Türkbilim >> Atatürk >> Yapıtları >> Söylev (Nutuk) - 3) İstanbul Hükümeti'yle İlişkiler

Türkbilim

Türkbilim

 

 

 

          3) İstanbul Hükümeti'yle İlişkiler :

        İstanbul'daki hükümetle ilişkiyi kesme kararı

         İstanbul'un kendilerine tanınan bir saatlik süre içinde saraya telgraf bağlantısı vermeyeceği anlaşılıyordu. Bu nedenle,12 Eylül 1919 günü bütün komutanlara şu genel duyuru yapıldı:

         Sureti aşağıya çıkarılmış olan telgraf, Genel Kurultay Heyeti'nce bir saate dek Sadrazama çekilmiş olacaktır. Bu itibarla, siz de hemen bu esas ve nitelikte birer telgraf çekiniz ve hemen bildiriniz, efendim.

Genel Kurultay Heyeti

 

          Saat beşte, Sadrazama "bilgi için" diye gönderilen ve aynı zamanda bütün komutanlara ve illere yapılan bildirim şundan ibarettir :

1- Hükümet, ulusun sevgili Padişahına olan maruzat ve bağlantısını kesmekte ve ortaya çıkan haince hareketlerine devamda direndiğinden, ulus da meşru bir hükümet iş başına geçinceye dek, İstanbul Hükümeti'yle olan yönetimsel ilişkilerini ve İstanbul'la yapılan her türlü posta, telgraf haberleşme ve ulaştırmalarını kesmeye karar vermiştir. Bölgelerindeki sivil memurlar, askeri komutanlarla, işbirliği yaparak bu hususu sağlayacak ve sonucu Sivas'taki Genel Kurultay Heyetine bildirecektir.

2 - Bu bildirim bütün komutanlara ve sivil yönetim amirlerine gönderilmiştir.

12.9.1919

Genel Kurultay Heyeti

 

          Milletvekillerinin Seçimiyle Meşgul Olunmaya Başlanması

          Beyler, ayın 12'nci günü İstanbul Hükümeti'yle genel olarak haberleşme ve bağlantı kesildi. Bunların dışında kalan bazı yerler ve bu yerlerle olan tartışılarımızı ayrıca açıklayacağım. Ancak izin buyurursanız, bundan önce, daha önemli sayılması gereken bir konu üzerinde bilgi arz edeyim. Yüksek Heyetinizce bilinmektedir ki Ferit Paşa Hükümeti, milletvekillerinin seçimleri için görünüşte bir buyruk vermişti. Ancak içinde bulunduğumuz tarihe dek, yani Anadolu'nun İstanbul'la bağlantısını kestiği 12 Eylül gününe dek, bu buyruk uygulanmamıştı. Son durum üzerine, en önemli konunun, milletvekillerinin seçimini bir an önce yaptırmak olacağını takdir buyurursunuz. Bu bakımdan 13 Eylülde derhal bu konu üzerine de eğilindi. Uzun açıklamalar yapmaktansa bildirdiğim tarihte verilen ilk genel talimatı, olduğu gibi bilgilerinize sunmayı daha yararlı buluyorum. Bildirim şudur:

         

          13.9.1919

          Balıkesir'de 14'üncü Kolordu, Konya'da 12'nci Kolordu.,

          Diyarbakır'da 13'üncü Kolordu, Erzurum'da 15'inci Kolordu,

          Ankara'da 20'nci Kolordu, Bursa'da 17'nci Tümen,

          Çine'de 58'inci Tümen, Bandırma'da 61'inci Tümen Komutanlıklarına

          ve 61'inci Tümen Aracılığıyla Edirne'de 1'inci Kolordu, Niğde'de 11'inci Tümen Komutanlıklarına,

          İllere, bağımsız sancaklara, belediyelere.

          (Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti Merkez Heyetlerine)


          İstanbul Hükümeti'nin tuttuğu ve izlemekte olduğu gericilik yoluna ve yaşamakta olduğumuz günlerin büyük korku ve tehlikelerine karşı haklarımızı savunmak ve varlığımızı korumak için Ulusal Meclis'in seçilmesini ve toplanmasını sağlamak ve çabuklaştırmak bugünün en önemli görevidir. İstanbul Hükümeti ulusu aldatarak milletvekillerinin seçimini aylarca ertelemiş olduğu gibi, son zamanda vermiş olduğu seçim buyruğunu da türlü nedenlerle savsaklamakta ve geciktirmektedir. Ferit Paşa'nın, Toros'un ötesindeki illerimizden caydığı Barış Konferansı'na vermiş olduğu notadan anlaşılmış, Aydın ili üzerinde Yunanlılarla sınır belirlemesine kalkışması, oradaki işgali oldu bitti durumunda bir ilhak olarak kabul etmiş olduğuna delil sayılmış ve ülkenin işgal edilen başka bölgeleri için de bunlara benzer gafilce ve haince siyasetiyle ülke ve ulusu parçalayacağı kesinlikle anlaşılmıştır. Ulusal Meclis'in toplanmasından önce barış antlaşmasına imza koyarak ulusu bir oldu bitti karşısında bulundurmak niyetinde olduğu anlaşılmıştır. Bu itibarla, Genel Kurultay, orduyu ve ulusu uyanık olmaya çağırarak aşağıdaki hususların en kısa zamanda yerine getirilmesini, ulusun yaşamsal konusu olarak benimser ve bildirir :

           İlk olarak : Seçim hazırlıklarının yürürlükteki yasada yer alan en kısa zamanda yapılıp tamamlanması için Belediyeler ile Müdafaa-i Hukuk Denekleri yoğun bir etkinlik içine girmelidir.

          İkinci olarak : Sancaklardan çıkarılacak milletvekili sayısı oranların nüfus durumuna göre hemen saptanarak Temsil Heyeti'ne şimdiden bildirilmelidir. Adaylar konusu daha sonraki haberleşmelerde ele alınacaktır.

          Üçüncü olarak : Seçim hazırlıkları yapılırkenseçimler sırasında gecikmeye yol açacak engellerin şimdiden düşünülerek ortadan kaldırılması ve hiçbir gecikmeye meydan verilmeyerek seçimlerin en kısa zamanda sonuçlandırılması.

          Bu karar bölgenizdeki bütün Belediye ve Müdafaa-i Hukuk Denekleri'ne bildirerek, gereğinin hemen yerine getirilmesine yardımcı olmanız rica olunur.

Temsil Heyeti

 

          Ülkeyi Başvurulacak Bir Yerden Yoksun Bırakmamak İçin

          Ferit Paşa Hükümeti inadında devam ediyordu. Bilindiği gibi bu durum hükümet düşünceye kadar süregeldi. Ülkeyi günlerce başvurulacak bir yerden yoksun bırakmak elbette büyük sakıncalar doğururdu. Bundan dolayı, önce düşünce sormak üzere sonra da bazı itirazlara aldırmadan buyruk biçiminde bildirdiğimiz kararları Eylül'ün 13/14 üncü gecesi şu şekilde tespit etmiş ve kaleme almıştık.

            Kurultayca alınması düşünülen tedbirleri gösteren suret aşağıda arz edilmiştir :

          Bu konudaki yüksek görüş ve düşünceleriniz alındıktan sonra, genel kurulca görüşülerek uygulamaya konacaktır. 15.9.1919 günü öğleye dek yanıtınızı bekliyoruz, efendim.

          Ulusal davayı haince bir saptırma ve yorumla olduğundan başka türlü göstererek ulusal girişim ve etkinliklerimizi gayri meşru ilan eden, ulusun Sultanlık ve Halifelik makamına karşı duyduğu sonsuz bağlılığını bütün meşru ve yasal araçlarla kanıtlamaya çalıştığımız halde padişah ile ulus arasında bir engel perdesi oluşturan ve halkı birbiri aleyhinde silahlanıp öldürmeye sürükleyerek bunun kışkırtıcılığını yapan İstanbul Hükümeti'yle ilişkilerini kesmek mecburiyetinde kalan Genel Kurultay Heyeti, aşağıdaki kararları size bildirmeyi görev sayar:

1- Padişah Hazretleri'nin yüce adına ve yürürlükteki yasalar çerçevesinde devlet işleri eskiden olduğu gibi yürütülmeye devam edilecektir. Irk ve mezhep ayrılığı gözetilmeden halkın canı, malı, namusu ve her türlü hakları güvence altında bulundurulacaktır.

2- Devlet memurlarının, kendilerine verilmiş olan görevleri ulusun meşru davasına uygun bir biçimde yürütmeleri doğaldır. Aksi takdirde, görevden kaçınanların mazeretleri bir istifa gibi işlem görerek, yerlerine uygun görülen kimseler vekil olarak getirilecektir.

3- Görev sırasında, ulusal dava ve akıma ters düşen davranışları görülecek ve saptanacak memurlar, din ve ulusun esenliği adına kesinlikle ve şiddetle cezalandırılacaktır.

4- İstifa etmiş memurlardan ve halktan her kim olursa olsun, ulusal kararlar aleyhinde kışkırtıcı ve bozguncu hareket ve telkinlerde bulunanlar da şiddetle cezalandırılacaktır.

5- Ülke ve ulusun esenlik ve mutluluğu, hak ve adalet, ülkede güven ve huzurun sağlanmasıyla olanaklıdır. Bu konuda gereken her türlü önlemin alınması kolordu komutanlıklarıyla vali ve bağımsız mutasarrıflardan beklenmektedir.

6- Ulus isteklerinin, Zâtışâhâne'ye arzı ve duyurulması başarılıp da ulusun güven ve desteğini kazanmış meşru bir hükümet kuruluncaya dek haberleşme merkezi, Sivas'ta Genel Kurultay Temsil Heyeti olacaktır.

7- Bu kararlar, bütün ulusal örgüt merkezlerine gönderilecek ve ilan edilecektir.

Mustafa Kemal

 

           Yapılan İtiraz ve Yergiler

          Beyler, bilginize sunduğumuz bu son bildirimimiz üzerine, kısmen hafif ancak kısmen de oldukça şiddetli itirazlara, direnmelere üstelik karşı girişimlere, tehditlere uğradık. Karşı koymalar ve yergiler yalnız son bildirimimiz hükümlerine de bağlı kalmadı. Bu bildirim dolayısıyla daha başka noktalara da sıçradı. Bu konuda yüksek Heyetinize açık bir fikir vermiş olmak için yapılmış olan yazışmalardan bazılarını kısaca bilginize sunmama izinlerinizi rica ederim.

          Erzincan Müdafaa-i Hukuk Derneği Merkez Heyeti'nin 14 Eylül 1919 tarihli telgrafında: "Kararların uygulanmasından önce, İstanbul Hükümeti'ne kırk sekiz saatlik bir süre verilmesinin uygun olacağı bütün üyelerce kararlaştırılmıştır." biçiminde zararsız bir görüş ileri sürülüyordu.

          Diyarbakır'dan 13'üncü Kolordu Komutanı Cevdet Bey, 14 Eylül 1919 tarihli uzun şifresinde : "Hükümet merkeziyle büsbütün ilgi kesilerek yazışmalar Kurultay Temsil Heyeti'yle yapılacak olursa, muhalifler, siyasal bir amaç peşinde olanlar, bu hareketi, Halifeliğe karşı isyan edilmiş göstererek, kamuoyunu yanıltacaklardır. Bu durum sürerse memur ve asker maaşlarıyla yiyecek harcamaları için kaynak ve önlem düşünüldü mü? İstanbul Hükümeti, İngiliz etkisi altındadır. Her türlü ısrar ve çabaya karşın başka türlü hareket edebilecek bir hükümet kurulmasına olanak yoktur. İngilizler, hükümetin iznine dayanarak geniş çaplı bir işgal planı uygularsa yeni baştan İngilizlerle savaşa girişmeye yandaş mısınız ? Girişildiği takdirde başarı sağlanacağından ne dereceye kadar eminsiniz? Böyle bir ayak direme hareketi yurdun çıkarlarına uygun düşer mi?" biçiminde birtakım düşünce ve soruları içine alıyordu.

           Erzurum Merkez Heyeti'nin 15 Eylül 1919 tarihli telgrafında : Yönergenin altıncı maddesinin (yani Temsil Heyeti'nin başvurma yeri olarak kabul edilmesiyle ilgili madde) tüzüğümüzle uygunluğunun sağlanması için merkez heyetlerinden olur alınması gerekir." denilmekteydi.

          Malatya'dan Komutan İlyas Bey'in 15 Eylül 1919 tarihli telgrafında : "Elazığ ili halkının, Kurultay'ın amaç ve umuncundan haberdar edilerek hiç olmazsa bir derece aydınlatılmalarına dek bu hususun ertelenmesi uygun görülürse katıldığımı arz ederim." düşüncesi ileri sürülüyordu.

          İçinde bulunduğumuz Sivas'ın Müdafaa-i Hukuk Derneği Merkez Heyeti de uzun bir raporunda: "Bildirilen maddelerin bütününden ülkede geçici bir yönetim ilan edileceği anlaşılmaktadır." biçiminde başladıktan sonra, bunun, dernek tüzüğünün ne özel maddesine ne de öteki maddelerine dayandırılma olanağı görülemediği noktasında dikkatimiz çekiliyor ve Padişah'a arz olunacak hususları ulaştırabilecek yolları büyük bir sakinlik ve içtenlikle ve tatlı bir biçimde aramayı öğütlüyordu.

          Temsil Heyeti üyelerimizden olduğu halde, birçok çağrı ve ricalarımıza karşın bize katılmayan, Sivas Kurultayı'nda bulunmamak için mazeretler uyduran Servet Bey 'in "Esselâmü aleyküm" dindarca hitabıyla başlayan, 15 Eylül 1919 tarihinde Trabzon'dan çektiği açık telgrafı da : "Sivas Kurultayı Bildirisi'ni ve arkasından da duyurunuzu aldık. Yanıt olarak bildirdiğimiz düşünceler Kazım Paşa Hazretleri'nce görülmek istenmiş ve görülmüştür. Önce Sivas Kurultayı'nın, Genel Kurultay biçimine girmiş ve bir Temsil Heyeti meydana getirmiş olduğu anlaşılıyor ki bu husus kararlarımıza aykırıdır. Sivas Kurultayı, Temsil Heyeti'miz arasına üye seçmeye yetkili olamayacaktır. İstanbul Hükümeti'yle haberleşmenin kesilmesi bir oldu bitti durumuna geldi. Temsil Heyeti'nin bir başvurma yeri olması hususu kamuoyu üzerinde pek kötü etkiler yapacaktır. Bundan kesinlikle cayılmalıdır. Sivas Kurultayı, Erzurum Kurultayı'nın tüzüğünü değiştirmeye yetkili değildir. Bu Kurultay, Doğu İlleri Temsil Heyeti'ne uymaya mecbur olacaktı. Erzurum kararları üzerinde zihinlerin genel bir sarsıntı dönemi geçirdiği bugünlerde, onun dışındaki hükümlere kuşkulu gözlerle bakılacağından kuşkunuz olmasın. Erzurum Kurultayı kararlarına uymayan işlere katılamayacağız." kınamasıyla son buluyordu.

          15'inci Kolordu Komutanı Kazım Karabekir Paşa, 15 Eylül 1919 tarihli yazısında: "Sivas Kurultayı'nın sorusuna yanıt olarak Trabzon Heyetinden Servet, İzzet ve Zeki Beylerin vermek istedikleri karşılığı okudum. Pek yakından tanıdığım bu kişilere karşı duyduğum güven ve saygı sonsuzdur. Kendilerinin görüşlerine yön veren temel düşünceyi anlıyor ve benimsiyorum." dedikten sonra ayrıntılar üzerindeki görüşlerini bildiriyor ve özellikle Erzurum Kurultayı, Doğu Anadolu illeri adınadır. Sivas Kurultayı'ysa bütün ulusu temsil eden bir Kurultaydır. Bu Kurultayın da ayrıca bir Temsil Heyeti bulunması doğaldır. Ancak Sivas Genel Kurultayı Temsil Heyeti Doğu Anadolu İlleri Temsil Heyeti'ni ortadan kaldırmış olmuyor. Bu Temsil Heyeti, doğal olarak, her an vardır. Yalnız, bu Temsil Heyeti'nden olup da bugün Sivas Kurultayı Temsil Heyeti'ne girmiş bulunanlar varsa bunların Doğu Anadolu İlleri Temsil Heyeti'nden istifa etmelerini istemek doğru olabilir. Sivas Kurultayı, bütün ulusun çıkarlarını, Doğu Anadolu İlleri Temsil Heyeti'yse yalnızca Doğu Anadolu illerinin hak ve çıkarlarını korur. Temsil Heyeti'nin başvurma yeri oluşu ve yetki durumu, konunun en önemli noktasını oluşturmaktadır. Bu konuda şimdiden acele edilmemesi hususunda sizinle tam bir görüş birliği içindeyim. Temsil Heyeti'nce yapılan önerilerin birden beşe kadar olan maddelerine gelince, bunların değil sorulmasını, bir bildiri olarak ya da bir istek biçiminde bile yayınlanmasını yersiz bulurum." görüşünde bulunuyordu.

          Trabzon'da Servet Bey'e yanıt olarak yazdığımız telgrafla, Kazım Karabekir Paşa'ya verdiğimiz karşılıktan da söz edeyim. Servet Bey'e yazılan telgraf şuydu :

          

         Trabzon'da Servet Beyefendi'ye,

         Trabzon Merkez Heyeti'nden beklenen görüşe daha yanıt gelmedi. Bu husus ayrıca Kazım Paşa Hazretleri'nden de sorulmuştu. Görüşlerin birleştirilmesine neden gerek görüldüğü, doğal olarak, anlaşılamamıştır. Sırayla belirtilen görüşlerinizin yanıtını aşağıda yine aynı sırayla bildiriyorum:

          Önce, Sivas Kurultayı'nın genel bir Kurultay olacağı herkesçe biliniyordu. Bunun sizce başka türlü kabul edilmekte olduğunu ilk kez şimdi yine sizden işitiyorum. Temsil Heyeti konusuna gelince, bu heyet, aslında Erzurum Kurultayı'nın seçtiği ve kabul ettiği bir heyettir. Şu sırada benimle birlikte Rauf Bey, Bekir Sami Bey, Raif Bey ve Şeyh Hacı Fevzi Bey Sivas'ta hazır bulunmaktadırlar. Daha dört üyemiz eksik olmakla birlikte çoğunluk görevini yapmaktadır. Bu noktanın da sizce açık olarak bilineceğine kuşkumuz yoktur. Çünkü durumun önemi dolayısıyla, daha Erzurum'dayken sizi de davet etmiştik ve öbür arkadaşların birlikte götürüleceği bildirilmişti. Tüzüğümüzün sekizinci maddesi uyarınca, Sivas Genel Kurultayı'nın kimi üyelerle Temsil Heyeti'mizi güçlendirebileceği birlikte görüşülmüş, bunda bir sakınca bulunmamış, tersine ulusal birliği temsil bakımından gerekli de sayılmıştı. Sivas Genel Kurultayı'nda bundan başka bir şey yapılmamıştır. İstanbul Hükümeti'yle haberleşmenin kesilmesi, temel kararlarımızın dördüncü maddesinin dışında değil içinde ve üstelik o maddenin içine giremeyecek akıl almaz haince nedenlere dayanır bir niteliktedir. Esasen bu oldu bittiyi yapan biz değil İstanbul Hükümeti'dir. Şifreli telgrafımızın gereğinin yerine getirilmesi bir zorunluluktur. Bundan caymaya hiçbir biçimde olanak kalmamıştır. Biz, işe başlarken olumlu oyunuzu almak üzere size başvurmayı da bir görev saydık. Uygun bulup bulmamak sizce takdir edilecek bir husustur. Yalnız, şunu da belirteyim ki bugün Anadolu ve Rumeli'nin birlikte hareket etmeye mecbur olduğu bir yönlenişte, azınlığın değil çoğunluğun tuttuğu yolu benimsemeye ve azınlıklar bu yola çevirmeye kesin bir mecburiyet vardır. Başvurma yeri ve yetki konusunda daha akla yatkın bir görüşünüz varsa lütfen bildiriniz. Tutulması kaçınılmaz olan bugünkü yol dikkatle incelenirse görülür ki tüzüğümüze ve Erzurum Kurultayı'nın temel kararlarına tıpı tıpına uygundur. Bunun dışına çıkılmış bir nokta göremiyorum. Bu duruma göre, sizin, kendinizi katmak istemediğiniz tüzük ve bilinen kararlar dışında kalan işlerin açıklanmasını rica ederim. Bugün kaçınılması olanaklı olmayan bir hareket varsa o da İstanbul Hükümeti'nin ulus ve ülkenin kaderini alçakça İngilizlerin isteğine bırakması ve kendi çıkarlarına kurban etmesidir. Buna karşı, buraca alınan karardan başka bir karar alınmasına olanak varsa lütfen bildiriniz.

Mustafa Kemal

 

          Kazım Karabekir Paşa'ya da verdiğimiz ayrıntılı yanıtın başlangıcı aynen şöyleydi:

         Servet ve İzzet Beylerin, Temsil Heyeti'nin, Trabzon Merkez Heyeti'nden açıklanmasını istediği hususlara karşılık olarak çektikleri açık telgraf alındı. İçindeki, açıkça duyurulması sakıncalı olan düşünceleri, Temsil Heyeti tümüyle Servet ve İzzet Beylerin kendi görüşleri olarak kabul eder. Temsil Heyeti genelge göndererek istemiş olduğu düşünceleri, Servet ve İzzet Beylerden değil tüzük gereğince Trabzon Merkez Heyeti'nden istemiştir. Servet ve İzzet Beylerin görüşlerini içine alan özel bir telgrafla tarafınızdan hem kendilerine hem de Temsil Heyeti'ne yanıt olmak üzere ileri sürülen düşüncelerle ilgili olarak aşağıdaki açıklamalara gerek duyulmuştur :

a) Her şeyden önce adı geçen kimseleri sizce de bilinen görüşlere sürükleyen temel düşünce, ne yazık ki, Temsil Heyeti'nce anlaşılamamıştır.

b) Tüzüğün dördüncü maddesi, bir geçici yönetim kurulmasını öngören neden ve koşulları açıklar. Oysa bilinen son haince olaylar dolayısıyla alınmış ve alınması gereğine ilişkin düşünce sorulmuş olan önlemler, hiçbir zaman geçici yönetim kurma hedefiyle ilgili değildir. O halde, bu noktayla dördüncü madde arasında bir ilişki aramak gereksizdir. Önlemler, Zâtışâhâne'ye doğrudan doğruya başvurma yolunu bulmak ve meşru bir hükümetin iş başına getirilmesini dilemek için alınmıştır.

c) Sivas'ta toplanan Kurultay, Batı Anadolu temsilcileriyle Erzurum Kurultayı'nın Genel Kurulu ve dolayısıyla da bütün Doğu Anadolu illeri adına, Kurultay kararlarına uygun olarak seçilen özel, yetkili bir heyet bulundurmakla elbette hem bütün Anadolu ve Rumeli'yi hem de bütün ulusu temsil edebilecek bir genel kurultay niteliği kazanmıştır. Sivas Kurultayı, Erzurum Kurultayı'nın kararlarını ve örgütünü olduğu gibi ancak daha da genişleterek benimsemiş ve sonuç olarak Doğu Anadolu Müdafaa-i Hukuk Derneği, Anadolu ve Rumeli Müdafaa-i Hukuk Derneği adıyla genişletilerek birleştirilmiştir.

          Tüzüğün üçüncü maddesi ve Kurultayın temel kararları, zaten bu yüksek hedefin sağlanmasını kesin bir dilek olarak göstermiştir. Sivas Genel Kurultayı, Erzurum Kurultayı'nda Doğu Anadolu Müdafaa-i Hukuk Derneği adına seçtiği Temsil Heyeti'ne güvenini tam olarak bildirmek suretiyle onu Anadolu ve Rumeli Müdafaa-i Hukuk Derneği için de aynen bir Temsil Heyeti olarak kabul etmiştir. Bu duruma göre, Sivas Genel Kurultayı'nın kararları başka, Erzurum Kurultayı'nın kararları başka; Doğu Anadolu Müdafaa-i Hukuk Derneği'nin Temsil Heyeti başka, Anadolu ve Rumeli Müdafaa-i Hukuk Derneği'nin Temsil Heyeti başka gibi, başkalıklar ve ayrılıklar elbette söz konusu olamaz. Böyle bir durumdan söz edilmesi, kuşkusuz ki pek içten olan ulusal birlik amacımız ve kutsal hedefimiz için son derece zararlıdır. Bu durumda birbirini ortadan kaldıran Temsil Heyetleri olmadığı gibi, birine girince diğerinden çekilme isteğinin doğru olabileceği üyeler de yoktur. Bugün bütün Anadolu ve Rumeli'yi içine alan derneğimizin, Sivas'ta bulunan tek Temsil Heyeti Erzurum Kurultayı'nca tüzüğün özel maddelerine uyularak seçilmiş bulunan dokuz kişiden beşinin katılmasıyla göreve devam etmektedir. Hakları, yetkileri ve yararları Doğu Anadolu illerininkinden hiçbir biçimde daha az olmayan Batı Anadolu'nun, haklı ve yerinde olan önerilerini dikkate almayarak onları, sıradan bir uydu durumunda bulundurmaya kalkışmak, bizim aklımızın bir türlü kabul edemediği hususlardandır. Bunun içindir ki Temsil Heyeti'miz altı üye daha eklenerek güçlendirilmiştir.

           Bundan sonra daha birçok açıklamaları içine alan bu telgrafımız, aynen Trabzon Merkez Heyeti'ne de çekilmiştir.

          Bu tartışılar üzerinde daha bir hayli açıklamalar yapıldı ve açıklama isteklerinde bulunuldu. Hatta Müdafaa-i Hukuk Heyeti Trabzon Merkezi sahte imzasıyla öteki illere aleyhimize telgraflar da çekildiği görüldü. Sonunda on beş gün sonra Trabzon'dan bir telgraf aldık. Ancak Servet Bey 'den değil. Bu telgrafı olduğu gibi arz edersem durum anlaşılır.

            Sivas'ta Temsil Heyeti adına Mustafa Kemal Paşa Hazretleri'ne

          Sureti aşağıda verilen Trabzon Belediye Meclisi'nin telgrafı İstanbul'a şimdi çekiliyor. Bu suretin, 15'inci Kolordu Komutanlığı'na yazdırdığı arz olunur.

Mevki Komutanı Ali Rıza


           Suret
           1.10.1919
           İstanbul, Sadrazam Ferit Paşa Hazretleri'ne

          Bugüne dek Anadolu'dan yükselen ulusal feryadı, Trabzon kendisine özgü ağırbaşlılık ve sakinlikle inceledi ve izledi. Ülke bu duruma daha fazla katlanamaz. Yurt sevginiz varsa artık konumunuzu terk ediniz Paşa Hazretleri.

Belediye Başkanı      Üye                     Üye              Üye         Üye           Üye          Üye             Üye

Hüseyin Ahmet        Mehmet Avni        Mehmet          Salih        Hüsnü       Temel        Mehmet        Şefik

 

          Kazım Karabekir Paşa'nın Önerileri

          Kazım Karabekir Paşa 'dan 17 Eylül 1919 tarihinde de kişiye özel bir şifre aldım. Pek içtenlikle ve kardeşçe bir dille yazılmış olan bu şifre bir iki uyarıyı içine alıyordu. Kazım Karabekir Paşa : Paşam, diyor, Sivas'tan gelen bildirim ve genelgeler, bazen Temsil Heyeti adına bazen doğrudan sizin adınızadır. 10 Eylül 1919 tarihinde, İstanbul'daki hükümete hitaben, kendi adınıza duyuru ve uyarılarınız olmuştur. Şuna inanınız ve güveniniz ki bu biçimde sizin imzanızla yapılan bildirim, sizi çok büyük bir saygıyla sevenlerce bile, büyük bir içtenlikle ve iyi niyetle eleştiriliyor. Bunun ne kadar etkili olacağını ve tepkiye yol açacağını takdir buyurursunuz. Bu bakımdan Temsil Heyeti ve Kurultay kararlarının, daima imzasız ve yalnızca Temsil Heyeti diye yayınlanmasını rica ederim.

          Telgraf şu cümlelerle son buluyordu : Sizin herhalde ortada tek başına görülmemesi ülkenin yararı bakımından gereklidir. Oy birliğiyle bu noktada oyları alınan kişilerin ya da heyetin kimler olduğunu daha bugüne kadar öğrenebilmiş değilim. Arz olunan bu ricalarımın iyi karşılanacağından eminim, ellerinizden öperim.

          Kazım Karabekir Paşa'yı gerçekten kararsızlık ve eleştiriye sürüklediğini gördüğümüz noktaları, olanaklı olan açıklıkla bir mantık süzgecinden geçirerek aydınlatma gereği ortadadır. O günlerdeki duygu ve düşüncelerimden kaynaklanan görüşlerimi, kendimi bugünün etkilerine kaptırmaktan çekinerek belirtmek için, o tarihte verdiğim yanıtı olduğu gibi arz etmeyi tercih ederim :

          19.9.1919,

          15'inci Kolordu Komutanı Kazım Paşa Hazretleri'ne,

          Saygıdeğer Kardeşim,

          Derin bir içtenliğe dayandığına kesinlikle kuşku etmediğim görüşlerinizi açık ve kardeşçe bir dille bildirmiş olmanız, kardeşlik bağlarımızın sağlamlaşmasına ve yürekten bir sevinç duygusunun doğmasına vesile olmuştur. Zihninizde beliren sakıncaları çok iyi anlıyorum. 10 Eylül tarihinde hükümete kendi adımla gönderilmiş bir bildirimim yoktur. Yalnız, telgrafhanede bulunduğum bir sırada, tesadüfen Dahiliye Nazırı Adil Bey'le makine başında karşı karşıya geliverdik. O'nun, Sivas Valisi Reşit Paşa 'ya verdiği anlamsız yanıtlara karşı, ben sırf kişisel olmak üzere, onun şahsına karşı bildiğiniz biraz sertçe uyarılarda bulundum. Bu hemen hemen bir karşılıklı konuşma biçiminde geçmiştir. Bundan başka gerek hükümete, gerek Padişah'a ve gerek yabancılara karşı yapılan başvurularda hep Kurultay Heyeti ya da Temsil Heyeti ifadesi imza yerine geçmiştir. Yalnız, Amerikan Senatosu'na yazılan, sizin de bildiğiniz bir mektuba Kurultay kararıyla beş kişi imza koymuştur ki bunlar arasında benim de imzam vardır. İçeride yapılan açık yazışmalara gelince, bunda da "Temsil Heyeti" ibaresini imza yerine kullanmaktaydık Ancak bunun bazı çevrelerde kötü etki yaptığı ve güvensizliğe yol açtığı görüldü. Gerçekten de böyle genel bir ibarenin, içine aldığı kişiler ve güç gizli kalıyordu. Ortada sorumlu kimdir? Bazı yerlerden; özellikle Kastamonu, Ankara, Malatya, Niğde, Canik gibi yerlerden doğrudan doğruya şahsen makine başına çağrılmaya başlandım. Neredeyse, Temsil Heyeti adı altında gizlenen kişilerle birlikte olup olmadığım konusunda bir kararsızlık belirtisi sezildi. Üstelik, Trabzon'dan Servet Bey de Temsil Heyeti imzasını taşıyan bildirimi kötüye yorarak ve sözü edilen heyetin nitelik ve niceliği konusunda birçok yanlış düşüncelere kapıldıktan sonra, beni şahsen makine başına çağırdı. Görüldükten sonra, bütün bu tartışmaların, imzanın Temsil Heyeti olarak ve belirsiz bir şahsiyet ifade eder şekilde konulmuş olmasından ileri geldiğini söyledi. İşte bunlardan dolayıdır ki bu imza konusu sizin kardeşçe bildirmenizden önce Temsil Heyeti'nde görüşme konusu olmuştu. Temsil Heyeti'nin, gizli bir komitenin yürütme kurulu olmayıp hükümetin resmi iznini almış, yasal resmi bir derneğin temsilcilerinden oluşmuş bulunması dolayısıyla, ilgili yasa uyarınca, kararların ve bildirimlerin sorumlu bir kişice imzalanması yöntemi gerekli görülmüştü. Temsil Heyeti'nin bildirimlerine ve yayınlarına genel ve belirsiz bir ad vererek düşeceği yasadışı durumdan doğacak sakıncalar, ulusal akıma karşı gelenlerin esasen yapmakta oldukları zararlı propagandalara imza bulma yüzünden doğacak sakıncalardan daha tehlikeli görüldü ve sonuçta oybirliğiyle imza koyma yöntemi karar altına alındı. Bu karara karşın, bu kez yaptığınız kardeşçe uyarı üzerine, konunun bir kere daha görüşülmesini Temsil Heyeti'ne önerdim. Daha önce ileri sürülmüş olan düşünce ve görüşler dolayısıyla, aynı biçimde, yazılanların Temsil Heyeti'nin kararına dayandığı belirtilerek yazılmasına oybirliğiyle karar verdiler. Kendimle ilgili olduğu için bu görüşmede yansız kalmayı uygun buldum. İlke olarak bir kişinin imza etmesi benimsendikten sonra, benim yerime başka birinin imza atması söz konusu oldu. Bu noktada heyetin ileri sürdüğü sakıncalar şunlardır :

          Bütün dünya benim bu işin içinde bulunduğumu bilir. Bugün bir başkasının imzasıyla bildirime başlanınca ve benim adım ortadan kalkınca ya aramızda bir geçimsizlik ve ayrılık olduğu sanılacak ya da benim ortaya çıkmaktan çekinir gayri meşru bir durumda olduğuma, dolayısıyla da yapılanların gayri meşru olduğu sanısına düşülecektir. Bunu bir yana bırakalım. Herkesçe inanılacak ve güvenilecek bir arkadaşımız kendi imzasıyla ortaya çıktığı takdirde, bugün benim için söz konusu olan sakıncalar yarın o arkadaşımız için de söz konusu olacaktır. Bu durumda, onun da çekilip yerine bir başkasının imza atmaya başlaması gibi sonuç olarak bizim için güçsüzlük belirtisi olacak bir sıra izleme gereği doğacaktır. Bilmem bu yolu ne dereceye kadar doğru bulursunuz? Gerçekten de ben, özellikle işin başlangıcında, bir saldırı hedefi olarak görülmüştüm. Ancak hem içeriden hem de dışarıdan beklenen saldırılar yapılmış, Tanrı'ya şükür hepsi de amacımıza uygun olarak sonuçlanmıştır. İstanbul Hükümeti ve kötülüğümüzü isteyenler, her girişimlerinde yenilmişlerdir. Yabancılara gelince; Amerikalılar, Fransızlar ve İngilizlerle pek ciddi temaslar yapılmış; bunların Sivas'a kadar gelen yetkili memurları lehimizde olmuşlar, bizimle iyi ilişkilere girişmişlerdir. Bizim de içinde bulunduğumuz Kuvayı Milliye'nin bir iki kişinin kışkırtmasından doğmuş bir hareket olmayıp tam anlamıyla ulusal nitelikte genel bir hareket olduğunu bize de bilgi vererek bağlı bulundukları makamlara rapor halinde bildirmişlerdir. Bir de ülkemizde, bilinen ahlaksızlık gereği bazı kirli vicdanlı insanların, bu gibi hareketlerde az çok önayak olanlara ilişkin çıkardıkları dedikodunun önüne geçmek olanaklı değildir. Bu duygusal davranış her ulusta da aynıdır. Bu türlü sakıncalara karşı burada düşünülen tek çare, bizim sarsılmaz bir dayanışma ve içtenlikle yüce hedefimize doğru yürümekte bir an olsun kararsızlık göstermemekliğimizdir. Benim, kamu yararıyla ilgili iş ve hareketlerimizde kişisel görüşlerimle değil bütün saygıdeğer arkadaşlarımın vicdan ve gönül birliğiyle hareketi yeğlediğim siz kardeşimce de bilinmektedir. Bununla birlikte bu hususta siz kardeşimin hatrına gelebilecek daha başka düşünceleri de bildirmenizi bekler, üstün saygı ve içtenlikle gözlerinizden öperim, kardeşim.

Mustafa Kemal

 

          Beyler, İstanbul Hükümeti'yle haberleşmeyi kestiğimiz 12 Eylül 1919 tarihinden sonra, Ferit Paşa Kabinesi'nin düştüğü tarihe dek geçen süre içindeki değişik tarihlerde, yine Padişah'a, yabancı devlet temsilcilerine, İstanbul Belediyesi'ne ve bütün basına çeşitli muhtıra ve bildiriler yazıldı.

         

          Padişah'ın Bildirisi

          20 Eylül 1919 tarihli, Sadrazam Damat Ferit Paşa imzalı bir genel duyuruyla Padişah'ın da bir bildirisinin yayınlandığını anımsayacaksınız. Bu bildirinin dikkate değer noktalarını yine anımsatmak isterim. Bu noktalara sırayla işaret edeceğim :

1- Hükümetin güttüğü siyaset sonunda, İzmir'de meydana gelen facialar, Avrupa devletlerinin ve uygar ulusların dikkatini çekti ve bize karşı sevgi uyandırdı.

2 - Bir özel heyet, yerinde yansız olarak, soruşturmaya başladı. Hakkımız uygar dünyanın gözleri önüne serilmektedir.

3- Ulusal birliğimizi bozacak hiçbir karar ve öneri olmadı.

4- Bazı kimselerce halk ile hükümet arasında sözde bir anlaşmazlık varmış gibi ilan ediliyor.

5- Bu durum, yasal koşullar içinde bir an önce yapılmasını istediğimiz seçimleri de geri bıraktırıyor ve barışın yaklaşmakta bulunduğu bir sırada, varlığı zorunlu olan Mebuslar Meclisi'nin toplanmasını da geciktirecektir.

6- Bugün yurttaşlarımdan beklediğim, hükümetin buyruklarına tümüyle uymaktır.

7- Büyük devletlerin hak verici duyguları, Avrupa ve Amerikan kamuoyunun ölçüseverliği, yakında durumumuzu ve onurumuzu koruyacak bir barışa kavuşma umudumu güçlendirmektedir.

          Yüksek heyetinizce de bilinmektedir ki bu bildirinin yayınlanması ve dağıtılması, bizim, ülkeyle İstanbul Hükümeti arasındaki haberleşme ve ilişkileri kestiğimiz ve bu noktada ısrar etmekte bulunduğumuz günlerde olmuştur. Herhalde verdiğimiz talimat ve genel buyruklara uyulduğu takdirde, bu bildirinin hiç bir yerden alınmaması ve ulusa da okutturulmaması gerekirdi. Oysa şimdi arz edeceğim bir telgraftan, karar ve tebliğlerimize aykırı ve görüşümüze büsbütün ters düşen bu bildirinin bazı yerlerden alındığı anlaşıldı.

           Trabzon Mevki Komutanı'na, 
          Yüce Padişah Hazretleri'nin ulusuna karşı yayınlamak lütfunda bulundukları bildirinin derhal memurlara ve kent halkına duyurulması gerekir. Ta ki, iş başındaki hain hükümetin, melek huylu Padişahımız Efendimiz'i ne kadar küstahça bir cüretle daha aldatmakta olduklarını anlamayanlar kaldıysa iyice öğrensinler. Ulus ve ülkesi için mübarek yüreklerinin ne kadar büyük bir sevgi ve koruyuculukla dolu olduğunu gösteren bu bildiride, en açık bir biçimle göze çarpan nokta, kabinenin haince hareketi hakkında Halifelik makamına ulusça arz olunan şikayetnamenin daha Padişah Hazretleri'nin bilgisine ulaşmamış bulunmasıdır. Çünkü, ulusa ve yurda karşı doğrudan doğruya kabine üyelerince yöneltilen ihanet kamasını görüp bilmiş olsalardı, bu hainleri bir dakika bile yerlerinde tutmayacaklarına mübarek bildirideki ifade içtenliği en büyük tanıktır. Bu hainler, bu gerçeği bildikleri için, Halifemiz Efendimiz'i doğrudan doğruya ulusla karşı karşıya getirmiyorlar. Bu durumda ulusa düşen görev, şanlı Padişahına olan sonsuz sevgi ve bağlılığını birbiri ardınca yineleyerek göstermekle birlikte bütün ulusun ve ordunun ayrılmaz bir bütün olarak, ulus varlığını ve ülkeyi kurtarmaya çalıştıklarını, ancak bu hain kabinenin, ulusun bağlılık belirten bu meşru hareketini Padişahımız Efendimiz'den gizleyerek büsbütün ters bir şekilde göstermiş oldukları gerçeğini, dün karar verildiği üzere, Halifelik aracı kullanmadan arz etmek ve duyurmaktır. Erzurum halkının bu yolda yazacakları telgraf sureti oraya bildirilecektir.

21.9.1919

15'inci Kolordu Komutanı Kazım Karabekir

 

           Kazım Karabekir Paşa, bu telgrafını şöyle bir notla bize de bildiriyordu :

          Bu konuda yüksek düşünceleriniz var mı? Bu kutsal bildiri, ulusun padişahına karşı gerçeği bildirmesine yeniden fırsat vermiştir. Erzurum halkı, kabinenin bütün cinayetlerini tekrar etmek suretiyle yeniden huzura maruzatta bulunacaktır. Bunun suretini ya çekilmek üzere ya da bilgi için sayın heyetinize takdim edeceğim.

Kazım Karabekir

 

           Makine başında buna cevap olarak bildirdiğimiz görüş şuydu :

          Ferit Paşa Kabinesi'nin canice iş ve hareketleriyle ilgili belgelerin aldatıcı bildirinin Bâbıâli'de hazırlanmakta olduğunu daha önce haber almış olduğu yüksek malumlarıdır. Böyle olsa bile bu bildirimle padişahın bildirisini birbiriyle karşılaştırarak muhakemeye dayanan bir sonuç elde etmek ve gerçek durumu kavramak pek olanaklı değildir. Bu bakımdan ve biz aslında böyle bir aldatıcı bildirinin Bâbıâli'de hazırlanmakta olduğunu daha önce haber almış olduğumuzdan bunun ulusun zihnini bulandırmasını önlemek için İstanbul'dan alınmamasını uygun bulmuştuk. Zaten İstanbul'la resmi haberleşmenin kesilmiş bulunması dolayısıyla, doğrudan doğruya Saray'dan değil, yine Ferit Paşa'nın notuyla Bâbıâli'den verilen bu bildirinin Sivas, Ankara, Kastamonu ve öteki merkezlerde olduğu gibi hiçbir yerden alınmamış olduğunu sanıyorduk. Bu bildiriyi almak için daha önce, ulusun padişaha durumu ve gerçeği anlatmasına izin verilmesi gerekirdi. Bu nedenle bildirinin yayılıp herkese duyurulmasına aracılık etmeyi yararlı bulmuyoruz. Öyle var ki bu bildiri Trabzon, Erzurum ve Sivas gibi merkezlerde ilgililerce okunmuş bulunduğuna göre, düşündüğümüz gibi her merkezden İstanbul'a bir telgraf çekilmesi uygun olur.

Mustafa Kemal

 

          Padişah'ın bu bildirisinin, kamuoyunda yaratacağına kuşku olmayan olumsuz etkinin bir dereceye kadar olsun önüne geçebilmek için, bu bildiride yer alan düşünceleri yalanlamaya ve çürütmeye yarayacak biçimde Padişah'a bir yanıt yazmayı ve bunu ülkeye yayıp duyurmayı tek çıkar yol olarak düşündük ve öyle yaptık.

 

           Halit Bey'in Trabzon ve Çevresinde Ulusal Örgüt Kurmak Üzere Görevlendirilmesi

          Beyler, Trabzon'da bir iki kişinin, pek yurtsever ve saygıdeğer Trabzon halkının hiçbir bilgisi bulunmamasına karşın, onlar adına, oradaki ulusal varlığı kendi şahıslarında temsil etmeye kalkıştıkları ve bu yüzden ulusal girişim ve kararların gerektiği biçimde uygulanıp yerine getirilemediği kanısına vardım. Trabzon'da vali bulunan Galip Bey adında bir kişinin de olumsuz akım yaratmakta rol oynadığını anladım. Bunun üzerine, Trabzon yakınında Torul'da bulunan ve daha tümenine komutaya başlamamış olan Halit Bey'in Trabzon çevresinde ulusal örgüt kurmak üzere görevlendirilmesi uygun bulundu ve bu düşünce Kolordu Komutanı'na bildirildi. 20 Eylül 1919 tarihinde alınan yanıtta: İngilizlere karşı gizlenmekte olan Halit Bey'in yaradılışı dolayısıyla ortaya çıkarabileceği durumların, bu nazik zamanda belki düzeltilmesi olanaklı olamaz, yolunda bazı düşüncelerden sonra Halit Bey haberim olmadan maruzatta bulunsa bile yerine getirilmemesi bildiriliyordu.

          Kazım Karabekir Paşa'nın bu telgrafına verdiğimiz karşılıkta, İngiliz engelinin bizlerce söz konusu olamayacağını, şiddetli ve kesin hareket sakıncalı görüldüğüne göre, Trabzon'da durumun düzeltilmesi neye ve ne gibi bir önleme bağlıysa onun doğrudan doğruya kendisince alınmasını, 22 Eylül 1919 tarihli bir şifreli telgrafla rica ettik.

          Bizim, 15'inci Kolordu Komutanı'yla bu haberleşmeleri yaptığımız tarihlerde, Torul'dan Yarbay Halit Bey de doğrudan doğruya bizimle haberleşmeye başladı. Kendisini yanıtsız bırakmamak ve durumu aydınlatmak üzere karşılık verdik.

          15 inci Kolordu Komutanı'nın bir bakıma bizim 22 Eylül 1919 tarihli telgrafımıza cevap oluşturan, 27 Eylül 1919 tarihli bir şifreli telgrafını aldık. Bunda, halkı, önce aydınlatma ve doğru yola çekme görevini yaptıktan sonra karşı gelenler görülürse onları da müstahak oldukları davranışa uğratmaktan ibaret olan ve pek büyük deneyimlerle elde edilen ilkesini aynen Trabzon çevresinde uyguladığını belirttikten, 9 uncu Tümen Komutanı Rüştü Bey' in kurmay heyetiyle birlikte 3'üncü Tümen Komutanlığı Vekilliği'yle Trabzon'a gönderdiğini, Halit Bey'i Trabzon için uygun bulmadığını bildirdikten sonra, İngilizlerle ilgili görüşe gelince, bana kalırsa, elden geldiği sürece açıktan ve belirli bir düşmanlıktan kaçınmayı yeğlerim kanısı ileri sürülüyordu.

          Buna verdiğim 29 Eylül 1919 tarihli özel yanıtımda şunları yazdım :

          Trabzon ilinde halkın ne düşündüğü konusunda buraca da aydınlanılmıştır. Trabzon merkezi dışında, bütün ilçe ve sancaklarıyla haberleşilmektedir. Merkezdeki gergin durum da valinin tutuklanıp uzaklaştırılmasından sonra ortadan kalkmıştır. (Buyruğum üzerine valiyi tutuklayarak göz altında Erzurum'a gönderen Halit Bey'dir) Rüştü Bey'in 3'üncü Tümen Komutanlığı Vekilliği'yle Trabzon'a gönderilişinde hatrıma gelen noktaları arz edeceğim.

          Önce, valiyi tutuklayan Halit Bey'dir. Birkaç gün sonra Rüştü Bey'in bu şekilde gönderilmesi, Halit Bey'in hareketini oradaki kötü niyetlilere karşı eleştirmek gibi olabilir. İkincisi, Halit Bey, nazik durumlarda tümeninin başına geçmeyi beklerken bugün geçirmekte olduğumuz ciddi ve tarihsel anlarda, başka bir kişinin yerine geldiğini görmekten üzüntü duyabilir. Bu tutumdan cayılmasını rica ederim. Bununla birlikte kolordunuzun askeri işlerine karışmak istemem.

          Kazım Karabekir Paşa'nın verdiği 2 Ekim 1919 tarihli uzun yanıtta, bu işlemin Halit Bey'in başvurusu üzerine yapıldığını ve kendisine durumu iyice anlatmak için Erzurum'a davet edildiğini bildirdi. Oysa 1 Ekim 19l9 tarihinde 3'üncü Tümen Buyruk Subayı Üsteğmen Tarık imzasıyla Başyaverim Cevat Abbas Bey'e gelen özel bir şifrenin son cümleleri şöyleydi :

          Son günlerde Komutan Bey, 3'üncü Tümen'in bugünkü komuta durumunun değiştirilmesini kolordudan istedi. Kolordu bu öneriyi kabul etmez ve yerine getirmezse buyruk almadan komutayı ele alacağını ve daha önce alınan karar uyarınca kolordudan ayrılarak doğrudan doğruya Kurultay'ın buyruğunda olacağını arz ederim. Paşa Hazretleri'ni gerektiği şekilde aydınlatınız efendim.

        Bu tarihten on beş gün sonraydı. Kazım Karabekir Paşa'dan 17 Ekim 1919 tarihli şu telgrafı aldım :

        Kendi bölgemde ulusal isteğin gerçekleştirilmesi ve yerine getirilebilmesi için son noktaya kadar askerlikten ve komuta zincirinin gereklerine uymaktan ayrılmamayı, geleceğin disiplini bakımından da son derece gerekli görüyorum. Cüretlilik ile ileri görüşlülüğün bağdaştırılamadığı yerlerde ve işlerde, sonuç pek parlak da olsa, bunun tez elden tersine döndüğü ve yararsız kaldığı örnekleriyle görülmüştür. Özellikle İngiliz, Fransız temsilcilerinin bulunduğu Trabzon çevresinde, komuta zincirine değer verilmesine, pek uyanık ve ileri görüşlü davranılmasına büyük bir ihtiyaç duyulmaktadır. Ne yazık ki verdiğim açık talimata karşın Halit Bey'in kendi kendine ve askeri giysisiyle valiyi tutuklayarak gösterdiği tuhaflık dillere destan olmuştur. (Halit Bey'i bu işe yöneltenin kim olduğunu arz etmiştim) Seçimler konusunda da bu biçimde etkinlik gösterirse kendisi için İngilizlere bir çıkış daha yapılması ve güç bir duruma düşülmesi kaçınılmaz olur (Seçimler konusunun çabuklaştırılması ve ulusal isteğe uygun bir sonuca bağlanabilmesi için Halit Bey'e ve gereken daha birçok kişiye yardım ve çabada bulunmaları özellikle rica edilmişti.) Bir de İngilizlerce yapılacak çıkışın kaçınılmaz ne gibi bir durum yaratabileceğini, kendi durumunu göz önüne getirerek bir türlü anlayamamış olduğunuzu itiraf edeyim. Bunun için adı geçen kişiyle haberleşme yapılmayarak, yüksek isteklerinizin yerine getirilmesinde kendi aracılığımı istirham ederim. Adı geçenin kişiliği, her türlü iddianın ötesindeyse herhangi bir bölgeden milletvekili seçilmesine ilişkin yüksek düşüncelerinizin bildirilmesi arz olunur.

          Bu telgrafa 19 Ekim 1919 tarihinde yalnızca şu yanıtı verdim :

         Halit Bey'in milletvekili olmak ya da olmamak konusundaki eğilimlerini bilemediğimden bu hususta görüş bildiremeyeceğim efendim.

Mustafa Kemal

 

          Beyler, Ferit Paşa Kabinesi'nin düşmesine dek geçen 9 gün içinde karşılaştığımız sorunlar çeşitlidir. Engeller ve zorluklar az değildi. Bunların hepsini saymak ve açıklamaya kalkışmak yüksek heyetinizi çok yorabilir. Bu nedenle bu evreyi tamamlayacağını sandığım bazı noktalara yalnız değinmekle yetineceğim.

          Ali Galip'in önerisi üzerine, İstanbul Hükümeti'nce Dersim Mutasarrıflığı'na atandığı anlaşılan ve Sivas'a gelen Osman Nuri Bey 8 Eylülde Sivas'ta alıkonuldu. Ulusal akıma karşı haince hareketlerde bulunduğu ortaya çıkan Ankara Valisi Muhittin Paşa, belli bir amaçla geziye çıkmıştı. 13 Eylülde Çorum'da bulunuyordu. Muhittin Paşa'nın yakalanıp korumalı olarak Sivas'a gönderilmesi için Ankara'da Kolordu Komutanı'na ve Samsun'da 5 inci Kafkas Tümeni Komutanı'na buyruk verildi. Muhittin Paşa tutuklu olarak Sivas'a getirilmiştir. Kendisiyle bizzat görüştüm. Gereken öğüt ve uyarılandan sonra yaşına saygıyla Samsun üzerinden İstanbul'a gönderdim. Çorum Mutasarrıfı Samih Fethi Bey de üç dört gün sonra özel olarak Sivas'a davet olundu. Ulusal Mücadele'ye karşı geldikleri anlaşılan Niğde Mutasarrıfı, muhasebecisi ve komiserinin korumalı olarak Sivas'a gönderilmeleri için 15 Eylülde Niğde'de Tümen Komutanlığı'na buyruk verildi.

          Kastamonu Valisinin İstanbul Hükümetince Değiştirilmesi ve Bundan Çıkan Olay

          Beyler, Kastamonu'da vali bulunan İbrahim Bey, ben ordu müfettişiyken kurmay başkanım olan Albay Kazım Bey'in şahsen tanıdığı bir kişiydi. Bu nedenle kendisine her türlü sır bildirilmişti. Aramızda şifreli haberleşmeler yapılıyordu. Kendisi İstanbul Hükümeti'nce İstanbul'a davet edildi. Bu daveti yerine getirmemesi gerekirken anlaşılmaz gerekçe ve düşüncelerle İstanbul'da tutuklanmak için Kastamonu'dan ayrılmıştı. İstanbul, İbrahim Bey'in yerine bir başkasını Kastamonu'ya vali olarak atamıştı. Bu kişi, Eylülde İnebolu'ya varmış bulunuyordu. Kendisinin tutuklanmasını oradaki ilgililere buyurduk. Bu konuda ilgi çekici küçük bir şey geçti. İzninizle biraz ayrıntılı anlatayım : Kastamonu bölgesinde ve Kastamonu il merkezinde gevşeklik ve zayıflık belirtileri görülmeye başlayınca, Kastamonu'ya güvenilir ve güç sahibi bir subayın gönderilmesini Ankara'da bulunan Ali Fuat Paşa'dan rica etmiştim. Fuat Paşa, Kastamonu Bölge Komutanı sıfatıyla oraya Albay Osman Bey'i göndermişti. Osman Bey, tam 16 Eylül günü Kastamonu'ya varmıştı. Biz de kendisinden yeni gelen vali için verdiğimiz buyruğun uygulanmasını bekliyorduk. Arz ettiğim buyruğu verdikten sonra uygulama ve yürütme hakkında telgraf başında bilgi bekliyordu. Gece olmuştu. Kastamonu'dan benimle konuşarak istediğim bilgiyi verecek bir kimseyi bulamıyordum. Sonunda, 16/17 Eylül gecesi, Kastamonu ve dolayları Komutanı Albay Osman Bey, Kastamonu telgrafhanesine geldi ve aynen şu telgrafı verdi :

          Bugün Kastamonu'ya geldim. İstanbul Hükümeti'nin adamları, Vali Vekili ve Jandarma Komutanı'nın oyunuyla evimde tutuklandım. Yurtseverlik örneği subaylarımızın yardımlarıyla şimdi kurtuldum. Ben de Vali Vekili'ni ve Jandarma Alay Komutanı'nı birlikte tutuklattım. Telgrafhaneyi işgal ettim. Buradaki durum önemlidir. Kurultaydan istirham ediyorum, buraya aldığı bütün kararlarıyla ilgili bilgi vererek sayın Kastamonu halkını aydınlatsın. Yeni Vali'nin İnebolu'ya indiği haber alındı. Hakkında nasıl bir işlem yapılacaktır? Burada, Vali Vekili ve başkalarının atanması konusunda Ulusal Kurultay'ın bana yetki vermesini ve bu istirhamımla ilgili yanıtı şu anda makine başında beklemekte olduğumu arz ederim.

          Osman Bey'le makine başındaki görüşmemiz şu biçimde sürdü. Kendisinden sordum:

          "Şimdi orada duruma egemen misiniz? Ne kadar gücünüz vardır? Orada ilin ileri gelenlerinden güvenilir kim vardır? Yeni atanıp İnebolu'ya geldiği haber alınan valinin adı nedir?"

          Osman Bey'in yanıtı şuydu : Şu anda ile egemen durumdayım. Her halde, Kurultay'ın bana yardımcı olması ve beni aydınlatması gerekir. Atanan valinin Konya Valiliği'nden emekli, çok eski bir kişi olduğu söyleniyor. Adı Ali Rıza'dır. Gücüm iki yüz elli kişilik bir tabur ve dört tüfekli, bir ağır makineli bölüğünden ibarettir. Daha halkla görüşülememiştir. İlin ileri gelenlerinden Defterdar Ferit Bey vardır."

          Osman Bey' e şu buyruğu verdim : " Şimdi siz Vali Vekilliği'ni kendi üzerinize alınız. Bütün askeri ve sivil kuvvetleri elinizde tutmaya tam olarak yetkilisiniz. Gelmekte olan valiyi hemen tutuklatacak çabuklukta önlemler alınız. Yaptıklarımıza açıktan açığa karşı koyanlara karşı kararsızlığa düşmeden silah kullandırınız. İl defterdarı, benim Diyarbakır'dan tanıdığım Ferit Bey'se size yardım etmesi gerekir. Bolu mutasarrıfına, aldığınız durumu ve yetkiyi hemen şimdi bildirerek onun da İstanbul'a karşı aynı biçimde hareket etmesini tarafımızdan söyleyiniz. Sinop Mutasarrıfı Mazhar Tevfik Bey'e de benim tarafımdan aynı talimatı veriniz. Yanınızda hangi şifre anahtarı vardır?"

          Osman Bey'in yanıtı : " Vali Vekilliği'ni Defterdar Ferit Bey'e vereceğim, kendi üzerime alamayacağım. Bildiğiniz Ferit Bey'dir. Sinop mutasarrıfı bildiğinizdir; kendisi görevden alınmıştır. Vekilliği Jandarma Tabur Komutanı Remzi Bey'dedir. Mazhar Tevfik Bey'in Sinop'ta olduğu bildiriliyor. Şifre anahtarı tutuklu alay komutanındadır; istendi, alacağım yanıta göre arz ederim, efendîm."

          "Yanınızda başka şifre anahtarı var mıdır? Ferit Bey şimdi nerededir? Durum hakkında bilgisi var mıdır?" diye sordum.

          "Durumdan bilgisi yoktur, şimdi çağrıldı, gelecektir. Ben hiç şifre anahtarı almadım; çünkü tutuklanacağımı bilmiyordum, makam şifresiyle yazarım umudundaydım." yanıtını verdi.

          "Oradaki Jandarma Tabur Komutanı kimdir; ne kadar jandarma gücü vardır; buyruğunuz altına girdi mi?" sorusunu yazdırdım. Buna da verdiği yanıtta : "Jandarma Komutanı Emin Bey, yanımda ve benimle işbirliği yapmıştır. Merkezde jandarma sayısı otuz beş kadardır. Polis Müdürü Halil Bey de yanımda ve benimle işbirliği etmiştir. Polis sayısı kırktır. Piyade Tabur Komutanı Şerif Bey biraz budala olduğundan şimdilik tutuklanmıştır. Jandarma Tabur Komutanı Emin Bey, yüzbaşıdır. Defterdar Ferit Bey geldi, yanımdadır."

          "Emin Bey' i biraz anlatır mısınız" sorusuna 1902 (318) çıkışlı, Üsküp'lü Emin, tanırsınız. Ayrıca ellerinizden öpüyorlar."

          Bunun üzerine şu satırları yazdırdım : "Emin Bey'i tanırım, teşekkür ederim. Ferit Bey'e durumu anlattınız mı? Önemli hususlar makam şifresiyle bildirilebilir. Sinop Mutasarrıf Vekili olan Jandarma Komutanı güvenilir bulunmadığı takdirde, yerine sizce uygun görülecek birinin vekilliğe getirilmesi için gerekli olan önlemler düşünülmelidir. Yardıma ihtiyaç duyuyor musunuz?"

          0sman Bey  :"Güce ihtiyaç duyup duymadığımı daha sonra arz edeceğim. Jandarma Tabur Komutanı yeni geldiği için durumu anlaşılamamıştır, efendim." yanıtını verdi. Osman Bey'e başka bir söyleyeceği olup olmadığını ve Ferit Bey'le durum değerlendirmesi yapıp yapmadıklarını sorup anladıktan sonra, şu telgrafı yazdırdım :

          Osman Bey'e ve Ferit Beyefendi'ye,

         Alınacak önlemler ve yapılacak işlerinizde başarılar dilerim. Bize durumunuzdan ve gelmekte olan valinin tutuklandığından haber vermenizi bekleriz.

Mustafa Kemal

            Kastamonu da İstanbul'a Karşı Hareket Ediyor

          Ferit Bey, Vali Vekili; Albay Osman Bey, Kastamonu ve dolayları komutanı olarak etkinliğe geçtikten bir iki gün sonra, kendilerini yine telgraf başına çağırarak bilgi istemiştim.

İstanbul'da gereken makamlara, istenildiği biçimde ve halkın imzasıyla telgraflar çekildiği, bütün illere ve sancaklara da bu telgrafların duyurulduğu bildirilmekle birlikte birtakım sorular da soruluyordu. Sözgelimi, "Halk diyormuş ki :

1 - Öteki illerin kamuoyu bizimle birlikte değiller midir?

2 - Bu olağandışı durum ne zamana dek sürecektir?

3 - Kabinenin direnmesine karşı ne gibi önlem buyuruldu? Lütfen bizi aydınlatınız Paşam!"

          Halk adına yöneltilen bu soruların Vali Vekili ve Komutan Beylerin de zihinlerini işgal etmekte olduğunu hesaba katarak ona göre yanıt vermek yorgunluğuna değerdi. Bunun için Sivas-Kastamonu telini saatlerce işgal eden uzun bilgi verildi ve açıklamalar yapıldı. Bu açıklamaları şöylece özetleyebilirim :

1- Ulusal kaynaşma, yurdun her köşesinde güçlü ve ateşli bir biçimde vardır. Bütün illerin en ufak köylerine varıncaya dek halk, en ufak birliğine kadar da bütün ordularımız tam bir duyarlık içinde ve tam bir birlik durumunda, bildirilen kararlan uygulamakta ve yürütmektedirler. Halkın ikinci ve üçüncü sorusuna yanıt olmak üzere de :

2 - Ne zaman Kastamonu halkı bu durumu olağandışı bulup kaygıya düşmek zayıflığından kurtularak amacımıza ulaşıncaya dek dayanmakta kararsızlık göstermezse işte o zaman bu olağandışı durum kendiliğinden ortadan kalkacaktır. Kabinenin direnmesi doğaldır. Buna karşı başka bir önleme girişmeden önce, ilk önlemimizi hakkıyla ve her yerde kesinlikle uygulama çarelerini düşünelim. Sözgelimi, Bolu'nun durumu hakkında ne yapılmıştır? Bolu kesimine dek olan bütün yerlerin İstanbul'la resmi haberleşmelerinin kesildiğinden emin miyiz? Bununla ilgili olarak beklemekte olduğumuz bilgiler daha gelmemiştir. İşte, bu dediğim önlem İstanbul'a kadar yaygınlaştırıldığı takdirde, kabinenin direnmeye gücü kalmayacağını sanırım. Bununla birlikte bundan sonra da pek cahilce ve pek ahmakça bir inadı sürdürmek isterlerse herhalde daha etkin önlemler uygulanmasına olanak vardır.

          Bundan sonra Vali ve Komutan'ın verdiği bilgilerden şunlar anlaşıldı. İnebolu'dan İstanbul'a geri gönderilen yeni Vali, Zonguldak'ta, Dahiliye Nazırı'ndan şöyle bir buyruk almış :

          "Bolu ve çevresi serbesttir. Zonguldak'a çıkınız. İlin gereken yerleriyle haberleşiniz ve son gelecek buyruğa dek orada bekleyiniz."

Gerçekten yeni Vali Zonguldak'ta kalmış ve çevreye gözdağı vermeye başlamış. Ferit ve Osman Beyler, Zonguldak Mutasarrıfı'na yeni Vali'nin tutuklanıp karadan Kastamonu'ya gönderilmesini buyurmuşlar. Mutasarrıf bunu yapmamış. Bununla birlikte durumu öğrenen yeni Vali orada barınamayarak İstanbul'a dönmüş.

          Ali Fuat Paşa Batı Anadolu Kuvayı Milliye Komutanı

          Bir ilgiyle arz etmiştim ki 20'nci Kolordu Komutanı Ali Fuat Paşa, Kurultay adına kimi kararlar alıp hazırlıklar yapmıştı. Ali Fuat Paşa'ya Kurultayca "Batı Anadolu Kuvayı Milliye Komutanı" unvanı verildi. Paşa, Eskişehir ve dolaylarını ulusal bir bölge olarak kabul edip komutanlığına Süvari Yarbayı Atıf Beyi Afyonkarahisar dolaylarını da ulusal bir bölge olarak kabul edip komutanlığına 23'üncü Tümen Komutanı Ömer Lütfi Bey'i atamıştı. Bu tümenle Anadolu'ya geldiğimizin daha ilk günlerinde bağlantı kurup ilgilenildiğini o günlere ilişkin açıklamalarım arasında belirtmiştim. İstanbul Hükümeti, Fuat Paşa'nın yerine Hamdi Paşa'yı atamış ve göndermişti. Hamdi Paşa, Eskişehir'e dek geldi. Orada kendisine, 16 Eylülde İstanbul'a dönmesi gerektiği bildirildi. İngilizler, Eskişehir Bölgesi Kuvayı Milliye Komutanı Atıf Bey'i tutuklayıp İstanbul'a gönderdiler. Kuvayı Milliye Komutanı olan bir kişinin, kendisini kolaylıkla düşman eline düşürmeyecek önlemleri almış olması gerekirdi. Bu konudaki gaflet ve önlemsizlik kendisini kurtarmak için uzun zaman birbiri ardınca girişimlerde bulunmamızı gerektirdi. Bildiğiniz üzere, o tarihlerde Eskişehir'de İngiliz birlikleri vardı. Fuat Paşa, toplayabildiği ulusal güçlerle birlikte Eskişehir'e yakın Cemşit'e gitmişti. Eskişehir'i uzaktan çevirtti. Eskişehir' de bulunan İtilaf Güçleri Komutanı General Soli Fulut'un (Solly Flood'un) Fuat Paşa'ya gönderdiği bir mektupta kullanılan ifadeler ve Kuvayı Milliye'nin tanıtma biçimi, ulusal komutanlarımızın ve Kuvayı Milliye'mizin yüksek onur ve saygınlıklarına karşı bir saldırı sayıldığından ve adı geçen Generalin hak ve etkisi dışında görüldüğünden bu konuda İstanbul'da bulunan İtilaf Devletleri siyasal temsilcilerinin bir muhtırayla dikkatleri çekilmişti. 25 Eylül 1919 tarihinde General Soli Fulut'un (Solly Flood'un) Fuat Paşa'ya gönderdiği bir kurmay Binbaşıyla Eskişehir İngiliz Denetim Subayı'ndan oluşan bir kurul, İngilizlerin, iç işlerimize ve Ulusal Mücadele'mize asla karışmayacakları konusunda söz verdiler. Bu sıralarda, İngilizler, Merzifon'da bulunan güçlerinin geri çekilmesine memnun olup olmayacağımızı öğrenmek istemişlerdi. Elbette pek memnun olacağımızı bildirmiştik. Gerçekten de oradaki güçlerini bütün ağırlıklarıyla birlikte önce Samsun'a çektiler, daha sonra oradan da İstanbul'a götürdüler. Eskişehir'e egemen olduktan sonra, Fuat Paşa'yı Bilecik ve Bursa yörelerine göndermeyi düşünüyorduk.

           Konya Valisi Cemal Bey İstanbul'a Kaçıyor ve Konya Halkı da İstanbul'u Tanımıyor

          Beyler, Konya'da Vali bulunan Cemal Bey, Ferit Paşa Kabinesi'nin Anadolu'da önemli bir dayanak noktası durumuna geldi. Ordu Müfettişi olan Cemal Paşa'nın İstanbul'a gidip dönmemesi, orada bulunan Kolordu Komutanı Selahattin Bey'in kararsızlık içindeki tutum ve davranışları ve sonunda da haber vermeden İstanbul'a çekip gitmesi, Konya ve dolaylarını Vali Cemal Bey'in hükmü altında bırakmıştı. Oraya, amacı iyice kavramış bir kimsenin gönderilmesi gerekiyordu. Sivas'tayken yanımızda bulunan Refet Bey'in gönderilmesi uygun bulundu. Refet Bey hareket etti. Konya'da, Temsil Heyeti'nce gönderilen bir komutanın gelmekte olduğu haber alınınca yurt sevgisiyle dolu kimseler canlanmıştı. Ancak öte yandan da Vali Cemal Bey, hapishanede ne kadar kanlı katil ve tutuklu varsa hepsini çıkarıp silahlandırarak kendine bir güç yapmak istemişti. Konya'nın sayın halkı, bu alçakça harekete karşı ayaklanarak yurtseverliğin gerektirdiği şeyin yapılmasına karar vermiş; bunun farkına varan Cemal Bey de 26 Eylül'de İstanbul'a kaçmıştır. Halk, Belediye'de toplanarak Hoca Vehbi Efendi'yi Vali Vekilliği'ne getirmişti.

           Refet Bey'in Yerinde Olmayan Kimi Önerileri

          Beyler, dikkate değer bir noktadır. Şu anda hatrıma geldi. Yüksek Heyetinize arz etmeden geçemeyeceğim. Sivas-Konya yolu üzerindeki bir telgraf merkezinden Refet Bey'in özel bir telgrafını aldım. Refet Bey, bu telgrafında Konya ve dolaylarında başarı sağlanabilmesi için, kendisine İkinci Ordu Müfettişliği unvan ve yetkisinin verilmesi gereğini bildiriyordu. Refet Bey birçok zaman sonra Ankara'da bulunduğum sırada, Bolu ve dolaylarındaki asilerin tepelenmesiyle görevlendirildiği zaman bile, orada bir şifreyle ve halk üzerinde önemli etkisi bulunacağı gerekçesiyle benden, kendisine paşa unvanının verilmesini istemişti. O zamanlar Refet Bey'in gerek birinci gerek ikinci isteklerini yerine getirecek resmi bir mevki ve yetkide bulunmadığımı açıklamaya gerek yoktu: Özellikle Refet Bey'in bunu çok iyi bilmiş olmasından kuşku edilebilir mi? Refet Bey, bu isteklerini yerine getirtmek için, dolaylı yoldan benim İstanbul Hükümeti'ne aracılık etmemi istiyordu da denemezdi. Çünkü dünyaca bilinmekteydi ki ben ordu müfettişliğinden ve askerlikten istifa etmiş olma bir yana, Padişah ve İstanbul Hükümeti'nce de kovulmuş ve idama mahkum edilmiş bulunuyordum. Çalışmalarım bir Kurultay'ın seçmiş olduğu bir heyet içinde, yani bir Temsil Heyeti içinde ve onun adına idi. Ulusal amaca hizmet için çalışmak ve özellikle bu konuda başarıya ulaşmak için, resmi bir unvan ve yetki koşulu var idiyse, o koşul zaten benim kendimde yoktu. İçinde bulunduğum durum ve şartların nelerden ibaret olduğu anlaşıldıktan sonra, başarıya ulaşabilmek için, benden resmi formalitelere bağlı unvan ve yetki beklenemeyeceği doğaldı. Esasen, biz Refet Bey'i Konya'ya gönderirken kendisine, amaca uygun bütün iş ve etkinlikler için tam ve geniş bir yetki vermiştik. Bunun kullanılması ve yerini bulabilmesi, onun göstereceği kişisel güç ve erke bağlıydı.

          Beyler, her yanı etkinlik göstermeye ve ulusal örgütler kurmak için yöneltmeye çalışırken, İstanbul Hükümeti'nin umuncuna hizmet eden bazı sivil yönetim amirlerinden, sözde manevi birer gözdağı olabilecek telgraflar da alıyorduk. Sözgelimi, Urfa Mutasarrıfı Ali Rıza adında biri tarafından, yaptıklarımızın İtilaf Devletleri'ne karşı bir saldırı gibi sayıldığı, bu yüzden bütün Osmanlı ülkesinin İtilaf Devletleri'nce askeri işgal altına alınarak Türk Hükümeti'ne son verileceği, temas sonucu elde ettiği bilgilere dayanılarak belirtiliyor ve kabineyle uzlaşma önerisinde bulunuluyordu. Bu telgrafın mutasarrıfa yabancılarca dikte ettirildiğine kuşku yoktu. Buna elbette gerektiği biçimde karşılık verildi.

          General Harbord Heyeti ve Generale Verdiğim Yanıt

          Beyler, hatırlarınızda olsa gerektir ki ülkemizde ve Kafkasya'da incelemeler yapmak üzere Amerikan Hükümeti General Harbört'ün (Harbord'un) başkanlığında bir heyet göndermişti. Bu heyet Sivas'a geldi. 22 Eylül 1919 günü General Harbört'le (Harbord'la) uzun uzadıya görüştük. General'e, Ulusal Mücadele'nin amaç ve hedefi, ulusal örgüt ve birliğin ortaya çıkış nedeni, Müslüman olmayan azınlıklara karşı gösterilen duygular, yabancıların ülkemizdeki yıkıcı propaganda ve eylemleri üzerinde ayrıntılı ve belgelere dayanan açıklamalarda bulundum. General'in bazı tuhaf sorularıyla da karşılaştım. Sözgelimi : "Ulus, tasarlanıp yapılabilecek her türlü girişim ve fedakarlığa başvurduktan sonra da başarı sağlanamazsa ne yapacaksın?" gibi. Yanlış anımsamıyorsam verdiğim yanıtta demiştim ki : "Bir ulus varlığını ve bağımsızlığını kurtarabilmek için düşünülebilen her türlü girişim ve fedakarlığı yaptıktan sonra başarıya ulaşır. Ya başaramazsa demek, o ulusun ölmüş olduğu hükmüne varmak demektir. Öyleyse ulus yaşadıkça ve fedakarca girişimlerini sürdürdükçe başarısızlık da söz konusu olamaz."

          General'in bu sorusunun altında yatan asıl amacın ne olabileceğini araştırmak istemedim. Ancak verdiğim yanıtın kendisince takdirle karşılandığını bugün yeri gelmişken belirtmek isterim.

           Abdulkerim Paşa'nın Aracılıkları

          Beyler, Eylülün 25'inci günü akşamı, Ankara'da bulunan Kolordu Komutan Vekili Mahmut Bey'den aldığım bir şifreli telgrafta şunlar bildiriliyordu :

          Bu gece İstanbul telgrafhanesinden Fuat Paşa'yı telgraf başına istediler. Dahiliye Nazırlığı'nın valilik şifresiyle bir şifre yazdırdılar. Bunun özeti : Yurdun kurtulması yalnız Padişahın bildirisindeki en doğru yol göstermelere uygun hareket etmekle kolaylaşacaktır. Ulusal Mücadele, uygarlık dünyasına iğrenç hedefler gibi yansıtıldı. Hükümet ile ulus arasındaki ayrılık yabancıların işe karışmasına yol açacaktır. Konferans, bizim hakkımızda karar verirken bu anlaşmazlık iyilik ve kurtuluş belirtisi olmayacaktır. Sonuç olarak, hareketin önderleriyle görüşmek üzere, sizlerle, bildirilecek yerde buluşma bir oldu bitti biçimine sokularak, zamanın darlığı dolayısıyla hemen yanıt beklenmektedir. Görüş ayrılıklarına saygılı davranılacağını, kişiye ve onura dokunulmayacağını abartmalı bir şekilde ekliyor. Telgrafı yazan kişi, Genelkurmay Tuğgenerallerinden Abdülkerim Paşa'dır. Bu telgrafa Ticaret ve Ziraat Nazırı Hadi Paşa aracılığıyla ve aynı şifreyle yanıt beklemektedir. Adı geçenin, böyle bir hileye başvurarak, müracaatın bizden geldiğini ilan etme ve yayma amacı güttüğü anlaşılıyor. Telgraf başında beklediklerinden bir an önce, kabul edilip edilmeyeceğiyle ne yanıt verileceğinin bildirilmesi istenmektedir. (Ali Fuat Paşa Hazretleri'ne de yazılmıştır.)

          Mahmut Bey'e aynı gün saat 19.00'dan sonra makine başında verdiğim telgrafta şunları bildirdim : "Kerim ve Hadi Paşa'lara, Fuat Paşa'nın Ankara'da olmadığını ve meşgul bulunduğunu, ancak görüşmek istedikleri takdirde, Sivas'ta bulunan Temsil Heyeti ve bu Heyet içinde bulunan Mustafa Kemal Paşa'yla istedikleri biçimde görüşmenin olanaklı olduğunu bildirirsiniz, (onlar görüşme isteğindeyseler) diye kaydettirirken dikkatli bulunmak gerekir."

          Mahmut Bey, Kerim Paşa'nın Ankara'ya çektiği telgrafı aynen bize de yazdı. İçindekiler aşağı yukarı Mahmut Bey'in özetledikleriydi.

          Beyler, İstanbul Hükümeti'yle haberleşmeyi kesişimizin on beşinci günündeyiz. Ulusal karara karşı muhalif duruma geçen bazı yerler, ister istemez ulusal akıma uymaya mecbur edildi. İstanbul'a, her gün bütün ülkeden, hükümetin düşürülmesi isteğiyle ilgili telgraflar yağdırılmaya başladı. İtilaf Devletleri'nin Anadolu da dolaşan subay ve memurları, her yerde açıktan açığa, Ulusal Mücadele'ye karşı yansız olduklarını ve ülkenin iç durumuna karışmadıklarını söylemeye başladılar. Bu durum karşısında, Padişah ve Ferit Paşa'nın, artık Ulusal Mücadele önderleriyle uzlaşmaktan başka çıkar yol kalmadığını hesaba katarak ancak, herhalde mevkilerini de korumak koşuluyla, bir uzlaşma yolu olabilecek olanaklar araştırmaya başladıkları kanısına varmak yanlış olmaz inancındayım.

          Beyler, adı geçen rahmetli Abdülkerim Paşa, benim çok eski bir arkadaşımdı. Pek namuslu, gayretli, temiz kalpli bir yurtseverdi. Selanik'te, ben Kolağası o Binbaşı olarak aynı büroda çalışmış, yıllarca özel arkadaşlık etmiştik. Rahmetlinin tavır ve durumundan bir tarikata bağlı olduğu anlaşılıyordu. Bazı tekkelere devam ettiği de görülmüştür. Ancak herhangi bir şeyhe bağlılığını bilen yoktur. Çünkü kendisini inançları ve vicdani değerlendirmelerinde taşıdığı manevi derece bakımından Hazret-i Evvel, Büyük hazret olarak kabul eder, kendi dostluk çevresi içinde yer alanlara, kendince, karşısındakinde gördüğü yeteneğe uygun hazret, kutup gibi makamlar verirdi. Bana "Kutbu'l-Akdab" derdi. Şimdi açıklayacağım görüşmemizde de bu noktalara rastlayacağız. Kerim Paşa'nın, kendine özgü bir konuşma ve yazma biçimi vardı. Kerim Paşa, çok samimi ve zamanında kendisine büyük ün kazandıran yüksek bir söz söyleme gücüyle konuşur ve öyle yazardı. Kendisinde, inandırma güç ve erki olduğu da sanılır ve öyle kabul edilirdi. Bizim Selanik'te bulunduğumuz sıralarda, orada Ordu Komutanlığı ve Ordu Müfettişliğiyle bulunmuş olan Hadi Paşa, Kerim Paşa'yı açıkladığım niteliklerle dostlar arasında sayılır ve sevilir bir kimse olarak tanımıştı. İşte Ferit Paşa'nın kabine arkadaşı Hadi Paşa, sıkışmış olan Padişah'ın ve Ferit Paşa'nın pek elverişli bir yolla imdadına yetişmek istiyordu. Kerim Paşa, Ali Fuat Paşa'yı da Selanik'ten tanıyordu.

          Beyler, 27/28 Eylül 1919 gecesi, gece yarısına bir saat kala telgraf başında, Kerim Paşa'yla karşı karşıya geldik. İki taraf birbirini şu sözlerle tanıdı :

Sivas- Mustafa Kemal Paşa telgraf başındadır. Kerim Paşa'ya söyleyiniz, buyursunlar diyorlar.

İstanbul- Siz, Mustafa Kemal Paşa Hazretleri misiniz, ruhum?

Ben- Evet, sayın Kerim Paşa Hazretleri, dedikten sonra :

Kerim Paşa- "Sivas'ta Mustafa Kemal Paşa Hazretleri'ne" adresini yazdırdı ve "Paşa'ya söyleyiniz anlar; Hazret-i Evvel karşınızdadır." sözlerini bir çeşit parola gibi ekledi. Kerim Paşa : "Sizin sağlığınız iyidir inşallah kardeşim." diye başladı.

Kerim Paşa'nın İstanbul Hükümeti'nce kalbinin temizliğinden ve ahlakının güzelliğinden yararlanılarak nasıl aldatıldığını anlamak için sözlerinin başlangıcını kendisine olduğu gibi yineleteceğim. Rahmetli Kerim Paşa şöyle sürdürdü :

          "Yurdun iyiliği için büyük yurtsever kardeşimle ve sayın temsilci kardeşlerimle görüşmek isterim. Ayağınız toprağına ulaştırılmak üzere Ali Fuat Paşa aracılığıyla bir telgraf göndermiştim. İşte, sizin eline ulaşan o telgraftaki esaslar üzerinde inşallah sevindirici bir çözüm buluruz. Ülkenin geçirmekte olduğu nazik ve pek önemli karışık devreyi Allah'ın lütfuyla kolayca aydınlığa çıkartırız. Bunun için de Allah'ın keremi ve nurdan yaratılmış kurtarıcı emellerinizin gönül mürşidiyle bu konuda önemli şeyler konuşarak, yurt için olan dileklerimizi birleştirelim değil mi? Pek anlayışlı ve tedbirli kardeşim! Ne buyurursunuz, ruhum? Yere batasıca kötü niyetlilerin bu güzel ülkemiz üzerindeki iftiralarına ve açıktan açığa kötülük yapmalarına engel olalım, onları umutlarının pusularında kötürüm ve cansız olarak bırakalım, Yalnız hükümetle ulusun sırf yurdun kurtuluşuyla ilgili hizmetlerini ve işlerini birleştirelim. Çünkü ortak ve yüce hedef aslında hep birdir. Yurt düşüncesiyle gösterilen bunca asil tepkilerin, uygarlık dünyası karşında aziz topraklarımızın korunmasıyla ilgili en büyük yurtseverlik olduğunu bir kere daha belirtmek üzere içinde bulunduğumuz durumun güçlüklerini yok edelim ve buna bir çare bulmak için de bu aziz kardeşiniz ile görüşmeye başlayalım, bekliyorum kardeşim. Bu girişimim hakkında, hükümetin geniş ölçüde iyi niyet gösterdiğini eklerim, ruhum!"

          Beyler, Kerim Paşa'yla 27/28 Eylül, gece yarısından önce saat 23.00'te başlayan bu görüşmemiz, sabah saat 07.30'a kadar tam sekiz buçuk saat sürdü. Üç ana noktaya ayrılabilen bu görüşmemiz, yazıda esercedit denilen büyük tabaka kağıtlardan yirmi beş sayfayı doldurdu. Bunların hepsini burada okuyarak sabrınızı kötüye kullanmaktan korkarım. Rahmetli Kerim Paşa'nın, sağlam görüşlere ve kendi inancına ters düşmesine karşın ne yazık ki güçlü bir mantığa da dayanmayan bu tatlı sözlerinin ve tantanalı cümlelerinin okunup dinlenebilmesi için yayınlayacağım belgeler arasında bu konuşmaya da olduğu gibi yer vereceğim. Yalnız, bu görüşmede her iki tarafın güttükleri hedef ve dayandıkları temel noktalara ilişkin, özellikle sonucu bakımından, kısa bir fikir verebilmek için izin buyurursanız bu noktaların her birine bir parça değineceğim.

          Kerim Paşa'nın bilginize sunduğum ilk telgrafına karşılık verirken biraz da onun tarz ve üslubuna uymuş olduğum görülecektir.

          Yanıtımda, ben de böyle başladım :

          "Kerim Paşa Hazretleri'ne "Kutbü'l Akdâb" deyiniz, anlar." diye başladıktan sonra "Şimdi yanıt veriyorum." dedim.

          "Pek sayın ve temiz kalpli kardeşim Abdülkerim Paşa Hazretleri'ne. Tanrı'ya şükürler olsun, sağlığım yerindedir. Büyük ve soylu ulusumuzun meşru haklarının bilincine varmış, onu korumaya ve savunmaya bütün varlığıyla girişmiş olduğunu görmekle pek mutluyum. Karşılıklı görüş belirtmek hususunda gösterilen isteğe içten gelerek teşekkür ederiz. Fuat Paşa aracılığıyla çekilmiş olan telgrafın içindekileri öğrenmiş bulunuyoruz. Dayanak noktası olarak kabul buyurulan bildiride ileri sürülen hususların, Ferit Paşa ve arkadaşlarına karşı yöneltilmiş bir haykırış ve çıkışma olduğu azıcık bir düşünme ve incelemeyle anlaşılacak açıklıktadır. Padişahın yüreğini derin üzüntülere boğan durum ve davranışlar, ulusumuzca değil Ferit Paşa, Dahiliye Nazırı Adil Bey Harbiye Nazırı Süleyman Şefik Paşa ve bunların çalışma arkadaşları olan Harput Valisi Ali Galip Bey, Ankara Valisi Muhittin Paşa, Trabzon Valisi Galip Bey, Kastamonu Valisi Ali Rıza Bey ve Konya Valisi Cemal Bey'ce işlenen kötülüklerle ortaya konmuştur.

          Malatya'daki ihanet girişimi, Çorum'daki haince düzen, Konya'daki kanlı girişim içyüzleriyle bilginize ulaşmış değilse sizi bir çözüm başlangıcı olarak düşündüğünüz noktadaki isabetsizlikten dolayı mazur görürüz. Yabancıların görüşlerinin lehimize döndüğü tümüyle doğrudur. Ancak bu dönüş, hiçbir zaman Ferit Paşa Hükümeti'nin güttüğü siyasetin sonucu değildir. Bu sonuç, ulusumuzun varlığını göstermek ve kanıtlamak için kendi kendine girişmiş olduğu kararlı girişiminin eseridir. İşte bu konuda Zâtışâhâne'yi aldatıyorlar. Kurtuluş çaresi ve yaşama ilkesi ancak ve ancak Kuvayı Milliye'nin önderliğinin benimsenmesinde ve ulusal iradenin egemen olmasındadır. Bu sağlam ve meşru temelden en küçük bir sapma, Tanrı korusun, devlet, ulus ve yurdumuz için pek acı bir yıkım getirir.

          Ulusumuzun soylu mücadelesini kötüye yormaktan ve çevreye öyle tanıtmaktan geri durmayan kötü niyetli aşağılık kimselerin çok olduğu bir gerçektir. Ancak asıl derin bir acımayla karşılanacak olan husus, bu kötülükten başka bir şey düşünmeyenlerin başında, sonsuzluğa kadar yaşayacak olan devletimizin Sadrazamı Ferit Paşa'yla Nazırlık mevkilerini tutan Adil Bey, Süleyman Şefik Paşa gibi devlet adamlarının yer almış bulunmasıdır. Ülkemize takım takım Bolşeviklerin girdiğini ve Ulusal Mücadele'nin bir Bolşevik, mücadelesi olduğunu resmi olarak ilan eden ve yayan bu bahtsızlardır. Soylu ve temiz Ulusal Mücadele'mizin, İttihatçıların son çırpınışları ve kanlı hareketleri olduğunu ve onların parasıyla yürütüldüğünü resmen ve açıktan açığa bütün dünyaya ve yabancı gazetecilere söyleyen bu gafillerdir. Anadolu'da karışıklık olduğunu basın yoluyla resmen ilan eden ve Ateşkes Antlaşması'nın özel maddesine göre aziz yurdumuzu düşman işgaline uğratmak isteyen bu cahillerdir. Malatya'nın Müslüman halkı ile Sivas'ın Müslüman halkını birbirleriyle boğazlaşmaya sürüklemek isteyenler bu zavallılardır. Ulusal Mücadele'nin önüne geçeceğim diye Sivas'ın ve ulusal duyarlığın görüldüğü her yerin yabancılarca işgalini isteyen bu hainlerdir.

          Bununla birlikte, bizim en yüce hedefimiz, tıpkı siz kardeşimin düşündükleri gibi, kötü niyetlilerin bu güzel ülkede yönelttikleri iftiraları ve açıktan açığa yürüttükleri melunlukları kırmak ve onları kendi umutlarının pusularında körkötürüm ve cansız düşürmek, devlet ile ulusun etkinliğini sırf yurdun kurtuluşuyla ilgili noktada birleştirmektir. Yüce Tanrı'ya şükürler olsun, bu hedefin gerçekleştirilmesinde, artık ulusumuz her türlü kötü niyet belirtilerini kırmış, bütün kahramanlığıyla dönüşü olmayan kesin adımlarını atmıştır. Yabancılar bile, ulusun yaygın gücünü ve kesin kararını, buna karşılık İstanbul Hükümeti'nin ne kadar soysuz ve ulusla ilgisi bulunmayan aciz bir heyet olduğunu iyice anlamıştır. Merzifon'u boşalttılar. Samsun'u da boşaltmaya başladılar. İç işlerimize ve Ulusal Mücadele'mize karşı yansız kalacaklarını söylüyorlar. İşte ulusal girişimlerimizin, bağımsızlığımızı güvence altına alma yolunda elde etmeyi başardığı ilk sonuç budur. Ulusal akım, İstanbul'da Kanun-ı Esasi hükümlerine uyulmasını sağlamakla sonuca ulaşacaktır.

          Şimdiki hükümetin, geniş ölçüde bir iyi niyete sahip olduğunu sanmanın doğru olmadığını arz etmeme izin buyurmanızı rica ederim. Ben, daha Erzurum'dayken Ferit Paşa' ya gerçeği ve durumu açıklayarak, ulusun güç ve iradesine karşı çıkacak hiçbir güç kalmadığını yazmış; kendisini, karşı koyma ve engelleme yolunda devam etmemesi gereğiyle uyarmıştım. Bu gafil kişi, buna yanıt vermediği gibi, ulusal akımın birkaç kişinin körüklemesinin eseri olduğunu da ilan etti. Çıkar hırsıyla bilgisizlik gaflet ve körlüğüyle iki yanı da idare ederek mevkilerini koruyabilecekleri biçiminde boş bir sanı içinde bulunan birkaç valinin aldatıcı raporlarını benim tertemiz ve yurtseverce uyarılarımdan daha üstün tuttu. Bugün, her türlü kötülük, hainlik, beceriksizlik ve zavallılık durumunda kaldıktan ve ulus da bütün olup bitenlerin içyüzünü tam bir açıklıkla kavradıktan sonra, bize düşen görev, hemen ulusal davayı benimseyecek yeni bir kabinenin iş başına gelmesini sağlamaktır. Şimdiki kabinenin kişileri ve yaşamları bakımından herhangi bir çekinceleri varsa bugün için bu gibi şeylerle uğraşma tenezzülünden pek yüksek olan ulusumuz adına kendilerine istedikleri söz ve güvenceyi vermeyi de ulusumuzun çıkarı açısından gerekli sayarız. Ancak tuttukları yanlış yolda inatla direnmeyi sürdürecek olurlarsa bundan doğacak sonuçların sorumluluğu kendilerine ait olacaktır.

          İşte yapılan bu iyi niyetli girişim dolayısıyla, durumu bir kez daha ve son olarak, soylu siz gibi yüreği gerçekten de yurt ve ulus sevgisi, Padişaha sevgi ve bağlılıkla dolu olan ve kardeşlik anılarını daima saygıyla taşımakta olduğum siz kardeşim Abdülkerim Paşa Hazretleri'yle de bildirmiş olmak, bizim için her türlü vicdan huzurunun daha da sağlamlaşmasına vesile olmuştur."

          Beyler, buraya kadar söylediklerim bir tek maddenin özetidir. Bundan sonra gelen maddede :

          "Ulusal Mücadele bütün genişliğiyle İstanbul'a doğru ilerlemektedir. Ferit Paşa ve arkadaşları bunu bilmektedir. Siz de bu bilgileri işleyip aydınlanınız dedikten sonra, o günlerde yapılmış olan başarılı hareketlerin raporlarını özetleyerek açıkladım ve artık bütün bu hareketleri durdurmak yalnız ve ancak bir tek şeye bağlıdır. O da kabine başkanlığının ulusal davayı bütün anlamıyla benimseyecek bir kimseye verilmesi ve o kimsenin de bu ulusal davayı kavrayarak ona göre önlem almaya girişmesidir." dedim.

          "Bütün bu söylenenler karşısında siz kardeşimin de bir düşünceleri varsa lütfen bildirmenizi rica ederim." cümlesinden sonra, "Anadolu ve Rumeli Müdafaa-i Hukuk Derneği Temsil Heyeti adına Mustafa Kemal" diye imzamı koydum.

          Bundan sonra Kerim Paşa : "Önce, sizle birlikte olan sayın zevatın hepsine selam ve saygılarımızı arz etmek ve duyurmak lütfunda bulunmanızı rica ederim." girişiyle görüşmemizin ikinci noktasına geçtiler. Kerim Paşa devam etti :

          "Başladığım kısa konuşmanın bütün evrelerini siz anlattınız. İşin çözüme götürülmesi bakımından iki yerde isabet gösterilmediğini söyleyerek mazur görüleceğimi belirttiniz. Gerçi bütün durumlar ve çeşitli bölgelerdeki olaylar bilinmedikçe, bir konuda hakemlik etmek zorsa da ülkeyle ilgili bir işin çözüme bağlanmasında bize ışık tutan, tertemiz yurt kaygısı olduğundan, dayanağımız sağlam ve açıktır. Yurdun yazgısına karar verileceği şu sıralarda, tek vücut olarak birleşmiş bir ulus ve hükümetin göreceği işi göz önünde bulundurarak, bunun kolaylıkla bir çözüme ulaşması dileğimi arz etmek isterdim. Padişahın hareket noktası olarak aldığıma işaret buyurduğunuz bildirisini anlamakta benim yanılmış olması olanaklıdır. Yalnız, izin ediniz de, asıl işlerin çözümünde en büyük dayanak sayılan bu yüksek bildirideki toplayıcı yönleri açıklayarak Padişah'ın sözlerinin neleri içine almış olduğunu belirteyim. Ben sanıyorum ki Padişahımız..."

          Ben, derhal Kerim Paşa'nın devam etmesine fırsat vermeden Şunu yazdırdım :

- Kerim Paşa Hazretleri, gereğinden çok açıklama yapmak her ikimizi de asıl hedeften uzaklaştırabilir. Bir de Padişahın bildirisinin yorumlarıyla çokça uğraşmanın yararı yoktur. Rica ederim asıl konu üzerinde görüşelim.

          Kerim Paşa yanıt verdi:

- Asıl konu üzerinde görüşeceğiz. İzin buyurursanız devam edelim efendim.

Ben- Rica ederim en son söz ve öneri üzerinde anlaşalım, dedim.

Kerim Paşa- Evet, oraya geleceğiz efendim.

          Ferit Paşa Kabinesi Çekilmelidir

          Sözü ben sürdürdüm ve : " Kerim Paşa Hazretleri, meşru çalışmalarımızın ve ulusal tepkilerimizin artık daha fazla kötüye yorulmasına ve düzeltilmeye muhtaç görülmesine; hele bu düzeltme ve değiştirmeler içinde, suçluluğu ve hainliği ortaya çıkmış bir kabine üyelerinin meşru olmayan savunmalarının esas alındığını görmeye tahammülümüz yoktur. Biz, son durumu açıklayarak ulusun kesin isteğini arz ettik. Bilmem yinelenmesi gerekli midir? Siz sonuçlandırılması gerekli bu ulusal isteğe karşı, Ferit Paşa Kabinesi'nin, devletin en yüksek Sadrazamlık mevkiini hâlâ kirletmesine aracılık etmek istiyorsanız bu çabanız hiçbir yararlı sonuç veremeyeceği gibi siz kardeşimiz hakkındaki eski kardeşlik duygularımızın da sarsılmasına yol açacağından kaygılanırım. Şimdi, Ferit Paşa, bir an bile yitirmeden konumunu bir namuslu kimseye bırakacaksa ve buna siz de inanıyorsanız, çözüm bekleyen hiçbir zorluk kalmamış demektir. Aksi takdirde aracılığınız, kalbinizin kırılmasından ve boşu boşuna yorgunluktan başka bir sonuç vermeyecektir. Ferit Paşa, konumunu korumayı sürdürürse kendisinin çok acı bir sonla karşılaşmasına yol açacaktır. En son ve en kesin söz şudur : Amacımız bu sarsılmaz gerçeği Padişahın bilgisine sunmaktır. Siz, ancak bu asil görevi yerine getirerek bugün yurt ve ulusun sizden beklediği dinsel ve ulusal görevi yapmış olursunuz."

          Kerim Paşa, "Sözü uzatmamak elbette asıl amaçtır." diye başlayarak sözü gereğinden çok uzattı. Bu uzun sözler şu cümleyle son buldu : "Burada yurt için yaptığım şu girişim elbette Allah ve ulus katında bütün asilliğiyle bezenmiş olarak kalır ve işin gerçek sahibi olan her şeye kadir ulu Tanrı, ulus ve yurdun kurtuluşunu sağlayacak esasları orada bulunanlara böylece bağlayarak tamamlar. Ulu Tanrı zorlukları çözücüdür. Değerli gözlerinizden öperim. "

          Yeniden yanıt verme sırası bana gece yarısından sonra saat 4.30'da geldi. Kerim Paşa'nın değindiği noktaları karşılıksız bırakamazdım. Ben de uzun düşünceler ileri sürdüm ve sonunda : "Öyleyse, dedim, bizim ve sizin gibi onur sahibi ve yurtsever kimselerin yapacakları girişimin amacı ne olmak gerekir? Yönetiminin her dakikasından ulus için, gelecekteki kaderimiz için, yeni bir felaket yolu hazırlamaktan başka bir sonuç beklenmeyen Ferit Paşa ile ulusun arasını bulmak olanaksızlığıyla uğraşmak mı, yoksa bir an önce bu meşru olmayan kabinenin yerine ulus ve ülkenin ihtiyaçlarına yanıt verebilecek nitelikte yeni bir heyetin devlet işlerini üzerine alması gereğini Padişaha bildirmek üzere yol aramak mıdır? Lütfedip bu iki noktadan biri için evet ya da hayır biçiminde yanıt verirseniz, Tanrı ve ulus katında bütün asilliğiyle değerli kalacağına kuşku olmayan bu asil girişiminizin bizlerle ilgili yönünü tamamlamış olursunuz."

          Kerim Paşa, istediğimiz kısa yanıta yine uzun bir yanıt verdi. Ancak bu uzun sözler arasında, bazı cümlelerle, bize padişahın aldatılmış olmayıp her şeyi bildiğini anlatıyordu. Kerim Paşa'nın bazı cümlelerinde şu sözler vardı : "Yüce Padişahlık katı kesin karar ve çözüm makamı olup meşru bir devlette bu yüksek makam, bütün ulus bireylerinin yöneleceği mihraptır. Anadolu'nun bütün dileklerinin Halife Hazretleri'ne duyurulduğu hakkında bana bilgi vermişlerdir. Öyleyse, ulus işlerinin yöneleceği ve dileklerinin kabul edileceği yüksek bir makam olan Padişahımız Efendimiz her şeyi bilmektedir."

          Kerim Paşa, kendisine özgü cümlelerle devam ettiği görüşlerine şöylece son verdi : "Ulu Tanrı, nice yüksek nedenler yaratarak ve telkin ederek bu çözülmesi güç düğümü bütünüyle çözecektir. Elbette ki Tanrı'nın buyruğu güzeldir ve yakındır. Tanrı'nın eli bütün ellerden üstündür. Geleceğimiz, Tanrı'nın lütfuyla ulusça layık olduğumuz yücelikte uğurlu ve iyi olacaktır. İşte Kerim' in inancı budur aziz ruhum."

          Bu kez Beyler, gece yarısından sonra saat 6.10'a gelmiş olmasına rağmen, üçüncü evrenin açılmasına ben neden oldum. Rahmetli Kerim Paşa'nın pek hoşlandığını bildiğim bir söylemle "Büyük Hazret" diye söze başladım :

          "Ümmetin ve ulusun yüce mihrabı olduğu içindir ki ulusun dileklerini bildirme yolunu bulma girişiminden geri durmadık. Yalnız, sizi büyük bir yanlışlıktan kurtarmak amacıyla arz edelim ki Anadolu'nun bütün dileklerinin Halifeye duyurulduğu hususundaki sözlere, ulusun daha, kesin bir güveni yoktur. Çünkü, ulus bilmektedir ki Padişah, hainlikleri ortaya çıkmış birkaç kişiyi ulusa tercih buyurmazlar."

Kerim Paşa'nın değinmiş olduğu noktalara yanıt verirken şunları da söyledim : "Pek güzel ve yakın olan Tanrı buyruğunun yerine gelmesiyle bahtsız ve zalimliğe uğramış asil ulusumuzun kurtuluşa ve huzura kavuşmasını yüce Tanrı'nın denizler kadar engin olan koruyuculuğundan umutla diler ve ufukları hep inatçı bir dumanla sarılı olan İstanbul'daki bazı kimselerin gerçeği görmemek için aşağılıkça direnen duygularının eriyip kaybolmasını bekleriz. Ulusun asil ruhu da işte böylesine duygularla doludur. Yalnız yinelememe izninizi rica ederim ki evet ya da hayır biçiminde karşılık verilmesini istirham ettiğimiz sorular ne yazık ki karşılıksız bırakılmıştır. Azizim, Tanrı'nın eli bütün ellerden üstündür. Ancak bununla birlikte güçlükleri yenmeye ve sorunları çözmeye girişenlerin kesinleşmiş bir hedefi olmak gerekti. Ulus, Tanrı'nın buyruğunu yerine getirecektir ve buyurduğunuz gibi ulusça elde edeceklerimiz iyi ve uğurlu olacaktır. Lütufkar dualarınızın eksik edilmemesini rica ederim. Çaba bizden, yardım ve kolaylık ölümsüz Tanrı'dandır."

Mustafa Kemal

 

          Artık Kerim Paşa'nın yorulduğu anlaşılıyordu. "Son iki sözüm ruhum." diyerek ulusal davanın ilkelerini üstün tutmak ve korumak koşuluyla, içten gelen dileklerin sayılıp döküldüğünü ve Tanrı'nın eli yüce ayetinin, Tanrı tarafından iyilikle kabul buyurulması için kullanılmış olduğunu söyledikten sonra "Allaha ısmarladık. Yine görüşeceğiz." diyerek çekilmek istedi. Bırakmadık!