarını saptamıştır. Şöyle ki birincisi, Türk ve Kürt çoğunluğunun ve aralarındaki öbür azınlıkların yaşadıkları toprakların bütünlüğü; ikincisi, Türk bağımsızlığının tam olarak tanınması ve fiilen garanti edilmesi; üçüncüsü, Türkiye'nin çağdaş uygarlığa ulaşabilmesi için serbestçe gelişmesine engel olan kayıtların kaldırılmasıyla Vilsın (Wilson) ilkelerinde vaat edildiği üzere, bağımsızlıklarından ve haklarından en güvenli bir biçimde yararlanmasına olanak verilmesi; dördüncüsü, bu hususlarda ve Türklerin gelişmelerinin çabuklaştırılmasında Amerika'nın bize yardımcı olacağını, Cemiyet-i Akvam 'a (Birleşmiş Milletler) karşı üstlenmesi. 2- Boşaltılacak topraklardan çıkarılacak olan Türk ve Kürtlerin gönderildikleri yeni topraklarda derhal yerleştirilmeleri ve bu topraklardan hemen yararlanmalarını sağlamak için Amerika'nın yardım etmesi. 3- O çevrede ve özellikle Erzincan ve Sivas arasında yoğun olarak bulunan Ermenilerin yine Ermenistan sınırları içine gönderilmelerinin sağlanması. 4- Ermenistan adına ve hesabına gerçekleşmesini olası gördüğümüz toprak verme durumu, bağımsız bir Ermenistan adına değil ancak büyük ve uygar bir devletin sömürgesi altında gelişecek çağdaş bir devlet adına olacaktır. Çünkü bugünkü Ermenistan'a toprak bırakmak, Türkiye'nin başına ikinci bir Makedonya derdi açmak demek olduğu gibi, Kafkasya için de bir gaile çıkarmak demektir. 5- Bütün bunlar tartışılabilir bir öneri niteliğindedir. Ancak bunların kesin bir biçim alabilmesi, ülkedeki heyetlerle temas kurmaya bağlıysa oraya Amerikan heyetinden birinin gönderilmesi şarttır. 6- Ve en son olarak konunun yasal ve meşru bir biçime sokulması için Osmanlı Milli Meclisi'ne götürülmesi doğaldır. 12'nci Kolordu Komutanı Salahattin Şifre, Erzurum, 21.8.1919 Kişiye özel 12'nci Kolordu Komutanlığı'na, 20'nci Kolordu Komutanlığı'na, (Yalnız 12'nci Kolordu). İlgi : 13.8.1919. İstanbul'da çeşitli partilerin Amerikan Komisyonu'na verilmek üzere aldıkları kararlar, burada Temsil Heyeti'mizce son derece üzüntü ve acımayla karşılandı. Çünkü birinci maddede Ermenistan'a Doğu illerimizden toprak verilmesi söz konusu olmaktadır. Oysa ezici çoğunluğu Türk ve Kürt olan bu illerden bir karış toprağın bile Ermeniler hesabına yazılmasının, bugün için uygulamada olanaklı olamayacağı şöyle dursun, unsurlar arasındaki nefret ve öç alma duygusunun dehşet ve şiddeti, Osmanlı Ermenilerinin dönmeleri durumunda bile iller içinde yoğun olarak yerleştirilmelerini tehlikeli göstermektedir. Bu bakımdan, suçlu olmayan Osmanlı Ermenilerine gösterilecek en büyük kolaylık, adaletli ve eşit koşullar altında yörelerine dönmelerini kabul etmekten başka bir şey olamayacaktır. Üçüncü maddede, Erzurum ve Sivas arasında yoğun bir Ermeni topluluğu bulunduğu hayali, bilgisizlik ve vukufsuzluktan başka bir şey değildir. Savaştan önce bile, buralarda oturanların büyük çokluğu Türk, birazı Zaza denilen Kürtlerden ve pek azı da Ermenilerden ibaretti. Bugün artık varlığından söz edilecek sayıda Ermeni yoktur. Öyleyse bu gibi dernekler yetkilerini bilmeli ve bir iş yapmak isterlerse hiç olmazsa Harbiye ve Hariciye Nazırlıkları'nın barış hazırlıkları dolayısıyla yaptıkları resmi istatistik ve grafiklere olsun başvurmak zahmetinden kaçınmamalıdırlar. Bu telgrafın aynen İstanbul'a gönderilmesini rica ederiz. Mustafa Kemal Güvenlikle ilgili, Ankara, 14.8.1919 3'üncü Ordu Müfettişliği Kurmay Başkanlığı'na, Mustafa Kemal Paşa'ya Özel 1- İstanbul'a gönderilmek üzere yazmış olduğunuz son yanıtlarınız, yerine ulaştırılmış ve buna yanıt olarak basılı bir raporla, Ahmet Rıza Bey, Ahmet İzzet, Cevat, Çürüksulu Mahmut Paşalar, Reşat Hikmet, Cami, Reşit Sadi Beyler, Esat Paşalar gibi pek çok kişinin düşüncelerine uygun olan Kara Vasıf'ın, yani Cengiz'in ve Halide Edip Hanım'ın, görüşlerinin yer aldığı uzun mektuplar geldi. Bunlar sırayla özetlenerek arz edileceği gibi asılları da Sivas'a gönderilecektir. Bunların hepsinde bir yardıma ihtiyaç duyulduğu ve bu yardımın Amerika'ca yapılmasının en az zararlı yol olarak kabul ve uygun bulunduğu biçiminde bir gerekçe ileri sürülmektedir. Basılı rapor, Cami, Rauf, Ahmet, Reşit Hikmet, Reşit Sadi Bey'ler ile Halide Hanım, Kara Vasıf, Esat Paşa, bütün parti ve derneklerin düşünceleri yoklandıktan sonra büyük çoğunluğun görüşüne göre düzenlenmiştir. Zaman varmış. Kurultayda bir an önce iş görmek, Amerikalılar gitmeden bildirim yapılmak gerekirmiş. Amerikalıları oyalayarak hareketleri geciktirilmeye çalışılıyormuş. "Kurultay hemen kesin bir karar verebilir mi?" sorusuyla Amerikalılar bu düşünceyi benimsediklerini hissettiriyorlarmış. Kurultayın toplanmasını çabuklaştırmanız rica olunur. 20'nci Kolordu Komutanı Ali Fuat Bu telgrafta sözü edilen uzun mektuplar günlerce telleri işgal eden şifrelerle verildi. Birbirine ekli olan o şifrelerden biri de şuydu : Güvenlikle ilgili Kişiye özel, Ankara, 17.8.1919 3'üncü Ordu Müfettişliği Kurmay Başkanı Kazım Beyefendi'ye, Mustafa Kemal Paşa Hazretleri'ne özel 16.7.1919 tarih ve 880 sayılı şifrenin dokuzuncu maddesinin ekidir : Kara Vasıf'ın 10 numaralı madde hakkında ek olarak verdiği bilgi : 1- Bir yardım biçiminde Amerika'ya yandaş olursak ve bunu Doğu İlleri Kurultayı, Ulusal Kurultay, bir istek gibi telgrafla hükümetimize bildirirse Vilsın'ın (Wilson) Amerikan Kongresi'ne karşı güzel bir dayanak noktası olacaktır. İstanbul'da pek çok aydın bu görüşten yanadır ve böyle bir şey hazırlıyorlar. Anadolu da yaparsa yararlı olur, diyorlar. Böyle olursa Amerika'nın sömürgeciliğinden yararlanarak öteki alçak düşmanları ülkemizden çıkarmak ve sonra yalnızca Amerikalılarla karşılaşmak olanaklı olur ve uğraşmak da kolay olur. Bir de Amerikalılar bizi şiddetle suçluyorlar. Yani hükümeti aşağılayıp ulusumuzu da horluyorlar. Temsilcilerine İstanbul'dan çıkışını, Paris'e gidişini, muhtıraları.... Sonra diyorlar ki Avrupa'nın yapmaya cesaret edemediğini siz kabul ediyorsunuz. Sözgelimi, Avrupa büyük bir Ermenistan kurulmasını düşünmüyor. Sizin sadrazam, Toros'tan sınır veriyor, Ermenistan istiyor. Oysa şimdiye dek Amerikan komisyonlarından hiçbiri bile buna olabilir demedi. Bütün raporlara göre, Anadolu'da, Türkiye'de bir Ermenistan kurmak şöyle dursun, özerk ve bölgesel yönetimler bile oluşturmak olanaklı değildir. Nüfusları yok, toprakları yok. Bu yönetim görkemli bir askeri güce dayandırılmazsa olmaz. Ermenilerde bu güç olamaz, Amerika bu lütfu yapamaz. Öteki devletler de buna tahammül edemez. Meğer ki oraları zaptetsinler ve barış yapsınlar, bu da olanaklı değil. Rekabet bunu engeller. İşte İstanbul'un haberleri. Orada iyice düşünülsün: Epeyce zaman vardır. Amerikan Kongresi hemen hemen Vilsın'ı (Wilson) dinlemek üzeredir. 2- İstanbul'da büyük çapta temaslar var. Onun için Mustafa Kemal Paşa genel bir buyruk verir mi? Yoksa İstanbul'un karar ve çalışmalarını benimser mi? Bu çalışmaların amacı, ulusun birliği, yurdun bütünlüğü, bağımsızlık ve egemenliğin elde edilmesi! Mustafa Kemal Paşa buraya genel bir buyruk vermezse ve kendisi hemen oradan Amerikalılar, İngilizler ve öbür yabancılarla temasa geçmezse, tabii burada etkinlik sürecektir. Belki ters bir sonuç ortaya çıkabilir. Buna dikkati çekerim. Bu işlevi, siyaseti çok daha iyi yürüten bir Mustafa Kemal Paşa'nın mücadelesine ve gücüne dayanmaksa onun sözleri, demeçleri, tavır ve hareketleriyle tutum ve söz olarak yalanlanmış. 3- Çolak Hüseyin Salahattin iki yüzlü davranışını sürdürüyor. Sadık Bey'in en gözde kölelerinden olan bu kişinin bir mevki sahibi olmaması için ne yapılacağı düşünülüyor. 20'nci Kolordu Komutanı Ali Fuat Kara Vasıf Bey'e bildirilmek üzere verilen yanıt şuydu : Şifre, Erzurum, 19.8.1918 Kişiye özel ve ivedi 20'nci Kolordu Komutanı Ali Fuat Paşa Hazretleri'ne, İlgi :17.8.1919 1- Sözü edilen Amerikan sömürgeliğinin nasıl bir yardım sağlayacağının dikkatli bir incelemeden geçirilmesi ve ulusal hedefimiz açısından bir yararı olup olmayacağının da hesaplanması pek önemlidir. İstanbul'da çalışan kümenin hedefi, ulusun birliği, yurdun bütünlüğü, bağımsızlık ve egemenliğin elde edilmesi noktasında toplanmış gösterildiğine göre Amerikan sömürgeliğini kabul durumunda bu hedef korunmuş olabilir mi? 2- Ulusal isteklere bağlı kalmayan ve onlara uygun düşmeyen kararlar, hiçbir zaman ulusça kabul edilemeyeceğinden, ulusumuzun ve yurdumuzun yazgısını belirlemede, ulusal vicdana çevirmen olmaktan ibaret bulunan görevimizi tüm olarak yerine getirebilmek için, ulusal isteğin odaklaşarak tek bir hedefe yönelmesini beklemeden hiç bir konuda yetkili görünmemiz doğru değildir. Bundan dolayıdır ki tarafımızdan yabancılarla olan temas ve ilişkilerin, kurultayın kararlarına uyularak ulus adına yapılmasını yeğlemekteyiz. Tanrı'ya şükür, yurdumuzdaki ulusal akımın pek çok gelişmekte, kökleşmekte ve güçlenmekte oluşu, bizleri sürekli olarak bu noktaya doğru çekiyor ve davet ediyor. 3- Şurası da göz önünde tutulmalıdır ki ülke ve ulusun yazgısı üzerinde Amerika ya da herhangi bir devletle anlaşmaya yetkili olabilecek bir hükümet, ancak ulusal egemenlik ilkesini kabul ve ulusal bir meclisin varlığını benimseyerek ona dayanmayı gerekli sayan bir hükümettir. Bu takdirde, İstanbul Hükümeti'ni oluşturacak kişilerin de mutlaka bu nitelikleri taşıması gerekir. Burada bizce olduğu gibi oradaki çalışmalarınız da bu amacın sağlanmasına yönelmelidir. 4- Yakında kurultay kararlarını öğreneceksiniz. Gözlerinizden öperiz. Mustafa Kemal Bir küçük bilgi daha vereyim. Sivas'a gelmiş olan gazeteci Bay Bırovn'la (Mister Brown) bizzat görüşmeyi uygun buldum. Karşısındakini kolayca anlayan, çok zeki bir genç. Sömürgelik Konusunun Kurultayda Görüşülmesi Şimdi, Beyler, Kurultay'da sömürgelik konusunda yapılmış olan görüşme ve tartışmaları elden geldiğince, olduğu gibi yüksek heyetinize dinletmeye çalışacağım : Birçok kimse söz aldı. Hiç kimseye söz vermeden önce, başkanlık kürsüsünden tutanaklara aynen geçmiş olan şu kısa konuşmayı yaptım : Bu rapor üzerinde görüşmeye başlamadan önce bazı noktalara dikkatinizi çekmek isterim. Raporda, sözgelimi Bay Bırovn'dan (Mister Brown) söz edilmekte ve elli bin kişilik bir işçi ordusunun getirileceğini söylediği bildirilmektedir. Beyler, Bay Bırovn (Mister Brown), "Ben hiçbir resmi sıfatla görüşmüyorum. Tümüyle özel olarak görüşüyorum." diyor ve üstelik Amerika'nın sömürgeliği kabul edeceğini değil belki etmeyeceğini söylüyor. Onun için sözleri Amerika adına değil kendi adınadır. Sömürgeliğin ne olduğunu kendisi de bilmiyor. Sömürgelik, siz ne derseniz odur, diyor. Bu raporda önemli olarak sömürgelik konusu vardır. Bu konuda görüşmeden önce on dakika ara verelim. (saat 15.25) Sonraki oturumda ilk söz Vasıf Bey'indir, dedim. Vasıf Bey, önce sömürgeliğin ne olduğu konusunda uzun açıklamalar yaptı. Sözü başkalarına bıraktı. Yeniden söz aldı ve bir kere ilke olarak sömürgeliği kabul edelim, koşulları üzerinde daha sonra görüşürüz, dedi. Üyelerden Macit Bey adında bir kişi, genel kurulda asıl görüşülecek konu, bundan sonra yalnız yaşayabilecek miyiz, yaşayamayacak mıyız? Sömürgeliği nasıl yorumlayacak ve sömürgeciyle ne tarzda görüşeceğiz? Bizi sömürgeliğine alacak devlet kim olacaktır? Asıl konu budur, biçiminde konuştu. Ben, başkanlık kürsüsünden, "Sanırım bu rapordan iki görüş ortaya çıkıyor; bunlardan birincisi, devletin içte ve dışta bağımsızlığından vazgeçmemesi; ikincisi de devlet ve ulusun yabancı devletlerin zararlı baskıları karşısında bir yardım ve destek ihtiyacında bulunup bulunmamasıdır. Asıl kararsızlık doğuran nokta budur. İzin buyurulursa, bu noktayı etraflıca düşünmek için Öneri Komisyonu'na havale edelim. Sonra da yüksek huzurlarınıza arz edelim. Herhalde içeride ve dışarıda bağımsızlığımızı yitirmek istemiyoruz." dedim. Bunun üzerine söz alan Bekir Sami Bey, "Yüklendiğimiz görev pek ağır ve önemlidir. Boş tartışılara ayıracak hiçbir dakikamız yoktur. Bu raporumuzu görüşelim ve zaman geçirmeden hemen bir karar alalım." dedi. Ben, başkanlık kürsüsünden "Bu konuyu, komisyon başkanı olmak dolayısıyla açıklayayım. (Ben aynı zamanda Öneri Komisyonu Başkanı'ydım) "Bu rapor metni komisyonda okundu, üzerinde birçok konuşma ve tartışma yapıldı. Ancak kesin karar verecek biçimde bir görüş belirmedi. Daha önce, Genel Kurul'da okunmaksızın Öneri Komisyonu'na gönderilmişti. Bu nedenle bir kez de burada okunup Genel Kurul'un görüşü belirdikten sonra yeniden Öneri Komisyonu'na gönderilerek kesin karar verilmesini istemiştik." dedim. İsmail Fazıl Paşa rahmetliden de söz alarak şu konuşmayı yaptı: "Bekir Sami Bey'in düşüncesine katılırım; yitirecek zamanımız yoktur. Aslında sorun da basitleşmiştir. Tam bağımsızlık mı yoksa sömürgelik mi kabul edeceğiz? Alacağımız karar budur. Böylesine önemli, üstelik pek önemli olan bir konuyu yeniden komisyona götürmek ve oradan yeniden Genel Kurul'a getirmekle zaman geçirmeyelim. İş uzar. Zamanımız değerlidir. Buna bugün yarın ya da öbür gün herhalde Genel Kurul'da bir karar verelim. Komisyonda zaman geçirmeyelim. Çünkü, pek ince bir konudur." Bunun arkasından Hami Bey söz alarak İsmail Paşa Hazretleri ile Bekir Sami Beyefendi'nin düşüncelerine katıldığını söyledikten sonra, "Herhalde bir desteğe muhtacız, bunun en basit delili de, devlet gelirlerinin ancak borcumuzun faizini karşılayabilmesidir!" buyurdular. Bundan sonra, Raif Bey sömürgelik aleyhinde konuştu. İsmail Fazıl Paşa ona karşılık olacak biçimde uzun bir konuşma yaptı. Daha sonra yine Bekir Sami Bey söz aldı ve dedi ki : "İsmail Fazıl Paşa Hazretleri'nin tümüyle katıldığım konuşmasına yalnız bir şey ekleyeceğim. Kırım Muharebesinden savaşı kazanmış olarak çıkıp da katıldığımız Paris Kongresi'nde, müttefiklerimizin bize yüklemiş oldukları bilinen koşullarla bu şimdi okunan rapordaki isteklerimiz karşılaştırılacak olursa bunlardan hangisinin daha çok bağımsızlığı yok edici olduğu anlaşılır sanırım." Bekir Sami Bey'den sonra Hami Bey, Hami Bey'den sonra da Refet Bey (Refet Paşa) konuştular. Refet Bey'in konuşması aynen şöyleydi : "Sömürgeliğin bağımsızlığı yok etmeyeceği gerçeği ortadayken bazı arkadaşlarımız -bağımsız mı kalacağız yoksa sömürgeliği mi kabul edeceğiz?- tarzında birtakım görüşler ileri sürüyorlar. Onun için her şeyden önce sömürgeliğin ne olduğu anlaşılmalıdır. Bununla birlikte daha sömürgelikten söz etmeden önce, düşünceleri gıcıklayan bu raporda bu deyişin ne şekilde anlaşılmış olduğunu bilmek gerekir. Fazıl Paşa Hazretleri bağımsızlığı korumak koşuluyla sömürgelik buyuruyorlar. Hami Beyefendi tarafından verilmiş olan rapor iki bölüme ayrılıyor. Bir gerekçe bölümü var, ondan sonra bir de sömürgeliğin ne olduğunu anlatan bölüm var. Sömürgelik konusunu buradaki görüş açılarından değerlendirebilmek için önce bir noktayı anlamak isterim. Bu rapor metni genel kurulda görüşülmeye sunulmuş mudur, sunulmamış mıdır? İsmail Fazıl Paşa: "Yanlış anlaşıldığı için biz üçümüz yani Fazıl Paşa Bekir Sami ve Hami Bey'ler bu raporu geri çekiyoruz. Hiç verilmemiş saydık." dedi (Bu raporun müsveddesi de temize çekilmişi de kendilerinde kalmıştır). Başkanlıktan, "Rapor geri alınmıştır." dedim. Raporun geri alınmış olmasına karşın söz alan Refet Bey, tutanaklarda beş altı sayfa yer tutan özentili bir konuşma yaptı. Bu konuşmadan, tutanaklara dayanarak olduğu gibi aldığım bazı cümleler, konuşmacının amacını açıklamaya yetecektir sanırım. Refet Bey diyordu ki : "Bizim, Amerika sömürgeliğini yeğlemekten amacımız, bütün toplumları kendine tutsak eden, yürekleri, vicdanları söndüren İngiliz sömürgeliğinden kurtulmak ve sakin ulusların vicdanlarına saygılı olan Amerika'yı kabul etmektir. Yoksa asıl iş para konusu değildir. Söz olarak, sömürgelik ile bağımsızlık birbirine engel olan şeyler değildir. Yalnız, biz gerçekte güçlü olmayacak olursak işte o zaman sömürgeciliğin altında eziliriz ve o zaman sömürgelik bizim için bağımsızlığımızı yok edici bir unsur olur. Bir de diyelim ki biz dışarıda ve içeride tam bir bağımsızlık isteriz. Ancak acaba hemen kendi başımıza yapabilecek miyiz, yapamayacak mıyız? Ondan da önce acaba bizi kendi başımıza bırakacaklar mı, bırakmayacaklar mı? Bunu düşünelim. Burası bir gerçektir ki bugün bizi İngiltere, Fransa, İtalya ve Yunanistan aralarında bölüşmek istiyorlar. Ancak biz bugün bu devletin kefilliği altında bir barış antlaşması yapacak olursak ileride, uygun koşullar altına girer girmez hemen döner ve kendi yararımızı sağlarız. Ancak olumsuz bir durum ortaya çıkacak olursa acaba büsbütün heder etmiş olmayacak mıyız? Herhalde bir Amerikan kefilliğini kabul etmek zorundayız. Yirminci yüzyılda, beş yüz milyon lira borcu, yıkık bir ülkeyi, pek verimli olmayan bir toprağı ve ancak on on beş milyon lira geliri olan bir ulus için, bir dış dayanak olmaksızın yaşamak olanağı olamaz. Bundan sonra da bu durumumuzda kalır ve dışarıdan bir destekle kalkınamayacak olursak belki de ileride, Yunanistan'ın saldırılarına karşı bile kendimizi savunamayız. Allah korusun, İzmir Yunanistan'da kalsa ve aramızda bir savaş çıksa düşmanımız, Yunanistan'dan vapurlarla asker getirebileceği halde acaba biz Erzurum'dan hangi demiryollarıyla ulaştırmamızı sağlayabileceğiz. O halde Amerikan sömürgeliği her şeyden önce bir kefil ve yardımcı bulmak için gereklidir." Konuşmacı, sözlerini şu cümleyle bitirdi: "Sunmuş olduğum bu açıklamalarla ilerideki görüşmeler için bir giriş yapabildimse ne mutlu." Beyler, bu parlak ve ustalıklı konuşmanın dinleyenlerin düşünce ve görüşleri üzerinde yapabileceği yanıltıcı etkinin derecesini kolaylıkla takdir buyurursunuz. Zihinlerin, bunun ardından gelebilecek aynı görüşteki konuşmacıların konuşmalarıyla büsbütün zehirlenmesine meydan vermemek ve kendilerini özel olarak aydınlatıp yol göstermeye fırsat bulabilmek için derhal, on dakika dinlenelim efendim, diyerek oturuma ara verdim. (Saat : 17.30) Beyler, bu konuşmanın son cümleleri üzerinde dikkatle durulmaya değer. Refet Beyefendi, Yunanlılar'ın İzmir'i işgalini geçici sayıyor ve savaş halinde olduğumuzu kabul etmiyor. Yunanlılar İzmir'de kalır da savaş durumuna girilirse başa çıkamayacağımız görüşünde bulunuyor. Bundan sonraki oturumda, Bursa temsilcilerinden Ahmet Nuri Bey, sömürgelik aleyhinde uzun bir konuşma yaptı. Hami Bey, buna daha uzun bir konuşmayla yanıt verdi ve gerçekten de pek uzun olan konuşmasının sonlarına doğru, anlattıklarını şu bilgilerle doğruluyordu : "Ancak, şimdi biraz da işin kesin bildiğim bir yanından söz edeceğim. Konunun bu evresinde, ilgili kişiyle şahsen bağlantı kurmuş olduğum için, sözlerim tahminsel değildir; kesin bilgilere dayanıyor. İstanbul'dan hareket etmeden önce, eski Sadrazam İzzet Paşa Hazretleri'ni ziyarete gitmiştim. Herhalde bir sömürgelik ihtiyacında olduğumuza kendileri de inanıyorlardı. Benden de bu konudaki düşüncemi sordular, ben de düşündüklerimizi arz ettim. Birkaç gün sonra beni çağırtıp şu konuyu açıkladılar : Suriye ve Adana bölgesinde dolaştıktan sonra İstanbul'a gelip siyasal partilerin görüşlerini öğrenmeye çalışan Amerikan Araştırma Komisyonu üyeleri, İzzet Paşa'yı konağında ziyaret ederek Anadolu'daki ulusal örgütün Türk ulusunu temsil ettiği inancında olduklarını ve paşayı da (yani İzzet Paşa'yı) bu işin öncüsü bildiklerini söylemişler ve siz Erzurum ve Sivas Kurultaylarına Amerikan sömürgeliğini istettirecek olursanız Amerika da Osmanlı sömürgeliğini kabul edecektir, demişler. Paşa, bunu bana açıkladıktan sonra bu ulusun bir savaşa daha gücü kalmadığından ve herhalde böyle bir çareye başvurmak zorunda kaldığımızdan söz etti ve Sivas'a gittiğim zaman oradakilere bu durumu anlatmaklığımı öğüt buyurdu. İzzet Paşa'nın inancı da bu biçimde istenecek bir sömürgeliğin yüzde doksan kabul olasılığının bulunduğu ve yalnız bizim için birtakım koşullar ileri sürmenin gerekli olduğu merkezindedir. Üstelik Paşa, Amerika için ulusun isteğine dayanmayan bir sömürgeliği kabul etmek olanaklı olmadığından kurultayımızca gösterilecek isteğin Avrupa devletlerine karşı Amerika lehinde bir dayanak noktası olacağını da söyledi. Ben bu konuyu İstanbul'dan şifreyle Erzurum'da Rauf Bey'e bildirdim. Sömürgeliğin kendinden çok adına karşı çıkanlar, boşuna telaşlanıyorlar; sözcüğün önemi yoktur. Önem, işin gerçeğinde ve niteliğindedir. Sömürge altına girdik demeyelim de isterlerse varlığını sonsuz olarak sürdürecek devlet olduk, diyelim." Bu son söze yanıt verenler arasında, Husrev Sami Bey'in şu sözleri işitildi : "Ancak bizim bu çalışmalardan beklediğimiz kendimizi savunmak suretiyle, sonsuz olarak varlığını koruyacak bir ulus olduğumuzu kanıtlamaktır." Hami Bey, buna, düşüncesinde bir geriye dönüş sezgisi uyandıracak biçimde yanıt verirken Kara Vasıf Bey söz aldı ve o günkü toplantının sonuna dek konuştu. Vasıf Bey'in uzun sözlerinin özetini, tutanaklara olduğu gibi geçmiş olan şu cümlelerle yüksek dikkatlerinize sunuyorum: "Bütün devletler bizi tümüyle bağımsız bırakacaklarını söyleseler bile biz yine bir dış desteğe muhtacız. (Vasıf Bey, sözlerinin başında, sömürgeliğe dışarıdan destek adını verelim demişti.) Dört yüz ile beş yüz milyon lira borcumuz var. Bu parayı kimse kimseye bağışlamaz; bize bunu ödeyiniz diyecekler; oysa bizim gelirimiz bunun faizine bile yeterli değildir. O zaman zor bir durumda kalacağız. Bunun için bağımsız olarak yaşamaya mali durumumuz elverişli değildir. Sonra, yanı başımızda, bizi bölüşmeyi umunç edinmiş hükümetler var. Onların ihtirasları karşısında mahvoluruz. Parasız, ordusuz ne yapabiliriz? Onlar uçakla havada uçuyorlar, biz henüz kağnı arabasından kurtulamıyoruz. Onlar savaş gemisi yapıyorlar, biz yelkenli bir gemi yapamıyoruz. Bu koşullar altında bugün bağımsızlığımızı kurtarsak bile yine günün birinde bizi bölüşürler." Vasıf Bey, konuşmasını şu sözlerle bitiriyordu: "İstanbul'daki Amerikalılar, sömürgelikten korkmayınız. Cemiyet-i Akvam (Birleşmiş Milletler) Tüzüğü'nde yeri vardır, diyorlar. İşte bütün bunlardan dolayı İngiltere'yi kendimize sürekli düşman, Amerika'yı da en az kötülük gelebilecek bir devlet olarak kabul ediyorum. Uygun bulursanız, buradan İstanbul'daki temsilciye bir mektup yazıp gizlice bir heyet göndermek için bir torpido isteyebiliriz. Eylül'ün dokuzunda salı günü yapılan toplantıda, sömürgelik konusuna değinen Rauf Bey'in tutanaklara geçen konuşması aynen şöyledir: "Bu sömürgelik konusu üzerinde şimdiye dek gerek basın ve gerekse başka çevrelerce birçok sözler söylendi. Gerçi yüksek heyetiniz dış destek ilkesini kabul buyurmuşsa da bu desteği kimden isteyeceğimiz açıklanmadı. Bunun Amerika olduğu dolaylı olarak anlatılıyorsa da bence doğrudan doğruya belirtilmesinde bir sakınca olamaz!" Erzurum Kurultayı Hiçbir Biçimde Sömürgelik Kabulü Hakkında Karar Vermiş Değildir Bu sözlerden anlaşılacağı üzere Rauf Bey'in görüşüyle, gerek Sivas Kurultayı Heyeti'nin ve gerek Erzurum Kurultayı Heyeti'nin anlayışları arasında bir görüş ayrılığından doğan yanlışlık olduğuna kuşku yoktur. Rauf Bey'in görüşünün yorumu niteliğinde olan bu sözlerin, gerek Erzurum ve gerek Sivas Kurultayları bildirilerinin yedinci maddesindeki yazılma biçiminden kaynaklandığına hükmedilebilir. Gerçekten de bu maddenin yazılma biçiminde belki de sömürgelikte pek ileri giden ve sonu gelmemiş propagandalarıyla kamuoyunu bulandıranları susturmak ve belki bundan da çok onların iddialarına yanıt olacak bir özellik vardır. Madde metni dikkatle okunur ve incelenirse ne sömürgelik ne de Amerika'nın sömürgeciliğini istemek düşüncesinin yer almadığı kendiliğinden ortaya çıkar. Bu noktayı açıkça göstermek için, söz konusu maddeyi aynen anımsatmak isterim : Madde 7 : Ulusumuz çağdaş hedeflerin büyüklüğüne inanır; teknik, sanat ve ekonomik durumumuzu ve ihtiyacımızı takdir eder. Bu itibarla devlet ve ulusumuzun egemenlik ve bağımsızlığıyla yurdumuzun bütünlüğünü korunmak koşuluyla altıncı maddede belirtilen sınırlar içinde ulusluğun gereklerine saygılı ve ülkemizi ele geçirme umuncu beslemeyen herhangi bir devletin teknik, sınai ve ekonomik yardımını memnunlukla karşılarız. Böyle adaletli ve insancıl koşulları içine alan bir barışın bir an önce gerçekleşmesi, insanlığın güvenliği ve dünyanın huzuru adına basta gelen ulusal hedefimizdir. Beyler, bu maddenin hangi noktasında sömürgelik ve sömürgecinin Amerika olacağı görüsü vardır? Olsa olsa "Herhangi bir devletin teknik, sınai ve ekonomik yardımını memnunlukla karşılarız." sözlerinden sömürgelik düşüncesi çıkaranlar olabilir. Ancak sömürgeliğin anlam ve hedefinin bu olmadığı bir gerçektir. Her zaman ve bugün bile bu açıklık çerçevesinde yapılacak yardımları kıvançla karşılamaktayız ve karşılarız. Nitekim Ankara-Ereğli ve Keller-Diyarbakır demiryollarının yapımı için bir İsveç firmasının; Kayseri-Sivas-Turhal hatlarının yapımı için de bir Belçika firmasının teknik, sınai ve ekonomik yardımını severek kabul ettik. Sözgelimi, Ankara kentinin ve öbür Anadolu kentlerimizin bir an önce kurulup yapılmalarında olsun, öteki bütün kara ve demir yollarımızın, limanlarımızın yapımlarında olsun, öneride bulunacak yabancı sermaye sahiplerinin yardımlarını severek kabul ederiz. Yeter ki ülkemize sermaye getireceklerin içeride ve dışarıda devlet ve ulusumuzun egemenlik ve bağımsızlığıyla yurdumuzun bütünlüğünü bozmaya yönelmiş gizli umunçları olmasın. Bu maddede yer alan "Ulusluğun gereklerine saygılı ve ülkemizi ele geçirme umuncu beslemeyen herhangi bir devlet..." söyleminden, Amerikan Devleti anlamının çıkarılması da yersizdir. Çünkü ulusluğun gereklerine saygılı dünya devletleri arasında yalnız Amerikalılar yoktur. Sözgelimi, İsveç Devleti, Belçika Devleti ayni nitelikte devletler değiller midir? Bu devletlerden herhangi birinin sömürgeciliği de söz konusu olabilir mi? Bir de dolaylı olarak Amerikan Devleti kastedilmek istenseydi, "herhangi bir devletin" söylemi yerine bir devletin sözcükleri ya da hiç olmazsa yalnızca "devletin" sözcüğüyle yetinilmesi gerekirdi. Bu bakımdan maddenin açıkladığı koşullar çerçevesinde teknik, sınai ve ekonomik yardımın iyi karşılanacağı hususunun bütün devletler için söz konusu olduğu açıktır. Beyler, bu sömürgelik konusu üzerindeki görüşümün -Bu görüş bundan önce yapılan ve şu anda yüksek heyetinizin de öğrenmiş bulunduğu bunca yazışma ve tartışılarımızla ortaya konmuştur- aylardan beri gece gündüz yanımda bulunan bir arkadaşça daha anlaşılmamış olduğuna hükmedilebilir mi? Öyleyse Rauf Bey, ya aslında benimle ayni görüşte değildi ya da aynı görüşteydi de Sivas'ta, İstanbul'dan gelenlerle yaptığı konuşmadan sonra görüş değiştirmiş oluyordu. Burasını kestirmek bence güçtür. Simdi biraz da Rauf Bey'i dinleyelim; Rauf Bey, sözünü şöyle sürdürüyor : "Ateşkes Antlaşması yapıldığı sıralarda Almanların barış antlaşmasını imza etmeyecekleri sanılırken İngiliz basını bazı sırları açığa vurdu. Bunun birinci bölümü, Almanya'nın barış antlaşmasını imza edeceği hususuydu. Bu gerçekleşti. İkinci bölümü de Türkiye'nin bölüşüleceği hususuydu. Bu çok şükür gerçekleşmedi. Bu bölümde, konferansın aldığı karar gereğince Kızılırmak'ın doğu yanı Ermenistan sayılarak Amerikan koruyuculuğuna veriliyor. Belki Gürcistan ile Azerbaycan da Amerika'ya bırakılıyor, deniliyordu. Kızılırmak'ın batısındaki topraklar da, İzmir ve İstanbul bunların dışında kalmak üzere, denize çıkış yeri Antalya olarak Türkiye'yi oluşturuyordu Bu bölgenin kuzeyi, İtalyan ve Fransız, güneyi de İngiliz koruyuculuğu ve yönetimine veriliyordu. İzmir'in işgali, bu açığa vurulan sırların doğruluğunu kanıtlamaya başladı. Bu durumda, böyle bir tehlike karşısında ülkemize karşı en yansız durumda bulunan Amerika'nın desteğini kabul etmeye mecburuz. Ben bu görüşteyim." Rauf Bey'in düşüncesini anlamak için bundan sonra daha çok süren sözlerini dinlemeye bilmem gerek kaldı mı? Beyler, pek uzun ve tartışılı olarak geçen bu sömürgelik görüşmesi, yandaşlarını susturacak ortalama bir çare bulunarak sona erdi. Hem de bu çareyi öneren yine Rauf Bey oldu : "Amerika'da yıllardan beri aleyhimizde yapılmakta olan olumsuz yöndeki propagandaların doğurduğu düşünce akımını düzeltmek için, her şeyden önce Amerikan Kongresi'nden ülkemizi inceleyecek ve gerçeği görecek bir kurul davet etmek. Bu öneri oy birliğiyle kabul edildi. Kurultay Başkanlık Divanı'nın imzalarıyla bu yolda bir mektup kaleme alındığını anımsıyorsam da bu mektubun gönderilip gönderilmediğini pek iyi anımsamıyorum. Kaldı ki ben bu mektuba özel bir önem de vermiş değildim. Beyler, sırası gelmişken kısaca şunu da belirteyim : Belge olarak başvurduğum Kurultay tutanakları, Başkanlık Divan Yazmanlığı'nda bulunan Afyonkarahisar temsilcisi Şükrü ve sömürgelik lehindeki konuşmalarını dinlediğimiz Hami Beylerce tutulmuş ve Hami Bey'in yazısıyla, düzgün bir deftere, temize çekilmiştir. Sivas Kurultayı'nı Baltalama Girişimleri Beyler, Kurultay 11 Eylül'de sona erdi. 12 Eylül'de Sivas halkının da hazır bulunduğu açık bir toplantı yapılarak bazı söylevler söylendi. Kurultay görüşmeleri sırasında, önemli olarak Mebuslar Meclisi seçimlerinin çabuklaştırılması ve Meclis'in nerede toplanması gerektiği konularına değinildi. Ancak şimdi açıklamaya başlayacağım konular, Kurultay görüşmelerini kısa kesmeyi gerektiriyordu. Bu son noktalarla daha sonra Temsil Heyeti uğraştı. 9 Eylül 1919 günü, toplanmış olan bazı bilgiler Kurultay'a şu biçimde açıklandı : "Eskişehir ve Afyonkarahisar'daki İngiliz Kuvvetleri bir kat daha artırıldı. General Milır (Miller) Konya'ya geldi. Konya Valisi Cemal Bey ve Ankara Valisi Muhittin Paşa karşı koymaya çekiniyorlar. Yeni Kastamonu Valisi Ali Rıza Bey de tıpkı Cema1 Bey türünden bir adammış. Pek sayın arkadaşların böyle durumlar karşısında şiddetli davranma yanlısı olduklarını bildiğimden hemen sert önlemler alınmasını Fuat Paşa'dan rica etmiştim. Fuat Paşa da Kurultay'ın kendisine olan güvenine dayanarak, Kurultay adına gereken bildirim ve girişimlerde bulunmuştur. Bu davranışın yüce heyetinizce kabul edilmesini rica ediyor. Fuat Paşa, valilere sert uyarılarda bulunuyor. Bölgelere yüksek rütbeli subaylardan ulusal komutanlar atıyor ve bu komutanlara ulus adına her türlü yetki verilmiştir, diyor. Kurultay öneriyi kabul etti. Bundan sonra ben açıklamaları şöyle sürdürdüm : "Buraya Galip Bey adında bir vali atanmış, geliyormuş. Ancak bunun Harput Valisi Ali Galip Bey mi, yoksa Trabzon Valisi Mehmet Galip Bey mi olduğu anlaşılamadı. Ancak biz başka bir bilgi elde ettik. Bay Novil (Mister Nowil) adında bir İngiliz binbaşısı Bedirhanlılar'dan Kamuran Celadet ve Cemil Beylerle birlikte, yanında on beş kadar Kürt atlısı olduğu halde, Malatya'ya gelmiş ve mutasarrıf Bedirhanlı Halil Bey'ce karşılanmışlardır. Harput Valisi de görünüşte bir posta hırsızının ardına düşme bahanesiyle otomobille Malatya'ya gelmiştir. Bu amaçla bunlara Adıyaman'daki müfreze de verilmiştir. Amaçlarının Kürtleri, Kürdistan kurulacağı vaadiyle aleyhimize çevirerek, bize karşı suikast yapılmasına yöneltmek olduğu anlaşılmış ve karşı önlemlere de başvurulmuştur. Diyelim ki valiyi ve öbürlerini tutuklatmak istiyoruz. Malatya mutasarrıfı da Kürt aşiretlerini Malatya'ya çağırmıştır. Bu durum üzerine 13'üncü Kolordu bölgesinde etkinliğe geçtik. Gereken önlemler alınmıştır. Yarın akşam Harput'tan gönderilecek bir askeri birlik bozguncuları tepeleyecektir. Buradaki Kolordu Komutanı da gereken önlemleri almıştır. Malatya'ya ve öteki yerlere de gereken buyruklar verilmiştir." Beyler, Sivas Kurultayı'nın hemen hemen bütün toplantı süresince, sinirlere gerginlik verecek nitelikte haberler almaktan geri kalmıyordum. Ancak aldığım bütün bilgileri olduğu gibi Kurultay heyetine sunmakta yarardan çok sakınca buluyordum. Gördünüz ki şimdi açıkladığım üzere, gerçekten tehlikeli sayılabilecek nitelikte olan Ali Galip konusundan da söz ederken sakınımlı bir dil kullanmayı yeğlemiştim. Bence en önemli konu, her türlü güçlük ve tehlikelere karşın Sivas Kurultayı'nın sonuca ulaşan kararlarla, görüşmelerini bir an önce tamamlamış olmak ve alınan bu kararları ülkede uygulamaya girişmekti. Bu isteğim yerine geldi. Bütün ülkeyi içine alan ulusal örgüt tüzüğünün ve genel kurultay bildirisinin hemen bastırılarak her yere dağıtılması yoluna gidildi. Ancak beklenenlerin dışında, yeni olaylar karşısında kalındığından, kurultay sona erdiği halde, kurultay üyelerinin yeni gelişmeler kendini gösterinceye dek Sivas'ta kalmalarını uygun gördüm ve gerekirse daha etkili olağanüstü bir kurultay toplamak için de hazırlık yaptım. Ali Galip'in kaçması üzerine, kurultay üyelerini Sivas'ta bekletmekten cayıldığı gibi, Ferit Paşa Kabinesi'nin düşmesi üzerine olağanüstü kurultay toplanmasına da gerek görülmedi. Ali Galip Konusu Şimdi Beyler, Ulusal Mücadele tarihimizde önemli bir olay durumunda olan Ali Galip konusu üzerinde biraz açıklamalı bilgi vereyim : Beyler, daha Temmuz başında, Erzurum'da bulunduğumuz sıralarda Celadet ve Kamuran Ali adlarında iki kişinin yabancılarca bol parayla İstanbul'dan Kürdistan'a gönderileceği, bunların yıkıcı propaganda ve aleyhte kışkırtıcılık yapmakla görevlendirildikleri, bir iki gün içinde hareket etmiş ve edecek oldukları haberi alındı. Bu haber üzerinde, bunların dağdağaya meydan verilmeden gözetlenerek yakalanmaları gereğini 3 Temmuz tarihinde Diyarbakır'da 13'üncü Kolordu Komutanı'na, ayrıca Kurmay Başkanı Halit Bey'e ve Canik Mutasarrıfı'na bildirdim. 20 Ağustos'ta 13'üncü Kolordu Komutanı'na verdiğim buyrukta, adı geçen kişilerin İstanbul'dan hareket ettiklerinin bildirildiğini ve alınacak önlemler arasında, özellikle Mardin istasyonunun sıkı bir denetim altında tutulmasının uygun olacağını yazdım. Sivas Kurultayı'nın ikinci günü, yani 6 Eylül tarihinde, Bedirhanlı ailesinden Celadet ve Kamuran ile Diyarbakırlı Cemil Paşazade Ekrem adlarında üç kişinin, yanlarında, zamanında Diyarbakır ilinde aleyhimizde propaganda yapan bir yabancı subay bulunduğu halde silahlı Kürtlerin koruyuculuğunda Elbistan ve Akçadağ üzerinden Malatya'ya geldikleri, orada Mutasarrıf ve Belediye Başkanı tarafından karşılandıkları 13'üncü Kolordu'nun yazısından anlaşılıyor. 15'inci Kolordu Komutanı Kazım Karabekir Paşa'nın 3'üncü Kolordu Komutanlığı'na bununla ilgili olarak gönderdiği 6 Eylül 1919 tarih ve 529 sayılı şifresinde verilen bilgide : "Yabancı subayın, Türk, Kürt ve Ermeni nüfusunu incelemek üzere, İstanbul Hükümeti'nin izniyle dolaştığını söyledikleri, Malatya'da bulunan süvari alayının mevcudunun azlığı yüzünden bunları tutuklamaya cesaret edemediği, bununla birlikte hemen tutuklanmaları için İstanbul'a başvurulduğu 13'üncü Kolordu'dan bildirilmiştir. Bu adamların ne amaçla hangi görevle, nereleri gezecekleri konusunda bildiklerini Harput Valisi'nden sordum." denilmekteydi. Harput Valisi Ali Galip Bey'dir. Bu adamların ne amaçla geldiklerini 3 Temmuz tarihinden beri bilmekteyiz. Beş on silahlı Kürt'e karşı bir süvari alayının mevcudu az görülmüş, tutuklanmalarına cesaret edilememiş; asıl şaşkınlık verici olan husus, bunların tutuklanması için İstanbul'a başvurulmuş olduğu haberidir. Bu küçük ve önemsiz gibi görünen noktaları, o zamanki durum değerlendirmesinde, dikkate değer anlayış farklarının bulunduğunu göstermesi bakımından kaydediyorum. Diyarbakır'da, 13'üncü Kolordu Komutanı'nın tutumu kuşkulu görüldüğünden, doğrudan doğruya bu kolordunun Kurmay Başkanı'na 3'üncü Kolordu Komutanı'nın imzasıyla 1 Eylül 1919 tarihinde yazılan kişiye özel şifrede, Vali Galip, Malatya Mutasarrıfı Halil, Kamuran, Celadet ve Ekrem Bey'lerle birlikte İngiliz binbaşısının mutlaka yakalanıp Sivas'a gönderilmeleri için Elazığ'da bulunan 15'inci Alay Komutanı İlyas Bey'in kendi komutasında altmış kadar atlı ve katırlı askerden oluşan bir müfrezenin en geç 9 Eylül'de Harput'tan Malatya'ya hareketiyle ilgili olarak ve işin kestirmeden bitirilmesi bakımından doğrudan doğruya tebligat yapıldığı bildirildi ve müfrezenin hemen hareketinin sağlanması rica edildi. 8 Eylül'de, Sivas'tan da bir otomobille bazı subayların gönderileceği bilgisi verildi. Diyarbakır'dan, Kurmay Başkanı'nın 7/8 Eylül 1919 tarihiyle bana gönderdiği şifrede şöyle deniyordu : "Tutuklamayla ilgili isteği öğrendim. Bu hususta Komutan Bey'in buyruk vereceğini hiç sanmıyorum. Çünkü askeri özelliklerini biliyorum. Tarafımdan yapılacak bildirimiyse yerine getirmekten çekinirler. Bu konuda İstanbul'la haberleşmekteyiz. Bu duruma göre ne yapılması gerekeceğinin belirlenmesi yüksek kararınıza bağlıdır. Şifre kaleminin 357 sayısıyla arz edilmiştir." 13'üncü Kolordu Kurmay Başkanı Halit Elazığ'daki Alay Komutanı İlyas Bey'den 13'üncü Kolordu Komutanı'nın buyruğuna yanıt olarak gelen 8 Eylül tarihli telgrafta da "Kolordu'dan aldığım buyruk üzerine hareketim geri bırakılmıştır. Kolordu'nun izni olmadan, buradan hareket etmekliğim uygun düşmeyeceğinden, hareket buyruğunun Kolordu'dan bildirilmesine lütfen yardımcı olunuz." denilmekteydi. Halit Bey'e hemen verdiğim yanıt, aynen şuydu : "Malum kişilerin alçaklıkları ortaya çıkmıştır. İstanbul Hükümeti bu alçaklığa ortaktır. Oradan buyruk beklemek düşmana fırsat vermektir. Bu hususta bildirim yaparken hiç kimseyi kararsızlığa düşürmeyecek biçimde, hemen buyruk vermek, zaman geçirmemek gerekir. Komutanın kararsızlığa düşeceğine olasılık veriyorsanız, siz, tarafımızdan Elazığ ve Malatya'daki alay komutanlarına yapılmış olan tebligatımızın uygulanmasını bildiriniz. Gerçekten gerek varsa komutayı uygun gördüğünüz tümen komutanlarından biri üzerine alsın. Ağırdan alma zamanı geçmiştir. Yapılanlarla ilgili yanıtınızı bekliyoruz, kardeşim." Mustafa Kemal Alay Komutanı İlyas Bey'e de aynı tarihte bizzat şu buyruğu verdim : "Malum kişilerin hainlikleri ortaya çıkmıştır. İstanbul'daki merkezi hükümet de bunların hainliğine ortaktır. Kolordunuz komutanı bu konuda izin istemiş ve yanıt alamamış olabilir. Bu bakımdan bu konunun çözüme bağlanmasını sizden beklerim. Yanıtınızı bekliyorum, efendim. Malatya'da bu işi çözümledikten sonra gerekirse Sivas'ta bize katılırsınız." Mustafa Kemal Şifre dışındaki imza da 3'üncü Kolordu Kurmay Başkanı Zeki Bey'indi. Malatya'da bulunan 12'nci Süvari Alayı Komutanını da 7/8 Eylül gecesi bizzat telgraf başına çağırmış ve görüşmekte idim. Alay Komutanı Cemal Bey'den durumu ve gücüne ilişkin bilgi aldım. Gelenlerin yanlarındaki silahlı Kürtlerle birlikte on beş yirmi kişi kadar olduğunu, alayın da merkezde ancak o kadar gücü bulunduğunu söyledi. Ben bu gücü yeterli gördüm. Üstelik süvari ve topçu alayının yalnız subayları yeterli olabilirdi. Ne var ki özel durumu ve maneviyatını anlamak istiyordum. Bunun üzerine telgraf konuşması şöyle geçti : Ben- Vali Galip Bey, İngiliz binbaşısı, Kamuran Celadet ve Ekrem Beylerin hep birlikte ustalıklı bir düzenle bu gece yakalanarak Sivas'a gönderilmeleri gereklidir. Durumunuz bunu yapmaya elverişli midir? Size buradan ve Harput'tan yardım yetiştirilecektir. Cemal Bey- Valiyi de birlikte mi? Ben- Özellikle, evet. Cemal Bey- Arz ettiğim üzere durum ve gücüm buna elverişli değildir. Kamuran, Celadet ve Ekrem Beylerin yakalanmalarına ilişkin 13'üncü Kolordu Komutanıyla haberleşme yapıldı. Sonunda, durumun nazikliği dolayısıyla şimdilik tutuklanmalarının uygun olamayacağı hakkında buyruk da çıkmıştır." dedi. Artık, bu kişinin daha çok üzerine varılamazdı. "Kendilerine hissettirmeden sıkı bir şekilde göz hapsinde bulundurunuz. Kolordunuzdan buyruk gelecektir. Hareket ederlerse ne yana doğru gittiklerini ve hangi araçla hareket ettiklerini hemen bildiriniz." talimatını vermekle yetindim. 8 Eylül günü, Cemal Bey'den şifreyle "malum kişilerin daha orada olup olmadıklarını ve göz hapsinde tutmak için alınan önlemlerin güvenirlik derecesini" sordum ve kendisine günde iki kez rapor vermesini buyurdum. Halit Bey'e yazdığım telgrafa ertesi günü (8 Eylül 1919) aldığım yanıtta, Elazığ'daki Alay Komutanı İlyas Bey'e buyruk verildiği bildiriliyor ve bu buyruğun bir kopyası veriliyordu. Kolordu Komutanı Cevdet Bey de İlyas Bey'in 52 katırlı asker ve iki makineli tüfekle 9 Eylül sabahı hareket ettiğini ve 10 Eylül akşamı Malatya'da bulunacağını bildirdi. 9 Eylül tarihli bir şifresinde, karşı koyma hareketlerinin yoğun olduğu bir çevrede daha çok etkinlik göstermemek hususunda kendisini mazur göreceğimi de söylüyordu. 9 Eylül'de, İlyas Bey müfrezesinden başka, Aziziye'den iki süvari bölüğü, Siverek'ten Malatya'daki alaya bağlı bir bölük de Malatya' ya gönderildi. Vali Ali Galip'in ve Bedirhanlılar ile Cemil Paşazade'nin yaptıkları propagandanın etkisini kaldırmak için, Elazığ ve Dersim Bölgesi ile ilişkisi olduğunu bildiğim ve Kemah'ta bulunan Halet Bey'e (eski milletvekili) 9 Eylül'de Elazığ'a hareket etmesini ve Haydar Bey'le bağlantı kurmasını yazdım. Ayın sonuna doğru oraya vardı. Van valisi bulunan Haydar Bey de Elazığ valiliği görevine başlamak üzere Erzurum'dan yola çıkarılmıştır. Haydar Bey, 15'inci Kolordu'ya bağlı olup Mamahatun'da bulunan bir süvari alayıyla da bağlantı kurarak, gereğinde bu alayı Malatya'ya doğru harekete geçirecekti. Otomobille bazı subayların da Malatya'ya gönderileceği konusunda bir kayıt vardı. Gerçekten de arkadaşlarımızdan Recep Zühtü Bey görünüşte 3'üncü Kolordu yaveri sıfatıyla ve benden aldığı özel talimatla, yanında başkaları da olduğu halde, 9 Eylül'de, otomobille Malatya'ya hareket etti. Ne yazık ki bindiği otomobil, yolların bozuk ve çamurlu olması yüzünden Kangal'da kırılmış ve tam zamanında Malatya'ya yetişememişti. Kangal'dan sonra kâh araba ve kâh hayvanla, gece gündüz yol alarak Sivas'tan hareketinin dördüncü günü öğleden sonra Malatya'ya varabilmişti. Recep Zühtü Bey'in verdiği raporlar, durumun aydınlanmasında çok yararlı olmuştu. Beyler, 10 Eylül günü geç vakit şu telgrafı aldık : Malatya, 10.9.1919 Sivas'ta 3'üncü Kolordu Komutanlığı'na, Mustafa Kemal Paşa Hazretleri'ne özel 1- 10.9.1919 saat 14.00'de olaysız olarak Malatya'ya varılmıştır. 2- Malum kişilerin hepsinin de ne yazık ki Kahta'ya doğru kaçtıkları, ayrıntılı bilginin daha sonra sunulacağı arz olunur. 15'inci Alay Komutanı İlyas Aynı gün ve fakat, İlyas Bey'in telgrafından sonra da şu telgrafı alıyoruz : Malatya'dan, 10.9.1919 Sivas'ta 3' üncü Kolordu Komutanlığı'na, Mustafa Kemal Paşa Hazretleri'ne. 1- Harput Valisi ile Malatya Mutasarrıfı, İngiliz Binbaşısı ve yardakçıları olan malum kişiler 15'inci Alay'ın Elazığ'dan hareketini ve kendilerinin tutuklanacaklarını haber alır almaz, bu sabah erkenden kaçmışlardır. Bunların Kahta'daki Bedir Ağa'nın yanına gittikleri ve oradan alacakları Kürtlerle burayı basmaya gelecekleri söyleniyor. 2- Herhangi bir kötülüğe yeltendikleri takdirde, bunlar ve Bedir Ağa aşireti hakkında kovuşturma yapılması için Kolordu'dan buyruk alınmıştır, izlerinde gidilmektedir, sonuç ayrıca arz edilecektir. 3- 15'inci Alay Komutanı'nın buyruğundaki güçle bugün saat 14.00'te Malatya'ya geldikleri arz olunur. 12'nci Süvari Alay Komutanı Binbaşı Cemal
Daha sonra alınan bilgilerden anlaşıldı ki Ali Galip ve arkadaşlarına 9 Eylül akşamı haber getirilmiş. Ali Galip geceyi uyumadan hükümet dairesinde geçirmiştir. 10 Eylül'de, yanlarında birkaç jandarma ve silahlı Kürtle birlikte, hükümet dairesinde toplanıyorlar, veznedarın odasına giriyorlar, kasayı açıyorlar, yanlarında götürmek üzere altı bin lira sayıp bir yana koyuyorlar ve kasaya konmak üzere de şu senedi yazıyorlar : "Mustafa Kemal Paşa ve adamlarının ortadan kaldırılması masraflarını karşılamak üzere, bununla ilgili buyruğa uyularak altı bin lira alınmıştır. 10 Eylül 1919. Halil Rahmi, Ali Galip." İlyas Bey müfrezesinin Malatya'ya yaklaşmakta olduğunun anlaşıldığı bir sırada, Süvari Alay Komutanı, subaylara mutasarrıfın evini hedef gösteriyor. Mutasarrıfın evini sarıyorlar. Telefon tellerini kesiyorlar ve evi basıyorlar. Bu hareketin başladığını sezen Halil Bey'in ailesi hükümet dairesine haber veriyor. Hükümette, para almakla meşgul olan vali, mutasarrıf ve arkadaşları, durumdan haberdar olur olmaz, korku ve telaşla her şeyi unutup ayırdıkları parayı ve yazdıkları senedi de olduğu gibi bırakıyorlar, yanlarındaki adamlarıyla birlikte hazır bulunan atlarına binerek kaçıyorlar. Süvari Alay Komutanı'nın ve Topçu Alay Komutanı'nın, valinin geceyi hükümet dairesinde geçirmekte olduğunu bilmedikleri kabul edilemez. Mutasarrıftan çok valinin yakalanmasının önemli olduğu da açıktı. Bu durumda malum kişilerin kaçmasına göz yumulduğu bir gerçektir. En basit bir yorumla, malum kişilerin, yanlarındaki beş on silahlı jandarma ve Kürtle çatışmaktan büyük kötülük çıkabileceği kuruntusu Malatya'dakileri dolaylı yoldan önlem almaya yöneltmiş ve onlara bu kişileri ürküterek kaçırma yolunu benimsetmiştir, denebilir. 10 Eylül'de İlyas Bey'e verdiğim talimatta belirttiğim başlıca noktalar : 1- Kaçakların hızla yakalanmaları, 2- Kürtlük akımına kesinlikle elverişli bir ortam bırakılmaması, 3- Malatya'da, mutasarrıflığı Jandarma Komutanı Tevfik Bey'in üzerine alması; uygun namuslu ve yurtsever bir kişinin de Harput'ta hemen valilik makamına getirilmesi, 4- Malatya ve Harput'taki hükümet güçlerini tümüyle ele alarak yurt ve ulus aleyhine hiçbir harekete meydan verilmemesi, 5- Kaçaklara uyanların amansızca ve merhametsizce yok edileceğinin duyurulması ve namuslu halkın gerçek durumundan haberdar edilmesi, 6- Ulusal varlığımızı tehlikeye sokacak olan yabancıların askerlerine de karşı konulacağının belirtilmesi ve gerekli düzen ve önlemlerin alındığının bildirilmesinden ibarettir. Beyler, kaçakların, yakındaki ya da çevredeki aşiretlerden birtakım Kürtleri toplayabileceklerini, hatta Maraş'ta bulunan yabancı güçlerden bile yararlanabileceklerini kesin gibi kabul etmek gerekli geliyordu. Onun için de alınmış olan önlemleri ve bu işe ayrılmış olan güçleri artırmak gerekiyordu. Bu amaçla Sivas'tan Malatya'ya 9 Eylül akşamı bir katırlı müfreze daha gönderildiği gibi, 3'üncü Kolordu elden geldiğince güçlerini güneye indirecek, 13'üncü Kolordu izleme işini yüklenecek ve hainlere kıpırdayacak bir fırsat vermemek için pek etkili olmak gerektiğinden, Mamahatun'daki süvari alayı da Harput yönüne doğru hareket ettirilecekti. Bu hususta 3'üncü, 13'üncü ve 15'inci Kolordu Komutanlarına gerektiği biçimde tebligat yapıldı ve istekler bildirildi. Beyler, verdiğimiz talimatlar çerçevesinde kaçakları izletirken bir yandan da elimize geçen bazı belgeleri gözden geçirelim. Bu belgelerin, söz konusu olayı, Ali Galip'in girişimini ve İstanbul Hükümeti'nin bayağılığını her türlü açıklamadan daha mükemmel bir biçimde ortaya koyacağını sandığımdan onların olduğu gibi gözden geçirilmesinin yersiz olmadığı görüşündeyim. Önce, Dahiliye Nazırı Adil Bey'le Harbiye Nazırı Süleyman Şefik Paşa'nın ortak imzalarıyla Elazığ valisi Ali Galip Bey'e verilen 3 Eylül 1919 tarihli talimatı birlikte okuyalım. Bundan sonra, Dahiliye Nazırı'nın gönderilecek güç ve sarf edilecek para miktarıyla ilgili olarak Babıâlî'den çektiği telgrafını görürüz : İstanbul, Kendisince çözülecektir. Elazığ Valisi Galip Beyefendi'ye İlgi : 2 Eylül 1919, sayı: 2. Arz olunmuştu. Padişah'ın, hakkındaki yüce buyruğu bugün çıkacaktır. Bu bakımdan kesinlik kazanmıştır. Talimat şudur : Bildiğiniz üzere, Erzurum'da Kurultay adı altında birkaç kişi toplanarak birtakım kararlar aldılar. Ne toplananların ne de aldıkları kararların bir değeri ve önemi vardır. Ancak bu durumlar ülke çapında birtakım dedikodulara yol açıyor. Avrupa'ya da pek abartılarak yansıtılıyor. Bundan dolayı da kötü etkiler yaratıyor. Ortada önem verilmeye değer hiçbir güç ve hiçbir olay bulunmamasına karşın bu abartma ve kötü etkilerden kaygıya düşen İngilizlerin, yakında Samsun'a epeyce bir güç çıkaracakları tahmin ediliyor. Hükümetin her yere olduğu gibi size de gönderdiği, malum genelgeye aykırı hareketler sürerse çıkarılacak yabancı güçlerin Sivas'ı ve oradan daha da ilerleyerek birçok yerleri işgal etmeleri olasılıktan uzak değildir. Bu da ülkenin çıkarlarına elbette aykırıdır. Erzurum'da toplanan malum kişilerin yakında Sivas'ta birleşerek yine bir kurultay toplamak istedikleri, olaylarla ilgili haberleşmelerden anlaşılıyor. Böyle beş on kişinin orada toplanmasından hiçbir şey çıkmayacağı hükümetçe bilinmektedir. Ne var ki bunları Avrupa'ya anlatmak olanaklı değildir. İşte bunun içindir ki onların orada toplanmasına meydan vermemek gerekiyor. Bunu sağlayabilmek için, her şeyden önce, Sivas'ta hükümetin tam olarak güvenini kazanmış ve ülkenin iyiliğine olan bildirimi olduğu gibi yerine getirmeye azimli bir vali bulundurmak gerekmektedir. Sizi onun için oraya gönderiyoruz. Gerçi, Sivas'ta kurultay toplamak isteyen birkaç kişiye engel olmak o kadar güç bir şey değilse de yüksek dereceli sivil memurlar ile komutanların, subayların ve askerlerden bazılarının da bunlarla aynı düşüncede olmaları dolayısıyla, hükümetin aldığı önlemleri ellerinden geldiğince boşa çıkarmaya ve malum kişileri güçleri yettiği kadar korumaya çalışacakları göz önünde bulundurularak güvenilir bir iki yüz kişinin yanınızda bulunması başarı sağlama bakımından uygun görülmektedir. Bundan dolayı, daha önce yazdığım gibi, oralardaki Kürtlerden güvenilir yüz elli kadar atlıyı birlikte alarak, oradan niçin gidildiğini hiç kimseye sezdirmeden, Sivas'a hiç kimsenin beklemediği bir zamanda vararak, vali ve komutanlığı hemen ele alacak ve sayıları az olmakla birlikte oradaki jandarma ve askeri iyi kullanacak olursanız karşınızda başka bir güç bulunmayacağı için derhal yetkenizi kullanarak toplantıya meydan vermemiş olacağınız ve orada bulunanlar varsa hemen yakalayıp göz altında İstanbul'a gönderebileceğiniz açıktır. Böylece, kazanılacak hükümet etkinlik ve yetkesi, içeride serüven ardında koşanları yıldırarak bir daha bu gibi kötü hareketlerin meydana gelmesini önleyeceği gibi, dışarıda da pek iyi bir etki yapacak, yabancıların asker çıkararak oraları işgal etmek konusundaki tasarılarından caymaları için hükümetçe yapılacak başvuru ve girişimlere sağlam bir dayanak oluşturacaktır. Zaten Sivas halkının bazı tanınmış kişilerinden araştırılarak elde edilen doğru bilgilere göre, halk bu politikacıların kışkırtmalarından, para toplamak için yaptıkları baskılardan pek nefret etmiş. Bu hareketlerin önlenmesi için, hükümete her türlü yardıma hazırdır. Orada derhal jandarmaya yazılacak, istenildiği kadar asker bulunacağı, bunlara etkin kimselerce özel olarak yardım edileceği haber verilmektedir. Bu biçimde, yeteri kadar ve hükümete kuvvetle bağlı jandarma birliği kurulduktan sonra, birlikte götüreceğiniz süvarileri hoşnut ederek yerlerine göndeririz. İşte alınacak önlemler bundan ibarettir. Bunun kolaylıkla ve başarıyla uygulanması, yalnızca son derece gizli hareket etmeye bağlıdır. Sivas'a atanmanızdan, üstelik o yanlara gideceğinizden kendi aileniz içinde en çok güvendiğiniz bir tek kimseye bile söz etmeyiniz. Sivas'a girinceye dek, amacınızı yanınızdakilere bile sezdirmeyiniz. Bu, başarının temel koşuludur. Bu itibarla, şimdilik ailenizi herhalde orada bırakarak, çevredeki aşiretleri denetlemek için beş on gün kalacağınızı ailenize ve çevrenizdeki yakınlarınıza anlatarak, hemen yola çıkıp bir gün öncesinden Sivas'a ansızın girmeye çabalamalısınız. Oraya vardığınızda, aşağıdaki telgrafı gereken kimselere gönderip valilik ve komutanlığı ele alarak hemen işe başlamalısınız. Bir yandan da makine başında durumu Nazırlığa bildirmelisiniz. Böylece, oradaki koşullar belli olur olmaz, size yine makine başında tarafımdan gereğine uygun bildirim yapılacaktır. Bu biçimde işe başladıktan sonra, ne zaman uygun görürseniz ailenizi ve eşyanızı Sivas'a getirtebilirsiniz. Yalnız, şimdi orada bulunan Reşit Paşa'nın valilik görevinden alındığı, yerine bir başkasının gönderileceği her nasılsa duyularak, kendisince Nazırlık'a başvurulmuş olduğundan ve adları malum kişilerin yakında Sivas'ta toplanmak istedikleri alınan haberlerden anlaşıldığından, boşuna bir dakika geçirilmeksizin bir an önce hareketle, oraya zamanından önce ulaşmaya çabalamanız, işin gereği olarak pek önemli ve gereklidir. Bu durum karşısında, ne zaman hareket edeceğinizin ve ne kadar zamanda oraya varabileceğinizin bildirilmesi gerekiyor. Sivas'ta ilgililere göstereceğiniz telgraf şudur : Sizin Sivas ve komutanlığına atanmaları Meclis-i Vûkelâ kararıyla Padişah Hazretleri'nin yüce buyruklarına sunulmuş ve gereği onurla onaylanmış olduğundan, hemen hareketle, bu telgrafı Sivas'taki sivil ve askeri memurlardan gerekenlere gösterip vali ve komutanlığı üzerinize alarak göreve başlamanız ve durumu hemen bildirmeniz tebliğ olunur. 3.9.1919 Dahiliye Nazırı Harbiye Nazırı Adil Süleyman Şefi Bâbıâli, 6.9.1919 Malatya'da Elazığ Valisi Galip Beyefendi'ye İlgi : 6.9.1919. Eşkıya izlemi için gönderilecek gücün masraflarının jandarma ödeneği hesabına mal sandığından karşılanması gereklidir. Kaç kuruş sarf edileceğinin ve gönderilecek gücün miktarıyla hareket gününün hemen bildirilmesi. Nazır Adil Dahiliye Nazırı üç gün sonra da Ali Galip'in bir telgrafına karşılık olduğu anlaşılan şu telgrafı veriyor: İstanbul, 9.9.1919 İlgi : 8.9.1919. Sayı : 2 Malatya'da Elazığ Valisi Beyefendi'ye, Sivas'ta güvenilir bir araç olmadığından yeterli bilgi alınamamaktaysa da ora halkından burada bulunan bir adamın söylemine ve başka yerlerden de alınan genel bilgilere göre, önce halk bu kışkırtmalara yandaş değildir. Sonra asker, yok denecek kadar azdır. Bu hareketi yönetmekte olanlar, malum kişilerle komutan ve subaylardan bazılarıdır. Bunlar, işe ulusal bir yön vererek amaçlarını benimsetmeye çalışmaktadırlar. Oysa ulus bu işlere yandaş değildir. Orası daha yakın olduğu için istediğiniz bilgiyi kolaylıkla elde edebilirsiniz. Bununla birlikte gazeteler her nasılsa Sivas'a atanmanızdan söz etmiş olduklarından, bir gün önce yola çıkmanız daha da önem kazanmıştır. Birlikte bulunduracağınız güç ne kadar çok olursa başarının o oranda kolaylaşacağı bellidir. Bu gücün miktarlarıyla hareket tarihinizin bir gün öncesine kararlaştırılarak bildirilmesini bekliyorum. Nazır Adil Ali Galip Bey bu telgrafa karşılık olarak, Malatya'dan son kez şu telgrafı veriyor : Çok ivedi ve gizli Kendisi tarafından çözülecektir Dahiliye Nazırlığı'na Bu ayın 14'üncü günü yeterince güçle eşkıyanın peşine düşüp yakalanması için Malatya'dan hareket edecek biçimde gerekli önlemler alınmıştır. Tanrı'nın yardımıyla çarpışmadan başarılı sonuç alınacağına güven buyurulsun. Yalnız, yazılan yanıtlar ve gerekleri geciktirilmemelidir. 9.9.1919 Elazığ Valisi Ali Galip Bu telgraftan, 9-10 Eylül gecesini hükümet dairesinde heyecanlar içinde ve sabaha dek uykusuz olarak geçiren Ali Galip'in 9 Eylül 1919 günü, henüz kahramanlığının üzerinde ve Tanrı'nın yardımıyla çarpışmada başarıdan pek umutlu olduğu anlaşılıyor. Beyler, bu olaydan ve bu belgelerden haberdar edilen sivil amirlerden Dahiliye Nazırı Adil Bey'e, Komutanlardan da Harbiye Nazırı Süleyman Şefik Paşa'ya güvensizlik bildiren telgraflar çekilmesinin uygun olacağı düşünüldü. Halkın dikkati çekildi. Sivas Valisi Reşit Paşa'nın telgrafına yanıt veren Adil Bey'in şu sözleri ne kadar garip ve şaşırtıcıdır. Adil Bey sözünü ettiğim telgrafı şu cümlelerle bitiriyordu : "Elbette Halife Hazretleri'nin yüce buyruklarına uyma gereğini takdir edersiniz!" Beyler, bir rastlantı eseri olarak bu görüşme sırasında ben de telgrafhanede bulunuyordum. Bir ara dayanamadım. Şu telgrafı yazıp çekilmek üzere memura verdim : 10/11.9.1919 Dahiliye Nazırı Adil Bey'e, Ulusun, Padişah'ına maruzatta bulunmasına engel oluyorsunuz. Alçaklar, caniler! Düşmanlarla ulusa karşı haince düzenlere girişiyorsunuz. Ulusun erk ve iradesini takdirden aciz olduğunuza kuşku etmiyordum. Ancak yurt ve ulusa karşı haince ve son bir çırpınışla alçakça harekette bulunacağınıza inanmak istemiyordum. Aklınızı başınıza toplayın. Galip Bey ve yardakçıları gibi aptalların verdikleri ahmakçasına ve asılsız sözlere kapılarak ve Bay Novil (Mister Nowil) gibi ulusumuz ve yurdumuz için zararlı olan yabancılara vicdanınızı satarak yaptığınız alçaklıkların ulusça sorulacak hesabını göz önünde bulundurunuz. Güvendiğiniz kişilerin ve gücün sonunu öğrendiğiniz zaman kendi sonunuzla karşılaştırmayı unutmayınız. Mustafa Kemal Bütün komutanlar da gerektiği şekilde başvuruda bulundular. 12 Eylül'e dek aldığımız raporlardan, kaçakların, 10-11 Eylül gecesini Raka'da geçirdikleri, 11-12 Eylül gecesini de Raka'nın yarım saat yakınındaki bir köyde, bir aşiret başkanının yanında geçireceklerinin anlaşıldığı bildiriliyordu. Bu bilgi, 20'inci.15'inci ve 13'üncü Kolordu Komutanları'na bildirildi. 11 Eylül ve 11-12 Eylül'de Malatya'yla telgraf başında yapılan haberleşmeler, daha Malatya'da, kesin buyruk ve talimat almış olan kişilerin zihinlerinin daha henüz bir karışıklık içinde bulunduğunu gösterecek nitelikteydi. Elazığ'dan gelen Alay Komutanı İlyas Bey "Mutasarrıf Bey'in gönderdiği özel bir adam tarafından Vali Ali Galip ve Mutasarrıf Halil Bey'lerin bazı koşullarla yerlerine dönmek istedikleri" bildirilmiş. "Ülkenin esenliği adına bunların bu şekildeki önerilerini kabul etmenin uygun olup olmadığı konusundaki buyruğunuzu beklemekte olduğumuz arz olunur." demekteydi. (11 Eylül) Bunun arkasından İlyas Bey, 11/12 Eylül gecesi yine telgraf başına gelen Süvari Alay Komutanı Cemal, Mutasarrıf Vekili Tevfik, Topçu Alay Komutanı Münir, Jandarma Yüzbaşısı Faruk, Baytar Binbaşısı Mehmet ve Elazığ'dan gelen Alay Komutanı İlyas Beyler adına şunları yazdırdı : Malatya'dan İlyas Bey: Güvenilir bir kimse olan Jandarma Yüzbaşısı Faruk Bey'den biraz önce alınan bilgiler aşağıda verildiği gibidir : Faruk Bey, Kahta ve çevresinde izlemde, Malatya'ya beş saat uzaklıktaki Raka köyünde Kürtlerin toplandıklarını, şimdi Mutasarrıf ile arkadaşlarının orada bulunduklarını, Siverek'e kadar uzanan bölgedeki aşiretlerin birbiri ardınca buraya gelmekte olduklarını; Dersim aşiretlerine varıncaya dek Kürtlük adına çağırıldıklarını, Mutasarrıf'ın planına uyularak önce Malatya'ya saldırıp tümüyle yağmaladıktan sonra bütün güçleriyle Sivas'a doğru yürüyeceklerini, Malatya'da bulunan Türkleri öldüreceklerini ve süreceklerini, Dersimlilerin de aynı zamanda Harput'a yürüyeceklerini bildiriyor. Çünkü mutasarrıfın Malatya'dan gitmesi Kürtlük adına kendilerine karşı büyük bir aşağılama ve hakaret olarak sayılıyormuş. Vali böyle bir yağmaya ve katliama yandaş ve razı olmadığını, ancak mutasarrıfın düşüncesine de engel olamayacağını bildirmiştir. Malatya'ya çarpışarak girdikleri zaman Kürt bayrağı çekileceğini ve yanlarındaki İngiliz Binbaşısı da Urfa'da bulunan İngiliz tümeninin harekete hazır olduğunu bildirmişse de Hacı Bedir Ağa'nın bunu kabul etmediği ve aşiretlerin, Malatya'nın Kürdistan'ı sayılıp Malatya'da Kürt bayrağının çekilmesinde direndikleri, dün akşam Malatya'ya dönmek isteyen valiyi bırakmadıkları abartılmadan arz olunur. Koşulları aşağıdadır : 1- Valinin yerine dönmesi, 2- Mutasarrıfın eskiden olduğu gibi yerinde kalması, 3- Elazığ'dan gelen askerin geri gönderilmesi, 4- Vali yüz silahlı Kürtle Malatya'ya girdiği zaman huzurun sağlanması ve Sivas'a doğru yürümesi, 5- Aşiretlerden alınan yedi tüfekle bir tabancanın geri verilmesi, 6- Yukarıda arz ettiklerime buyrukları.
İlyas Bey'e şunu yazdım : 11/12.9.1919
Malatya'da İlyas Beyefendi'ye, 2- Şu anda Anadolu'nun bütün merkezlerinden Zâtışâhâne'ye, yapılan hainlik arz edilmektedir. Oraca da aynı şekilde hareket edilmelidir. 3- İngiliz binbaşısının sözleri blöftür. Kürtlerin de birleşip toplanabilseler bile asker gücü karşısında ne dereceye kadar başarı gösterebileceklerini takdir buyurursunuz. 4- Bedir Ağa'yı, Keven aşiretinin reislerini ve bu haince hareketlere karşı olan beyleri yanınıza çekmeye çalışmanız uygun olur. 5- Adıyaman'dan hareket eden süvari bölüğüyle, Siverek ve Diyarbakır'dan hareket eden birer taburla bağlantınız var mı? Nerelere vardılar? Telgrafhanede Bulunan Kurultay Heyeti Adına Mustafa Kemal Gerçi, kurultay toplantı durumunda değildi ve telgrafhanede bulunmuyordu. Ancak maneviyatı güçlendirmek için, Kurultay Heyeti'yle ilgili göstermeyi uygun buldum ve imza olarak, yalnız "Kurultay Heyeti" diye aynı nitelikte ayrıca bir telgraf da yazdım. Bu telgrafıma ek olarak, Urfa'da, Ayıntap'ta, Maraş'ta bulunan ve sayıları pek az olan yabancı güçlerini bildirerek "Size bir yabancı tümeninden söz edenlerin sözleri yurt ve ulus hainlerinin yalanını aktararak maneviyatınızı kırmak alçaklığından..." dır dedim. İlyas Bey, telgrafıma verdiği yanıtta, "Bir saldırı durumunda şiddetle karşı konulması kesin olarak kararlaştırılmıştır." dedikten sonra, "Eldeki güç, Malatya'yı uzun bir süre bir Kürt saldırısına karşı savunmaya yeterli değildir. Bunun için elden gelen hızla yardımcı güçler gönderilmesine emir buyurulması bir kez daha istirham olunur." dedi. İlyas Bey'e gereğinde bir şey bildirilebilsin diye, telgrafhanede bir subay bırakarak, önemli olan işinin başına dönmesini rica ettim. İlyas Bey tarafından 12 Eylül'de çekilen bir telgrafı, subaylarınız ve memurlarınız için çeşitli bakımlardan yararlı olacağı düşüncesiyle, olduğu gibi bilginize sunacağım : Malatya, 12.9.1919
Sivas'ta 3' üncü Kolordu Komutanlığı'na, 15'inci Alay Komutanı İlyas Bu telgrafta söz konusu edilen hususlarla nasıl hareket edileceğini gösteren görüşlerimiz, şu biçimde kısaca bildirildi : Sivas, 12.9.1919 Malatya'da 15'inci Alay Komutanlığına, İlgi : 12.9.1919. 1- Kim olursa olsun, giriş belgesi olmayan bir yabancı subayın Osmanlı ülkesinde işi yoktur. Kendisine büyük bir nezaketle, ancak askerce, kesin bir tutumla durumu bildiriniz ve geldiği yere hemen dönmesini isteyiniz. Ülkeden çıkıncaya kadar da ileri gelen kimseler ve memurlarla hiçbir siyasal bağlantıya gelmemesi için yanına yetenekli, uyanık bir subay katınız. 2- Kaçak valinin vatan hainliğiyle suçlandığını, ele geçince yakalanarak yasanın adaletli pençesine teslim edileceğini, bu konuda başka bir şey yapma olanağı olmadığını ayrıca anlatırsınız, efendim.
Mustafa
Kemal Hainlerle İşbirliği Yapan Ferit Paşa Kabinesi'ne Hücum Beyler, bilginize sunduğum belgeleri gördükten sonra, sanırım Ali Galip tarafından yapılan girişimin Padişah'ın ve Ferit Paşa Hükümeti'nin ortak bir girişimi olduğuna kuşku ve tereddüt edenler kalmaz. Bu hainliğin ortak elebaşılarına karşı nasıl bir durum almak gerektiği bellidir. Ancak buna karşı yapılacak girişimde elden geldiğince açıktan açığa hareket etmekten caymak ve o günün gereğinden olmakla birlikte girişim gücünü çeşitli hedeflere yöneltmekten kaçınarak bir noktada toplamak sakınımlı bir davranış olurdu. Biz de hücuma hedef olarak yalnız Ferit Paşa Kabinesi'ni tespit ettik ve bu Ferit Paşa Kabinesi'nin Padişah'ı olaylardan haberdar etmeyip aldatmakta olduğu savını tuttuk. Padişah, durumu öğrenecek olursa kendisini aldatanlara müstahak oldukları işlemi uygulayacağına güvenimiz olduğunu ileri sürdük. Hükümetin ortaya çıkmış olan cinayeti üzerine, kendisine güven duyulmaması doğal olduğundan gerçeklerin yalnız ve ancak doğrudan doğruya Padişah'a arz edilmesiyle durumun düzeltilebileceğini, girişimlerimiz için hareket noktası olarak benimsedik. Bu düşünceyle Eylül'ün 11'inci günü, Padişah'a çekilmek üzere telgraf hazırlandı. Bu telgrafta, tahmin buyuracağınız üzere, zamanın gereği olan birçok basmakalıp sözler içinde Hükümetin silah zoruyla kurultayı basma yoluna giderek Müslümanlar arasında kan dökülmesine neden olacağı, Kürdistan'ı ayaklandırmak suretiyle yurdu parçalatmak planını para karşılığında yüklenmiş olduklarının belgelerle açığa çıktığı, hükümetin bu işlerde alet olarak kullandığı, adamların perişan edilerek kaçmaya mecbur edildiği, yakalandıkları takdirde yasanın pençesine teslim edilecekleri, bu cinayetleri hazırlayan, Dahiliye ve Harbiye Nazırları aracılığıyla da buyurup uygulatan İstanbul Hükümeti'ne ulusun güveninin kalmamış olduğu bildirildikten sonra, namuslu kimselerin oluşturduğu yeni bir hükümetin kurulması, bu casus şebekesi hakkında hızla yasal soruşturma yapılarak suçluların cezalandırılması isteniyor; adil bir hükümet kuruluncaya dek İstanbul Hükümeti'yle hiçbir haberleşme ve ilişkide bulunmamaya karar vermiş olan ulustan ordunun ayrılamayacağını, olayın içyüzünü bilen ve o çevrede bulunan biz kolordu komutanları arza mecbur olduk, deniyordu. İşte bu telgraf suretinin bütün kolordularca İstanbul'a çekilmesinin uygun olacağı düşünüldü. 11 Eylül günü telgraf başında kolordu komutanlarına şu talimatı verdim : "Şimdi bir suret vereceğiz. Bu suretin 3'üncü, 15'inci, 20'nci, 13 ve 12'nci Kolordu Komutanlarının ortak imzalarıyla çekilmesini uygun görüyoruz. Okuduktan sonra öbür komutanlarla aynı zamanda çekmek için bekleyiniz." Sadrazamlık Yüksek Katına, Şimdi doğrudan doğruya kutsal Başkomutanımız, şanlı Halifemiz Efendimiz'e önemli bir arzda bulunmak mecburiyetindeyiz. Engellenmemesini rica eder, aksi takdirde bundan doğacak ağır sonuçların sorumluluğunun yalnızca size ait olacağını arz ederiz. 12'nci Kolordu, 13'üncü Kolordu, 20'inci Kolordu, 15'inci Kolordu, 3'üncü Kolordu. Yapılacak önemli maruzat, yukarıda arz etmiş olduğum üzere, padişaha çekilen telgrafta yazılanlardan ibaretti. Eylülün 11'inci günü ve özellikle 12/13 gecesi, her yanda, kolordu komutanları telgraf merkezlerine gelerek kararlaştırıldığı biçimde İstanbul'la haberleşmeye çalışıyorlardı. Ancak sadrazam ortadan kaybolmuş gibiydi. Yanıt vermiyordu. Biz de telgraf başında, sadrazamın telgrafları alıp yanıt vermesi için baskıda bulunuyorduk. İstanbul merkezindeki telgraf memurlarıyla yapılan uzun çekişmelerden sonra, bir telgraf memuru şu bilgiyi verdi : "Sadrazam Paşa'ya yazılanlar telefonla söylendi. Alınan yanıtta, "Telgraf metni Sadrazam Paşa Hazretleri'ne arz olundu. Bildirecekleri maruzatları usulünce telgrafla arz olunmalıdır. Gelen telgraflar da yöntemine uygun olarak Padişah'a takdim edilir." buyurduklarını Müdür Bey söylüyor, efendim." Bunun üzerine, gece yarısından sonra saat 4.00'te Sivas telgrafhanesine çekilmek üzere şu telgraf gönderildi: 11/12.9.1919 Sadrazam Ferit Paşa'ya, Yurt ve ulusun haklarını ve kutsal varlıklarını ayak altına alarak, Padişah Hazretleri'nin yüce padişahlık onur ve haysiyetlerini çiğneyerek, gafilce bir takım hareket ve girişimlerde bulunduğunuz ortaya çıkmıştır. Ulusun padişahımızdan başka hiçbirinize güveni kalmamıştır. Bu nedenle durum ve dileklerini ancak Padişah Hazretleri'ne arz etmek zorundadır. Hükümetiniz meşru olmayan hareketlerinin sonuçlarından korkarak, ulusla padişah arasına artık engel çekiyor. Bu konudaki direnmeniz daha bir saat sürerse ulus kendisini her türlü hareket ve etkinliklerinde serbest saymakta haklı bulacaktır ve bütün yurdun meşru olmayan hükümetinizle kesin olarak ilgi ve bağlantısını kesecektir, bu son uyarımızdır. Bundan sonra ulusun tutacağı yol burada bulunan yabancı subaylar aracılığıyla İtilaf Devletleri temsilcilerine de ayrıntılı olarak bildirilecektir. Genel Kurultay Heyeti Sivas Telgraf Müdürlüğü'ne de aynı zamanda, telefonla şu buyruk verildi : Genel Kurultay Heyeti Kolordu Komutanlarına aşağıdaki genel duyuru yapıldı : 20'nci Kolordu Komutanlığı'na, 5'inci Kolordu Komutanlığı'na, 13'üncü Kolordu Komutanlığı'na, 3'üncü Kolordu Komutanlığı'na. Kongrenin Padişahlık yüce katına olan maruzatına İstanbul'da Telgraf Başmüdürlüğünce engel olunmuştur. Bir saatlik bir sürede Saray'a yol verilmezse bütün Anadolu'nun İstanbul'la haberleşmesinin kestirileceği yanıt olarak adı geçen müdürlüğe bildirilmiştir. Kurultayın bu meşru isteğine olumlu yanıt alınmadığı takdirde, bildirim anından başlayarak Ankara, Kastamonu, Diyarbakır telgraf merkezleriyle Sinop'taki telgraf haberleşmelerinin durdurulması, yani kurultayla ilgili haber ve bildiriler dışında hiçbir telgrafın İstanbul'a geçirilmemesi ve İstanbul'dan da kabul edilmemesi, Batı Anadolu'yla haberleşmemize engel olmayacaksa Geyve Boğazı yönündeki hattın da tutulması ya da geçici olarak kesilmesi ve yapılan işlerin sonuçlarının bildirilmesi rica olunur. Bu talimatın yerine getirilmesine engel olacak telgraf memurları, bulundukları yerlerde derhal Divan-ı Harp'e verilerek haklarında en ağır ceza uygulanacaktır. İşbu bildirimin gereğinin yerine getirilmesi 20'nci, 15'inci, 13'üncü ve 3 üncü Kolordu Komutanlarından rica edilmiştir. Alındığının bildirilmesi. Sivas'ta Genel Kurultay Heyeti Bu telgrafla verilen talimat daha sonraki telgraflarla da tamamlanmıştır. 11-12 Eylül gecesi yapılmış olan genel tebliğe ek olarak da şu ricada bulunuldu : Bu gece sonuç elde edilinceye kadar bütün komutanlarla sivil idare amirlerinin ve ilgili heyetlerin telgrafhaneden ayrılmamaları rica olunur. Genel Kurultay Heyeti Telgrafhanelere de şu uyarıda bulunuldu : Ektir : Bu bildirimin gereğinin yerine getirildiği haberi Kurultay Heyeti'nce öğrenildikten sonra, yine aramızda haberleşmeye devam edileceğinden telgrafhanelerde adam bulundurulması rica olunur. Kurultay Heyeti
|