![]() ![]() |
|
Türkbilim
>>
Atatürk
>>
Yapıtları
>>
Söylev (Nutuk)
-
6) Meclis'in Toplanması |
![]()
![]()
|
|
|
6) Meclis'in Toplanması : Türkiye Büyük Millet Meclisi Toplanıyor Beyler, bu türlü olaylara bundan sonra daha geniş çapta rastlayacağız. Büyük Millet Meclisi'nin toplanmasını ve açılmasını sağlamaya çalıştığımız günlerde, bizi en çok uğraştıran, Düzce, Hendek, Gerede gibi Bolu bölgesindeki yerlerden başlayıp Nallıhan, Beypazarı üzerlerinden Ankara'ya yaklaşacak kadar genişleyen gericilik ve isyan dalgaları olmuştur. Ben bir yandan bu dalgaların durdurulmasına çalışırken bir yandan da Ankara'da toplanmakta olan ve genel durumu daha iyice bilmeyen milletvekillerini dehşete düşürecek olaylar karşısında bırakmamak ve böyle durumların ortaya çıkmasıyla Meclis'in toplanamaması gibi uğursuz olasılıkları önlemek çarelerini düşünüyordum. Bunun için Meclis'in açılmasında acele ediyordum. Sonunda, gelebilmiş olan milletvekilleriyle yetinerek Meclis'in, Nisanın 23'üncü Cuma günü açılmasına karar verdik. Bu karar üzerine, 21 Nisan 1920 tarihinde bütün ülkeye yaptığım bildirim metnini, o günün duygu ve düşüncelerine ne kadar uymak zorunda kalındığını gösteren bir belge olmak bakımından aynen bilgilerinize sunmayı yerinde buluyorum. Telgraf : Çok İvedi Ankara'ya acele yazı gönderilmesi, Ankara, 21.4.1920 Kolordulara (14' üncü Kolordu Komutan Vekilliğine), 61'inci Tümen Komutanlığına, Refet Beyefendi'ye, Bütün Valiliklere, Bağımsız Sancaklara, Müdafaa-i Hukuk Merkez Heyetlerine, Belediye Başkanlıklarına 1- Tanrı'nın lütfuyla Nisanın 23'üncü Cuma günü, cuma namazından sonra Ankara'da Büyük Millet Meclisi açılacaktır. 2- Yurdun bağımsızlığı, yüce Halifelik ve Sultanlık makamının kurtarılması gibi en önemli ve yaşamsal görevleri yapacak olan Büyük Millet Meclisi'nin açılış gününü cumaya rastlatmakla, o günün kutsallığından yararlanılacak ve bütün sayın milletvekilleriyle Hacı Bayram Veli Cami-i Şerifinde cuma namazı kılınarak Kuran'ın ve namazın nurlarından da feyiz alınacaktır. Namazdan sonra, Sakal-ı Şerif ve Sancak-ı Şerif alınarak Meclisin toplanacağı yere gidilecektir. Meclise girmeden önce bir dua okunarak kurbanlar kesilecektir. Bu törende Cami-i Şerif'ten başlayarak Meclis binasına dek Kolordu Komutanlığı'nca askeri birliklerle özel tören düzeni alınacaktır. 3- Açılış gününün kutsallığını belirtmek için bu günden başlayarak il merkezinde, Vali Beyefendi Hazretleri'nin düzenleyeceği biçimde, hatim indirilmeye ve Buhari-i Şerif okunmaya başlanacak ve Hatm-i Şerif'in son kısımları uğur getirsin diye cuma günü namazdan sonra Meclis'in toplanacağı yerin önünde tamamlanacaktır. 4- Kutsal ve yaralı yurdumuzun her köşesinde bu günden beri aynı biçimde Hatm-i Şerifler indirilmesine ve Buhari-i Şerif okunmasına başlanarak, cuma günü ezandan önce minarelerde sala verilecek, hutbe okunurken Halifemiz, Padişahımız Efendimiz Hazretleri'nin mübarek adları anılırken Padişah Efendimiz'in yüce varlıklarının, şanlı ülkesinin ve bütün uyruğunun bir an önce kurtulmaları ve mutluluğa kavuşmaları için ayrıca dua okunacak ve cuma namazının kılınmasından sonra da hatim tamamlanarak yüce Halifelik ve Sultanlık makamı ile bütün yurt topraklarının kurtuluşu için girişilen Ulusal Mücadele'nin önemini ve kutsallığını, ulusun her bir bireyinin, kendi vekillerinden meydana gelmiş olan bu Büyük Millet Meclisi'nin vereceği yurtsal görevleri yapmaya mecbur olduğunu anlatan vaazlar verilecektir. Daha sonra, Halife ve Padişah'ımızın, din ve devletimizin yurt ve ulusumuzun kurtuluşu, esenliği ve bağımsızlığı için dua edilecektir. Bu dinsel ve yurtsal tören yapıldıktan ve camilerden çıkıldıktan sonra, Osmanlı illerinin her yanında, hükümet konağına gelinerek Meclis'in açılmasından dolayı resmi kutlamalar yapılacaktır. Her yerde cuma namazından önce uygun şekilde Mevlit-i Şerif okunacaktır. 5- Bu bildirimin hemen yayınlanarak her yere ulaştırılabilmesi için her araca başvurulacak, hızla en ücra köylere, en küçük askeri birliklere, ülkenin bütün örgüt ve kuruluşlarına ulaştırılması sağlanacaktır. Ayrıca büyük levhalar halinde her yere asılacak ve olabilecek yerlerde bastırılıp çoğaltılarak parasız dağıtılacaktır. 6- Yüce Tanrı'dan tam bir başarıya ulaştırması niyaz olunur. Temsil Heyeti adına Mustafa Kemal 22 Nisan 1920 tarihinde de şu küçük bildirimi yayınladım : Dakika geciktirilmeyecektir. 22.4.1920. Bütün Valiliklerle, Müstakil Sancaklara, Kolordulara, Nazilli'de Albay Refet Beyefendi'ye. Bursa'da 20'nci Kolordu Komutanı Ali Fuat Paşa Hazretleri'ne , Bursa'da 56'ıncı Tümen Komutanı Albay Bekir Sami Beyefendiye, Balıkesir'de 61'inci Tümen Komutanı Albay Kazım Beyefendi'ye Tanrı'nın lütfuyla Nisan'nın 23'üncü Cuma günü Büyük Millet Meclisi açılarak çalışmaya başlayacağından, o günden itibaren askeri ve sivil bütün makamlarla bütün milletin tek mercisinin Büyük Millet Meclisi olacağı bilgilerinize sunulur. Temsil Heyeti adına Mustafa Kemal Saygıdeğer Beyler, Şimdiye dek bilginize sunmuş olduğum hususlar, şahsım ve Temsil Heyeti adına üzerinde durduğum olayların açıklanmasıyla ilgiliydi. Bundan sonra söyleyeceklerim, Türkiye Büyük Millet Meclisi'nin açılışından ve hükümetin kuruluşundan bugüne dek meydana gelmiş olan olayları ve değişiklikleri içine alacaktır. Burada söyleyeceklerim, aslında herkesçe açıkça bilinen ya da kolaylıkla bilinmesi olanaklı olan olayların evreleriyle ilgilidir. Gerçekte, Meclis tutanaklarında, bakanlıkların dosyalarında, basın koleksiyonlarında bu olayların belgeleri kayıtlı ve saklı bulunmaktadır. Bu bakımdan ben, bütün bu olayların genel akışını işaret ve tespit etmekle yetineceğim. Amacım, inkılâbımızın incelenmesinde tarihe yardımcı olmaktır. Bütün bu olayların akışında, Türkiye Büyük Millet Meclisi ve Hükümeti'nin Başkanı, Başkomutan ve Cumhurbaşkanı sıfatlarını taşımış olmaktan çok örgütümüzün genel başkanı olarak kendimi bu görevi yerine getirmeye mecbur sayarım. Türk Ulusunun İzlemesi Gereken Siyasal İlke: Ulusal Siyaset Beyler, Meclis'in açıldığı ilk günlerde, Meclis'e, içinde bulunduğumuz durum ve koşulları açıklayarak izlenmesini ve uygulanmasını yerinde bulduğum görüşlerimi arz ettim. Bu görüşlerin başlıcası Türkiye'nin, Türk ulusunun izlemesi gereken siyasal ilkeyle ilgiliydi. Bilindiği gibi, Osmanlılar zamanında, çeşitli siyasal ilkeler izlenmiş ve izlenmekteydi. Ben, bu siyasal ilkelerin hiçbirinin, yeni Türkiye'nin siyasal biçimlenmesinde ilke olarak benimsenemeyeceğine inanmıştım. Bunu Meclis'e anlatmaya çalıştım. Bu nokta üzerinde daha sonra da çalışmaya devam edilmiştir. Bu hususla ilgili olarak, öteden beri söylediklerimin ana noktalarını, burada hep birlikte anımsamayı yararlı bulurum. Beyler, bilirsiniz ki yaşam demek, mücadele ve çarpışma demektir. Yaşamda başarı kazanmak, mutlaka mücadelede başarı kazanmaya bağlıdır. Bu da maddi ve manevi güç ve erke dayanır bir husustur. Bir de insanların uğraştığı bütün meseleler, karşılaştığı bütün tehlikeler, elde ettiği başarılar, toplumca yapılan genel bir mücadelenin dalgaları içinden doğagelmiştir. Doğulu kavimlerin Batılı kavimlere taarruz ve hücumu tarihin belli başlı bir evresidir. Doğu ulusları arasında, Türklerin başta geldiği ve en güçlüsü olduğu bilinmektedir. Gerçekten de Türkler, İslam'dan önce ve İslam'dan sonra Avrupa içerisine girmişler; saldırılar, istilalar yapmışlardır. Batı'ya saldıran ve İspanya'yı zapt ederek Fransa sınırlarına dek uzanan Araplar da vardır. Ancak Beyler, her saldırıya, daima bir karşı saldırı düşünmek gerekir. Karşı saldırı olasılığını düşünmeden ve ona karşı güvenilir bir önlem bulmadan saldırıya geçenlerin sonu, yenilmek, bozguna uğramak ve yok olmaktır. Batı'nın Araplara yaptığı karşı saldırı, Endülüs'te acı ve ibret alınmaya değer bir tarihsel felaketle başladı. Ancak orada bitmedi. Kovalama Kuzey Afrika'ya dek sürüp gitti. Attila'nın Fransa ve Batı-Roma topraklarına dek yayılmış olan ilhanlığını anımsadıktan sonra, bakışlarımızı Selçuklu Devleti'nin yıkıntıları üzerinde kurulmuş olan Osmanlı Devleti'nin, İstanbul'da Doğu Roma İmparatorluğu'nun taç ve tahtına sahip olduğu dönemlere çevirelim. Osmanlı hükümdarları arasında Almanya'yı, Batı Roma'yı zapt ederek çok büyük bir imparatorluk kurma girişiminde bulunmuş olanı vardı. Yine, bu hükümdarlardan biri, bütün İslam dünyasını bir merkeze bağlayarak yönetmeyi düşündü. Bu amaçla Suriye'yi ve Mısır'ı zapt etti. "Halife" unvanını takındı. Başka bir sultan da hem Avrupa'yı zapt etmek hem de İslam dünyasını hüküm ve yönetimi altına almak hedefini güttü. Batı'nın sürekli karşı saldırısı, İslam dünyasının hoşnutsuzluk ve isyanı ile bu biçimde bütün dünyayı ele geçirme tasarım ve umunçlarının aynı sınırlar içine aldığı çeşitli ögelerin uyuşmazlıkları sonunda, benzerleri gibi, Osmanlı İmparatorluğu'nu da tarihin bağrına gömdü. Beyler, dış siyasetin en çok ilgili bulunduğu ve dayandığı temel, devletin iç örgütüdür. Dış siyasetin iç örgüte uyarlı olması gerekir. Batı'da ve Doğu'da, başka başka kişiliğe, kültüre ve ülküye sahip birbirinden farklı ögeleri tek sınır içinde toplayan bir devletin iç örgütü, elbette temelsiz ve çürük olur. Öyleyse, dış siyaseti de köklü ve sağlam olamaz. Böyle bir devletin iç örgütü özellikle ulusal olmaktan uzak olduğu gibi, siyasal ilkesi de ulusal olamaz. Buna göre, Osmanlı Devleti'nin siyaseti ulusal değil belirsiz, bulanık ve kararsızdı. Çeşitli ulusları, ortak ve genel bir ad altında toplamak ve bu çeşitli ögelerden oluşan kitleleri eşit haklar ve koşullar altında bulundurarak güçlü bir devlet kurmak, parlak ve çekici bir siyasal görüştür. Ancak aldatıcıdır. Üstelik, hiçbir sınır tanımayarak, dünyadaki bütün Türkleri bile bir devlet halinde birleştirmek, varılması olanaksız bir hedeftir. Bu, yüzyılların ve yüzyıllarca yaşamakta olan insanların çok acı, çok kanlı olaylarla meydana koyduğu bir gerçektir. Panislamizm ve Panturanizm siyasetinin başarıya ulaştığına ve dünyayı uygulama alanı yapabildiğine tarihte tesadüf edilememektedir. Irk ayrılığı gözetmeksizin, bütün insanlığı içine alan tek bir dünya devleti kurma hırslarının sonuçları da tarihe yazılmıştır. İstilacı olmak hevesleri konumuzun dışındadır. İnsanlara her türlü kişisel duygu ve bağlılıklarını unutturup onları tam bir kardeşlik ve eşitlik içinde birleştirerek, insancıl bir devlet oluşturmak kuramının da kendine göre koşulları vardır. Bizim, kendisinde açıklık ve uygulamak olanağı gördüğümüz siyasal ilke, ulusal siyasettir. Dünyanın bugünkü genel koşulları, yüzyılların dimağlarda ve kişiliklerde yerleştirdiği gerçekler karşısında hayalci olmak kadar büyük yanılgı olamaz. Tarihin ifadesi budur, bilimin, aklın, mantığın ifadesi böyledir. Ulusumuzun, güçlü, mutlu ve istikrarlı yaşayabilmesi için, devletin bütünüyle ulusal bir siyaset izlemesi, bu siyasetin iç örgütümüze tam olarak uyması ve ona dayanması gerekir. Ulusal siyaset dediğim zaman kast ettiğim anlam ve öz şudur : Ulusal sınırlarımız içinde, her şeyden önce kendi gücümüze dayanmakla varlığımızı koruyarak, ulus ve ülkenin gerçek mutluluk ve gönencine çalışmak. Genellikle, ulusu uzun umunçlar ardında da yorarak zarara sokmamak. Uygar dünyadan; uygar, insancıl ve karşılıklı dostluk beklemektir. Hükümetin Kurulması Beyler, Meclis'e önerdiğim önemli bir husus da hükümetin kurulması konusuydu. Bu konunun ve bununla ilgili bir öneride bulunmanın, o dönem için ne kadar nazik olduğunu takdir buyurursunuz. Gerçek, Osmanlı Sultanlığının Halifeliğin yıkılmış ve ortadan kalkmış olduğunu düşünerek yeni temellere dayanan, yeni bir devlet kurmaktan ibaretti. Ancak durumu olduğu gibi dile getirmek, amacın büsbütün yitirilmesine yol açabilirdi. Çünkü halkın düşünce ve eğilimleri daha Padişah ve Halifenin mazur durumda bulunduğu yolundaydı. Üstelik Meclis'te, ilk anda, Halifelik ve Sultanlık makamıyla temas kurmak ve İstanbul Hükümeti'yle uzlaşma aramak akımı baş göstermişti. İstanbul'daki koşulların, Halife ve Padişah ile ne açıkça ne de özel ve gizli olarak görüşmeye elverişli olmadığını açıklamaya çalıştım. Böyle bir temasla ne anlamak istediğimizi sordum. Ulusun, bağımsızlığını kazanmak ve yurdun bütünlüğünü sağlamak için çalışmakta olduğunu haber vermek içinse buna gerek yoktur. Çünkü Padişah ve Halife olan kişinin de bundan başka bir şey düşünmesine ve istemesine olanak var mıdır? Bunun tersini ağzından işitsem inanmam; mutlaka zorlama ve baskı altında söyletildiğini kabul ederim, dedim. Aleyhimizde çıkarılmış olan fetvanın uydurma olduğunu, İstanbul Hükümeti'nin emir ve bildirilerinin yoruma muhtaç bulunduğunu söyleyerek bazı zayıf yürekli ve kıt düşünceli kimselerin göstermek istedikleri sakınımı gerekli bulmadığımızı belirttim. Ulusal Egemenlik Temeline Dayanan Halk Hükümeti : Cumhuriyet Şunu arz etmek istiyorum ki hükümetin kurulmasıyla ilgili bir öneri ileri sürmeden önce, duygu ve düşünceleri göz önünde bulundurmak gereği vardı. Bu gereğe uymakla birlikte, asıl amacı gizli tutan önerimi bir önerge halinde sundum. Kısa bir tartışıyla ve bazı itirazlara karşın kabul edildi, Bu önergeyi bugün gözden geçirecek olursak orada esaslı ilkelerin tespit ve ifade edilmiş olduğunu görürüz. İzin buyurursanız bu ilkeleri burada birer birer birer sayacağım : 1- Hükümetin kurulması zorunludur. 2- Geçici olarak bir hükümet başkanı seçmek ya da Padişah'a bir vekil tanımak olanaklı değildir. 3- Meclis'te yoğunlaşan ulusal iradenin, doğrudan doğruya yurdun yazgısına el koymuş olduğunu kabul etmek temel ilkedir. Türkiye Büyük Millet Meclisi'nin üstünde bir güç yoktur. 4- Türkiye Büyük Millet Meclisi yasama ve yürütme yetkilerini kendisinde toplar. Meclis'ten seçilecek ve vekil olarak görevlendirilecek bir heyet, hükümet işlerine bakar. Meclis başkanı, bu heyetin de başkanıdır. Not : Padişah ve Halife, baskı ve zorlamadan kurtulduğu zaman Meclis'in düzenleyeceği yasal esaslar çerçevesinde durumunu alır. Beyler, bu ilkelere dayanan bir hükümetin niteliği kolaylıkla anlaşılabilir. Böyle bir hükümet, ulusal egemenlik temeline dayanan halk hükümetidir. Cumhuriyet'tir. Böyle bir hükümetin kurulmasında ana ilke, güçler birliği kuramıdır. Zaman geçtikçe bu ilkelerin taşıdığı kavramlar anlaşılmaya başladı. İşte o zaman tartışılar ve olaylar birbirini kovaladı. Türkiye Büyük Millet Meclisi, Başkanlığı'na Beni Seçti Saygıdeğer Beyler, açık ve gizli oturumlarda, bir iki gün süren konuşma ve açıklamalardan ve işaret ettiğim ilkeleri içine alan öneriyi yaptıktan sonra, yüce Meclis beni başkanlığa seçmekle bana karşı genel güvenini gösterdi. Burada ufak bir noktayı da açıklamalıyım : Anımsarsınız ki oluşmaya başlayan ulusal birliği, ulusun coşmasına ve uyanmasına bağlamaktan çok, kişisel girişim eseri sayıyorlardı. Burada benim girişimlerde bulunmamın engellenmesini önemli görüyorlardı. Beni ulusa ve hükümete reddettirmekten ve lanetletmekten yarar umuyorlardı. Yapılan propaganda da ben reddedildiğim ve lanetlendiğim takdirde, ulus ve devlet aleyhinde hiçbir harekette bulunulmayacak; bütün kötülüklerin nedeni benim şahsımdır; bir adam için, bir ulusun pek çok tehlikeleri göze alması akla sığmaz, biçimindeydi. Hükümet ve düşmanlar, benim şahsımı, ulusa karşı bir silah gibi kullanıyordu. Bu nedenle, 24 Nisan 1920 günü, gizli bir oturumda, Meclis'e bu durumu açıkladım. Başkanlık seçiminde, bunun da bir sakınca olarak dikkate alınmasını ve yalnız ulus ve ülkenin esenliği düşünülerek oy ve kararların isabetle verilmesini rica ettim. Bakanlar Kurulu'nun Kurulması Beyler, Büyük Millet Meclisi, Bakanların seçimiyle ilgili 2 Mayıs 1920 tarihli yasayla, Genelkurmay işlerini de yürütmek üzere, Büyük Millet Meclisi'nde 11 bakanlı bir Bakanlar Kurulu meydana getirdi. Görülüyor ki Meclis'in açılış tarihi olan 23 Nisandan beri bir hafta kadar zaman geçmiş bulunuyor. Bu süre içinde ülke ve ulus işleri ve özellikle yıkıcı akım ve etkinliklere karşı önlem alma hususu elbette bir an bile gecikemezdi ve gecikmemiştir. Yalnız, Bakanlar Kurulu'nun seçimiyle ilgili yasa çıktığı zaman, Meclis'çe Bakanlığa seçilen kimselerden bazıları, daha önce fiilen göreve başlamışlar ve bana yardım ediyorlardı. Bu arada İsmet Paşa Hazretleri de Genelkurmay işlerini üstlenmiş bulunuyordu. Beyler, bu ilgiyle bir noktayı belirtmeyi gerekli buluyorum. O günlerde, mevcut arkadaşların hangi işlerde görevlendirileceklerinin uygun olacağı düşünülürken Genelkurmay Başkanlığı için İsmet Paşa'yı yeğlemiştim. Ankara'da bulunan Refet Paşa, beni özel olarak görerek bilgi vermemi istedi. Anlamak istediği, Genelkurmay Başkanlığı'nın en yüksek askeri makam olup olmadığı noktasıydı. Benden, söz konusu makamın en yüksek askeri makam olduğu ve ondan daha yüksek makamın Millet Meclisi olacağı yanıtını alınca, buna itiraz etti. İsmet Paşa'nın, başkomutanlık demek olan bu durumuna razı olamayacağını söyledi. Görevin çok önemli ve nazik olduğunu, benim bütün arkadaşlar hakkındaki bilgi ve yansızlığıma güvenmenin uygun olacağını söyledim. Kendisinin böyle bir iddiada bulunmasının yakışık almadığını da ekledim. Beyler, daha sonra Batı Cephesi Karargahı'nda görüştüğüm Fuat Paşa da, İsmet Paşa'nın Genelkurmay Başkanlığı'na kesinlikle karşı çıktı. Fuat Paşa'yı da duruma en uygun olan çözüm yolunun kabulündeki zorunluluğa inandırmaya çalıştım. Refet ve Fuat Paşa'ların kendilerine özgü bazı düşüncelerine ekledikleri itiraz şuydu : Kendileri daha önce Anadolu'da benimle birlikte çalışmışlar. Ancak İsmet Paşa sonradan katılmış. Oysa bundan önceki konuşmalarımda, sırası ve yeri geldiği için arz etmiştim ki, İsmet Paşa, benim İstanbul'dan ayrılmamdan önce benimle işbirliği yapmıştı. Daha sonra Anadolu'ya gelmiş ve birlikte çalışmıştık. Ancak Fevzi Paşa Hazretleri'nin Harbiye Nazırlığı'na gelmesi üzerine bazı önemli düşüncelerle ve özel görevle yine İstanbul'a gönderilmişti. Bu bakımdan düşünce ve işbirliğinde kıdem söz konusu olamazdı. Genelkurmay işlerinin ilk kez İsmet Paşa'ya verilmesinde isabetsizlik olsaydı, bu konuda Fevzi Paşa Hazretleri'nin de beni uyarmaları bir yurt görevi olurdu. Oysa Paşa Hazretleri, tersine bu görevlendirmeyi pek yerinde bulmuş ve kendileri, önerilen edilen Milli Savunma Bakanlığı'nı çok içten bir duyguyla derhal kabul buyurmuştur. İsmet Paşa'nın, gerek Genelkurmay Başkanlığı'nda gerek daha sonraki Cephe Komutanlığı'nda gösterdiği liyakat ve üstün çaba, kendisine görev vermekte doğru hareket ettiğimi fiilen kanıtlamış bulunduğu için, ulusa karşı, orduya karşı ve tarihe karşı tam bir iç huzuru içindeyim. Vatan Hainliği Yasası ile İstiklal Mahkemeleri Kurulması Beyler, Meclis, 29 Nisan 1920 tarihinde Vatan Hainliği Yasası'nı ve sonraki aylarda İstiklal Mahkemeleri Yasaları'nı da çıkarmakla, inkılâbın doğal gereklerini yerine getirmiş oldu. Beyler, İstanbul'un işgalinden sonra başlayan birtakım yıkıcı akımlara, olaylara, isyanlara değinmiştik. Bunlar hızla ülkenin her yerinden birbiri ardınca ortaya çıktı ve sürüp gitti. İstanbul'da Damat Ferit Paşa , derhal yeniden iktidar konumuna getirildi. Damat Ferit Paşa Kabinesi, İstanbul'daki bütün yıkıcı ve hain kuruluşların meydana getirdiği blok, bu bloğun Anadolu içindeki bütün isyan örgütü, bütün düşmanlar ve Yunan ordusu elbirliğiyle aleyhimizde etkinliğe geçtiler. Bu ortak saldırı politikasının talimatı da Padişah ve Halife'nin, düşman uçakları da dahil olduğu halde, her türlü araçla ülkeye yağdırdığı "Padişah'a Karşı Ayaklanma" fetvasıydı. Bu genel, çeşitli ve haince saldırılara karşı, biz de daha Meclis açılmadan önce, Afyonkarahisar'da, Eskişehir'de ve bütün demiryolu boyunda bulunan düşman birliklerini Anadolu'dan çıkarmak, Geyve, Lefke, Carablus köprülerini yıkmak ve Meclis toplanır toplanmaz Anadolu alimlerinin fetvasını almak suretiyle karşı önlemlere giriştik.
|